Egemen Hukuk Bürosu
Bedelsiz senedin icra takibine konulması ve borçlunun itirazı

Bedelsiz Senet İcraya Konulursa Ne Yapılmalıdır?

Bir senedin üzerinde borçlunun imzasının bulunması, o senedin arkasındaki hukuki ilişkinin hiçbir zaman tartışılamayacağı anlamına gelmez. Senet belirli bir malın teslimi, bir hizmetin yerine getirilmesi, ödünç para verilmesi veya başka bir sözleşme kapsamında düzenlenmiş olabilir. Tarafların kararlaştırdığı edim hiç yerine getirilmediğinde ya da senetle güvence altına alınan borç başka bir nedenle ortadan kalktığında, uygulamada “bedelsiz senet” olarak ifade edilen uyuşmazlıklarla karşılaşılır.

Bedelsizlik kavramı tek bir durumu anlatmaz. Örneğin bir kişi satın alacağı mal karşılığında bono vermiş ancak mal hiç teslim edilmemiş olabilir. Senet yalnız teminat amacıyla verilmiş ve teminat altına alınan borç hiç doğmamış olabilir. Taraflar daha sonra sözleşmeyi sona erdirmiş fakat senet borçluya geri verilmemiş olabilir. Senette yazılı borç başka bir yolla tamamen ödenmiş olmasına rağmen senet alacaklının elinde kalmış da olabilir. Bu olayların her birinde “bedelsizlik” iddiasının hukuki temeli ve ispat biçimi ayrıca belirlenmelidir.

Kambiyo senetlerinin önemli özelliklerinden biri, senetten doğan hakkın temel borç ilişkisinden belirli ölçüde bağımsız olmasıdır. Bu sebeple “karşılığında mal gelmedi” veya “sözleşme gerçekleşmedi” denilmesi, tek başına icra dosyasını kendiliğinden sona erdirmez. Özellikle senet üçüncü kişiye devredilmişse, borçlunun temel ilişkiden kaynaklanan kişisel savunmalarını yeni hamile karşı ileri sürüp süremeyeceği Türk Ticaret Kanunu'nun kambiyo senetlerinde def'ilere ilişkin hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.

Senet hâlen ilk lehtarın elindeyse taraflar arasındaki temel ilişkinin incelenmesi daha doğrudan önem kazanabilir. Örneğin alıcı, satıcıya teslim edilecek makine karşılığında bono vermiş ancak satıcı makineyi hiç teslim etmemişse, senedin neden ve hangi koşulla düzenlendiği uyuşmazlığın merkezinde yer alacaktır. Buna rağmen borçlu yalnız “malı almadım, dolayısıyla hiçbir şey yapmama gerek yok” düşüncesiyle hareket etmemelidir. Senet kambiyo takibine konulduğu anda icra hukukunun kendine özgü süreleri devreye girer.

İcra ve İflas Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borçlu, borca ilişkin itirazını ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine bildirmelidir. Bu süre genel haciz yolundaki yedi günlük itiraz süresiyle karıştırılmamalıdır. Başvurunun icra dairesine değil, kanunda öngörülen şekilde icra mahkemesine yapılması da önem taşır.

Bedelsizlik iddiasının ileri sürülmesi kadar nasıl ispatlanacağı da önemlidir. İİK'nın 169/a maddesi, borçlunun borçlu olmadığını veya borcun itfa ya da imhal edildiğini hangi belgelerle ortaya koyabileceğine ilişkin özel bir ispat sistemi öngörmektedir. Bu nedenle temel ilişkiye ilişkin sözleşme, teslim tutanağı, banka kayıtları, alacaklının imzasını taşıyan belgeler, protokoller ve senedin hangi amaçla verildiğini gösteren diğer deliller dosyanın özelliğine göre önem kazanabilir. Her belgenin icra mahkemesindeki etkisi aynı değildir.

Burada “teminat senedi” kavramı da dikkatle kullanılmalıdır. Bir bononun taraflar arasında teminat amacıyla verilmiş olması, üzerinde “teminat” kelimesinin bulunması veya taraflardan birinin senedi bu şekilde nitelendirmesi her olayda aynı sonucu doğurmaz. Senedin hangi ilişkinin teminatı olduğu, bu ilişkinin senetle bağlantısının kurulup kurulamadığı ve kambiyo vasfını etkileyen bir kayıt bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir. Bedelsizlik ile kambiyo vasfının bulunmaması birbirinden farklı hukuki itirazlardır.

Senet üçüncü kişiye ciro edilmişse inceleme daha hassas hâle gelir. Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesinde, kambiyo borçlusunun düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle doğrudan ilişkilerine dayanan def'ileri hamile karşı ileri süremeyeceği; ancak hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinin bunun dışında olduğu düzenlenmiştir. Bono bakımından da ilgili poliçe hükümleri uygulanır. Bu düzenleme, bedelsizlik iddiasının senedi devralan her kişiye karşı otomatik olarak ileri sürülememesinin temel nedenlerinden biridir.

Örneğin bir bono, teslim edilmesi kararlaştırılan ürünlerin bedeli için düzenlenmiş ve ürünler hiç teslim edilmemiş olabilir. Senet hâlen ürünü teslim etmesi gereken kişinin elindeyse borçlunun temel ilişkiye ilişkin savunması ile senet arasındaki bağlantı önemlidir. Fakat aynı senet ciro yoluyla başka bir hamile geçmişse, artık yeni hamilin hukuki konumu ve senedi hangi şartlarda iktisap ettiği de değerlendirmeye dahil olur. Aynı “bedelsiz senet” iddiası bu iki olayda aynı hukuki sonucu vermeyebilir.

Bedelsiz olduğu ileri sürülen senet henüz icra takibine konulmamışsa da uyuşmazlığın niteliğine göre önleyici hukuki yollar gündeme gelebilir. Borçlu olmadığının tespiti veya senedin iadesi gibi talepler bakımından temel ilişkinin özellikleri değerlendirilmelidir. Takip başladıktan sonra ise menfi tespit davası ile kambiyo takibindeki itiraz yollarının birbirinden farklı kurumlar olduğu unutulmamalıdır. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davasının takip üzerindeki etkisi de davanın takipten önce veya sonra açılmasına göre farklılık gösterebilir.

Bu sebeple bedelsiz senet uyuşmazlığında yalnız senedin ön yüzüne bakmak yeterli değildir. Senedin kim tarafından kime verildiği, hangi sözleşme nedeniyle düzenlendiği, karşı edimin yerine getirilip getirilmediği, senedin ciro edilip edilmediği, mevcut hamilin kim olduğu ve borçlunun iddiasını hangi belgelerle destekleyebildiği birlikte incelenmelidir.

Bedelsiz olduğunu düşündüğünüz bir senedin icraya konulmuş olması, borcun mutlaka ödenmesi gerektiği anlamına gelmediği gibi, “senet bedelsizdir” demek de takibi kendiliğinden durdurmaz. Kambiyo hukukunun senede sağladığı koruma ile temel ilişkiden kaynaklanan savunmalar arasındaki denge, doğru hukuki yolun süresinde kullanılmasını gerektirir.