Egemen Hukuk Bürosu
Kesinleşmeden icraya konulabilen mahkeme kararları

Mahkeme Kararı Kesinleşmeden İcraya Konulabilir mi?

Bir mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz yolunun açık olması, kararın mutlaka kanun yolu süreci bittikten sonra icra edilebileceği anlamına gelmez. Hukukumuzda temel kural bunun tersidir. Bir kararın icraya konulabilmesi için kural olarak kesinleşmiş olması aranmaz. Kesinleşme şartı, kanunun açıkça öngördüğü kararlar bakımından gündeme gelir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinde, kanun yoluna başvurmanın kararın icrasını durdurmayacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin verdiği bir hükme karşı istinaf başvurusu yapılması veya şartları varsa bölge adliye mahkemesi kararının temyiz edilmesi, tek başına ilamlı icra takibine engel oluşturmaz. Karar kesinleşmeden icra edilebilir nitelikteyse alacaklı kanun yolu incelemesinin sonucunu beklemeden takibe başlayabilir.

Bu kural özellikle para alacağına ilişkin kararlarda karşımıza çıkar. Örneğin mahkeme davalının davacıya 500.000 TL ödemesine karar vermiş ve hüküm henüz kesinleşmemiş olabilir. Kararın niteliği itibarıyla kesinleşmeden icrası mümkünse alacaklı ilamlı takip başlatabilir. Davalının “kararı istinaf ettim” demesi, takip dosyasını kendiliğinden durdurmaz.

Ancak her karar bakımından aynı kural uygulanmaz. HMK m.367'de kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların kesinleşmedikçe yerine getirilemeyeceği düzenlenmiştir. Bunun yanında özel kanun hükümleri nedeniyle kesinleşmesi gereken başka kararlar da bulunabilir. Dolayısıyla kararın yalnız hangi mahkeme tarafından verildiğine değil, hükmün konusuna da bakılması gerekir.

Aile hukukunda bu ayrım özellikle dikkat çekicidir. Örneğin boşanma hükmünün kişisel durum üzerindeki sonucu ile aynı karar içinde yer alan bazı para alacaklarının icrası aynı hukuki değerlendirmeye tabi olmayabilir. Yargılama gideri, vekâlet ücreti, nafaka veya tazminat gibi hüküm bölümlerinin icrası bakımından kararın niteliği ve ilgili içtihatlar ayrıca incelenmelidir. “Boşanma kararı kesinleşmedi, o hâlde kararın hiçbir bölümü icra edilemez” şeklinde kategorik bir yaklaşım her durumda doğru sonuca götürmez.

Taşınmaz uyuşmazlıklarında da kararın içeriği belirleyicidir. Kanunda sözü edilen husus taşınmazla ilgili her türlü karar değil, taşınmaz mal üzerindeki ayni haklara ilişkin kararlardır. Mülkiyet, tapu iptali ve tescil gibi ayni hakkı doğrudan etkileyen hükümlerle taşınmazla bağlantılı olmakla birlikte kişisel hakka dayanan her uyuşmazlığın aynı kategoride değerlendirilmemesi gerekir.

Kesinleşmeden icra edilebilen bir karar hakkında borçlunun kanun yoluna başvurmuş olması ise önemsiz değildir. Borçlu, gerekli şartları yerine getirerek İcra ve İflas Kanunu'nun 36. maddesi kapsamında icranın geri bırakılmasını talep edebilir. Bu kurum, kararın istinaf veya temyiz incelemesi devam ederken icra işlemlerinin kanundaki şartlarla durdurulmasını sağlayabilir.

Burada iki işlem birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz başvurusunda bulunmaktır. İkincisi ise devam eden icra takibi bakımından icranın geri bırakılmasının sağlanmasıdır. Kanun yoluna başvurmak, tek başına icranın geri bırakılması kararı anlamına gelmez. Borçlunun yalnız istinaf dilekçesi vermiş olması nedeniyle icra dairesinin kendiliğinden bütün işlemleri durdurması beklenemez.

İcranın geri bırakılması sürecinde teminat konusu da önem taşır. İİK m.36, borçlunun hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat etmesi, kabul edilebilir bir teminat göstermesi veya kanunda öngörülen diğer şartların gerçekleşmesi üzerinden özel bir sistem kurmuştur. Uygulanacak işlem, ilamın niteliğine ve takip dosyasının durumuna göre belirlenir.

Kararın kesinleşip kesinleşmediği ile kesinleşme şerhi de birbirinden ayrılmalıdır. Kesinleşmesi zorunlu olmayan bir mahkeme kararının sırf üzerinde kesinleşme şerhi bulunmadığı için icraya konulamayacağı söylenemez. Buna karşılık kanunen kesinleşmeden icra edilemeyecek bir karar bakımından kararın kesinleştiğinin belirlenmesi gerekir.

Bir başka önemli ihtimal, karar icra edildikten sonra kanun yolu incelemesi sonucunda hükmün kaldırılması veya bozulmasıdır. İcra ve İflas Kanunu'nun 40. maddesi, bir ilamın icrasından sonra o ilamı ortadan kaldıran kanun yolu kararlarının icra dosyasına etkisine ilişkin hükümler içerir. Bu nedenle kesinleşmeden icra imkânı, kanun yolu incelemesinin ileride doğurabileceği sonuçlardan bağımsız değildir.

Mahkeme kararının kesinleşmeden icra edilip edilemeyeceğini değerlendirirken kararın adı yerine hüküm fıkrasında neye karar verildiğine bakmak daha sağlıklıdır. Aynı karar içerisinde farklı nitelikte hükümler bulunması mümkündür ve bunların icra edilebilirlik koşulları birbirinden ayrılabilir.

Bu sebeple “Kararı istinaf ettim, icra başlayamaz” veya “Davayı kazandım, karar ne olursa olsun hemen icraya koyabilirim” şeklindeki iki yaklaşım da güvenli değildir. Temel kural kararların kesinleşmeden icra edilebilmesidir; kesinleşme zorunluluğu ise kanunun öngördüğü istisnalarda ortaya çıkar. İcraya başlamadan veya başlamış takibe karşı hareket etmeden önce hükmün konusu, kesinleşme şartı ve varsa icranın geri bırakılması imkânı birlikte değerlendirilmelidir.