Egemen Hukuk Bürosu
Mahkeme kararının icra dairesinde takibe konulması

Mahkeme Kararı Nasıl İcraya Konulur?

Bir davanın yıllar süren yargılama sonunda kazanılması önemli bir aşamadır; ancak mahkeme kararının verilmesi, karşı tarafın hükümde yazılı borcu aynı gün yerine getireceği anlamına gelmez. Mahkeme bir miktar paranın ödenmesine, taşınırın teslimine, taşınmazın tahliyesine veya başka bir edimin yerine getirilmesine karar verdiği hâlde borçlu karara uymuyorsa, kararın cebren uygulanması için ilamlı icra takibi gündeme gelir.

Mahkeme kararını icraya koymadan önce yapılacak ilk inceleme, hükmün kesinleşmesinin gerekip gerekmediğidir. Çünkü her mahkeme kararının icra edilebilmesi için kesinleşmesi şart değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinde kanun yoluna başvurmanın kararın icrasını durdurmayacağı temel kural olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal üzerindeki ayni haklara ilişkin kararlar gibi kesinleşmeden yerine getirilemeyecek hükümler bulunmaktadır. Özel kanunlarda da kesinleşme şartı öngörülebilir.

Bu ayrım uygulamada çok önemlidir. Örneğin yalnız bir para alacağına hükmeden karar bakımından, kararın istinaf edilmiş olması kural olarak alacaklının ilamlı icra takibi başlatmasına engel değildir. Buna karşılık kesinleşmeden icra edilemeyecek nitelikte bir hüküm söz konusuysa kararın kesinleşme durumu kontrol edilmeden takip başlatılması mümkün değildir. Bu yüzden “gerekçeli karar çıktı, hemen icraya verebilir miyim?” sorusunun cevabı kararın ne hakkında verildiğine bağlıdır.

İcraya elverişli bir karar bulunduğunda alacaklı, ilamlı takip talebiyle icra dairesine başvurabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 34. maddesi uyarınca ilamların icrası Türkiye'deki herhangi bir icra dairesinden talep edilebilir. Bu özellik ilamlı icrayı bazı diğer takip yollarından ayırır. Borçlunun başka bir şehirde bulunması, tek başına ilamın yalnız o yerde icraya konulmasını zorunlu kılmaz.

Takip talebinde mahkeme kararına ve tahsil edilmesi veya yerine getirilmesi istenen hususlara uygun bir talep oluşturulmalıdır. Para alacağı söz konusuysa hükmedilen asıl alacak, kararın içeriğine göre faiz, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi kalemler ayrı ayrı değerlendirilir. İcra takibinde mahkemenin verdiği hükmün dışına çıkılamaz. İcra dairesi, hükümde bulunmayan yeni bir alacak yaratamayacağı gibi kararın kapsamını da genişletemez.

Takip başlatıldıktan sonra icra dairesi borçluya kararın niteliğine uygun bir icra emri gönderir. Para veya teminat verilmesine ilişkin ilamların icrasında İİK'nın 32. maddesi uyarınca borçluya, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmolunan şeyi vermesi veya yapması gerektiği bildirilir. Borçlu bu süre içerisinde borcu yerine getirmez ve icranın geri bırakılması yönünde sonuç doğuran bir karar da bulunmazsa cebri icra işlemlerine devam edilebilir.

Para alacağına ilişkin bir ilamda bu aşamadan sonra borçlunun malvarlığı üzerinde haciz işlemleri gündeme gelebilir. Banka hesapları, üçüncü kişilerdeki alacaklar, araçlar, taşınmazlar veya haczi mümkün diğer malvarlığı değerleri takip konusu olabilir. Haczedilen malların niteliğine göre daha sonra satış ve elde edilen bedelin alacaklıya ödenmesi aşamalarına geçilebilir.

Ancak mahkeme kararının konusu her zaman para değildir. Bir taşınırın teslimine ilişkin ilamın icrası İİK m.24, çocuk teslimi dışındaki bazı teslim ve yapma borçları farklı hükümler, taşınmazın tahliye ve teslimine ilişkin ilamlar ise İİK m.26 ve devamındaki düzenlemeler çerçevesinde yerine getirilir. Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin hükümlerde de takip süreci kararın niteliğine göre şekillenir. Bu nedenle her mahkeme kararı “borçlu ödeme yapmazsa hacze gidilir” mantığıyla icra edilmez.

İlamlı takip başladıktan sonra borçlunun kullanabileceği hukuki yollar da ilamsız icradan farklıdır. Borçlu, genel haciz yolunda olduğu gibi yalnız icra dairesine “borca itiraz ediyorum” diyerek mahkeme hükmünü etkisiz hâle getiremez. İlamdan sonra borcun ödendiği, ertelendiği veya zamanaşımına uğradığı iddiası varsa İİK'nın 33. maddesindeki özel düzenlemeler gündeme gelebilir.

Kararın istinaf veya temyiz edilmiş olması da takip dosyasının otomatik olarak durduğu anlamına gelmez. Kesinleşmeden icra edilebilen bir hüküm söz konusuysa borçlunun, şartları mevcutsa İİK m.36 kapsamında icranın geri bırakılması yoluna başvurması gerekebilir. Kanun yoluna başvurmak ile icranın geri bırakılmasını sağlamak birbirinden ayrı işlemlerdir.

İcraya koyma aşamasında faiz hesabı da dikkat gerektirir. Mahkeme hükmünde faizin türü ve başlangıç tarihi açıkça gösterilmişse takip bu hükme uygun kurulmalıdır. Kararın hüküm fıkrasında yer almayan veya hükmü aşan bir faiz talebinin takip dosyasına eklenmesi uyuşmazlık yaratabilir. Aynı şekilde yargılama gideri ve karşı vekâlet ücretinin kimin lehine ve hangi miktarda hükmedildiği de doğrudan kararın hüküm kısmından belirlenmelidir.

Bir mahkeme kararının icraya konulmasında en önemli belge bu nedenle kararın hüküm fıkrasıdır. Gerekçede yapılan açıklamalar hükmün nasıl yorumlanacağı bakımından önem taşısa da icra organı gerekçeden hareketle hükümde bulunmayan yeni bir yükümlülük oluşturamaz. İcraya konulacak talep, hüküm fıkrasının sınırları içinde kalmalıdır.

Mahkeme kararını icraya koymak yalnızca “kararı icra dairesine vermek” şeklinde mekanik bir işlem değildir. Önce kararın kesinleşme gerektirip gerektirmediği, ardından hükmün neyi içerdiği, hangi icra usulünün uygulanacağı ve hangi alacak kalemlerinin talep edilebileceği belirlenmelidir. Doğru kurulan bir ilamlı takip, mahkemede kazanılmış hakkın kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen yerine getirilmesini sağlayan son derece önemli bir aşamadır.