Egemen Hukuk Bürosu
Mahkeme kararına dayalı ilamlı icra takibi

İlamlı İcra Nedir?

Bir davayı kazanmak ile mahkeme kararında yazılı hakkı fiilen elde etmek her zaman aynı anda gerçekleşmez. Mahkeme karşı tarafın belirli bir parayı ödemesine, bir taşınırı teslim etmesine, taşınmazı tahliye etmesine veya belirli bir işi yapmasına karar verebilir. Karşı taraf mahkeme kararını kendiliğinden yerine getirirse ayrıca cebri icraya ihtiyaç kalmaz. Karara rağmen yükümlülük yerine getirilmiyorsa devletin cebri icra mekanizması devreye girer. İlamlı icra, mahkeme ilamının veya kanunun ilam niteliğinde kabul ettiği bir belgenin icra organları aracılığıyla zorla yerine getirilmesini sağlayan takip yoludur.

İlamsız icradan farklı olarak ilamlı icranın temelinde, kural olarak önceden verilmiş bir mahkeme kararı bulunmaktadır. İlamsız takipte alacaklı bazı para ve teminat alacakları için önceden dava açıp hüküm almadan icra takibi başlatabilir. İlamlı icrada ise alacaklının elinde icraya elverişli bir ilam veya ilam niteliğinde belge vardır. Bu farklılık, borçlunun takibe karşı kullanabileceği hukuki yolları da değiştirir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 24 ve devamındaki hükümlerinde farklı ilam türlerinin nasıl yerine getirileceği düzenlenmiştir. Taşınır teslimine ilişkin bir karar ile çocuk teslimi dışındaki bir para alacağına ilişkin hükmün icrası aynı şekilde gerçekleşmez. Taşınmazın tahliye ve teslimi, bir işin yapılması veya yapılmaması ve irtifak hakkına ilişkin kararların icrasında da kararın niteliğine uygun farklı işlemler uygulanır. Bu sebeple “ilamlı icra” tek bir işlemden değil, mahkeme kararının içeriğine göre şekillenen bir cebri icra sisteminden oluşur.

Para veya teminat verilmesine ilişkin ilamların icrasında İİK'nın 32. maddesi özel önem taşır. Alacaklı, hükmü icra dairesine sunarak ilamlı takip başlatabilir. İcra dairesi bunun üzerine borçluya bir icra emri gönderir. İcra emrinde, hükmedilen borcun ve takip giderlerinin kanunda belirtilen süre içerisinde yerine getirilmesi gerektiği; aksi hâlde cebri icraya devam edileceği bildirilir.

İlamlı icranın en önemli özelliklerinden biri, borçlunun ilamsız takipte olduğu gibi yalnızca “borca itiraz ediyorum” diyerek takibi durduramamasıdır. Bunun nedeni açıktır: alacağın veya hakkın varlığı hakkında daha önce bir yargılama yapılmış ve mahkeme hüküm kurmuştur. İcra dairesinin görevi bu hükmün doğruluğunu yeniden tartışmak değil, hükümde yazılı sonucu yerine getirmektir.

Bu durum borçlunun hiçbir hukuki imkâna sahip olmadığı anlamına gelmez. İlamın verilmesinden sonra borcun ödendiği, ertelendiği veya zamanaşımına uğradığı gibi iddialar belirli şartlar altında icra mahkemesinde ileri sürülebilir. İİK'nın 33. maddesi, icra emrinin tebliğinden önceki döneme veya ilamdan sonraki döneme ilişkin bazı itfa, imhal ve zamanaşımı iddialarının nasıl değerlendirileceğini özel olarak düzenlemektedir. Dolayısıyla ilamlı takipte savunma sistemi vardır; ancak bu sistem genel haciz yolundaki sıradan ödeme emrine itiraz sisteminden farklıdır.

Mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulmuş olması da tek başına kararın icrasını her durumda durdurmaz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 350 ve 367. maddelerinde kanun yoluna başvurmanın kararın icrasına etkisi düzenlenmiştir. Genel kural, kanun yoluna başvurunun kararın icrasını kendiliğinden durdurmamasıdır. Bununla birlikte kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmazın aynına ilişkin bazı kararlar gibi kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlar bulunmaktadır. Bu nedenle “karar kesinleşmediği için icraya konulamaz” şeklinde bütün mahkeme kararlarını kapsayan genel bir kural yoktur.

Kesinleşmesi gerekmeyen bir kararın icrası söz konusuysa, borçlu kanun yoluna başvururken gerekli şartları yerine getirerek icranın geri bırakılması kurumundan yararlanmayı talep edebilir. İİK'nın 36. maddesinde düzenlenen bu mekanizma, ilamlı icra bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Ancak istinaf veya temyiz başvurusunun yapılmış olması ile icranın geri bırakılması kararı alınması aynı şey değildir.

İlamlı takip yalnız ana alacaktan da ibaret olmayabilir. Mahkeme kararında hükmedilen yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ile kararın içeriğine göre faiz gibi fer'î alacaklar da icra dosyasına konu olabilir. Buna karşılık icra dairesi mahkeme hükmünü genişletemez veya değiştiremez. Takip talebinin ilamda hükmedilen hakla uyumlu olması gerekir. Hükümde bulunmayan bir alacağın yalnız ilama dayanılarak tahsil edilmeye çalışılması ayrı bir uyuşmazlık yaratabilir.

Örneğin mahkeme davalının 300.000 TL'yi faiziyle birlikte davacıya ödemesine karar vermiş olsun. Davalı kararı kendiliğinden yerine getirmezse alacaklı ilamlı icra takibi başlatabilir. Borçluya icra emri gönderilir ve süresinde ödeme yapılmazsa haciz aşamasına geçilebilir. Borçlu ise mahkemenin “aslında yanlış karar verdiğini” icra dairesinde yeniden tartışamaz; bu iddiasını varsa kanun yolu sürecinde ileri sürmesi gerekir.

İlamlı icrada mahkeme kararının hüküm fıkrası özel önem taşır. İcra organları, kararın gerekçesinden hareketle yeni bir hak yaratamaz veya hüküm fıkrasının kapsamını değiştiremez. Bu nedenle kararın neye hükmettiği, taraflara hangi yükümlülükleri yüklediği ve hükmün icraya elverişli olup olmadığı takip başlamadan önce dikkatle incelenmelidir.

Mahkeme salonunda verilen karar, hakkın hukuken tanınmasını sağlar; fakat borçlu karara uymadığında bu hakkın fiilen elde edilmesi için ikinci bir aşama gerekebilir. İlamlı icra, yargılama sonucunda verilen hüküm ile o hükmün gerçek hayatta uygulanması arasındaki bağlantıyı kurar. Hangi kararın kesinleşmeden icra edilebileceği, hangi takip türünün kullanılacağı ve borçlunun hangi hukuki imkânlara sahip olduğu ise ilamın içeriğine göre ayrı ayrı belirlenmelidir.