Egemen Hukuk Bürosu
İlamlı icra takibinde borçluya gönderilen icra emri

İlamlı İcrada İcra Emri Nedir?

Posta yoluyla veya elektronik tebligat sistemi üzerinden gelen belgede “icra emri” yazması, borçlu açısından sıradan bir ödeme talebinden farklı bir hukuki durumu ifade eder. Çünkü icra emrinin arkasında kural olarak daha önce verilmiş bir mahkeme kararı veya kanunun ilam niteliğinde kabul ettiği bir belge bulunmaktadır. Bu nedenle icra emri alan kişinin ilk olarak belgenin hangi karara dayandığını ve kendisinden tam olarak neyin yerine getirilmesinin istendiğini incelemesi gerekir.

İcra emri ile ödeme emri günlük kullanımda birbirinin yerine söylense de hukuken aynı belge değildir. İlamsız icrada borçluya gönderilen ödeme emri, alacaklının doğrudan takip talebi üzerine düzenlenebilir ve borçlu kanundaki şartlarla borca veya imzaya itiraz edebilir. İlamlı icrada gönderilen icra emrinde ise daha önce verilmiş bir hüküm bulunmaktadır. Borçlu, mahkemenin hükmettiği borcu icra dairesine basit bir itiraz dilekçesi vererek yeniden tartışmaya açamaz.

Para veya teminat verilmesine ilişkin ilamların icrasında temel düzenleme İcra ve İflas Kanunu'nun 32. maddesidir. Alacaklının ilamı icra dairesine vermesi üzerine borçluya bir icra emri tebliğ edilir. Bu emirde borçluya, hükmolunan borcu ve takip giderlerini yedi gün içinde ödemesi veya yerine getirmesi gerektiği bildirilir. Borç yerine getirilmezse alacaklı cebri icra işlemlerinin devamını isteyebilir.

Yedi günlük sürenin anlamı doğru anlaşılmalıdır. Bu süre, ilamsız takipteki “yedi gün içinde itiraz edersem takip durur” sistemiyle aynı değildir. İlamlı icrada mahkeme hükmü zaten mevcuttur. Borçlu “mahkeme yanlış karar verdi”, “davayı benim kazanmam gerekirdi” veya “alacak aslında hiç doğmadı” gibi yargılamada ileri sürülmesi gereken savunmaları icra dairesine itiraz ederek yeniden inceletemez. Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa bunun yeri, şartları mevcut olduğu ölçüde kanun yolu incelemesidir.

Bununla birlikte icra emri alan borçlunun savunmasız olduğu da düşünülmemelidir. Mahkeme kararının verilmesinden sonra borç ödenmiş olabilir. Alacaklı borçluya süre vermiş veya borcun ifasını ertelemiş olabilir. İlamın icrası bakımından zamanaşımı iddiası ortaya çıkabilir. İİK'nın 33. maddesi, ilamlı icrada itfa, imhal ve zamanaşımı iddialarının hangi şartlarda ileri sürülebileceğini özel olarak düzenlemektedir.

Örneğin mahkeme 200.000 TL'nin alacaklıya ödenmesine karar vermiş, borçlu kararın ardından bu tutarı banka yoluyla tamamen ödemiş olabilir. Alacaklı buna rağmen aynı ilamı icraya koyarsa borçlunun “mahkeme kararı var, artık hiçbir şey yapamam” demesi gerekmez. Burada tartışılan husus mahkemenin verdiği kararın doğruluğu değil, karardan sonra borcun yerine getirilmiş olmasıdır. Bu iddianın hangi belgeyle ve hangi usulle ileri sürülebileceği ise İİK'nın ilamlı icraya ilişkin hükümlerine göre değerlendirilir.

İcra emrinin içeriğinin mahkeme kararıyla uyumlu olup olmadığı da kontrol edilmelidir. Alacaklı ilamda hükmedilenden daha fazla ana para, hükümle bağdaşmayan faiz veya kararda bulunmayan başka bir alacak kalemi talep etmiş olabilir. İcra dairesi mahkeme hükmünü genişletemez. Takibin ilama aykırı olduğu düşünülüyorsa bunun niteliğine göre icra mahkemesinde şikâyet veya kanunun tanıdığı diğer başvuru yolları gündeme gelebilir.

İcra emri yalnız para borçları için kullanılan tek tip bir belge de değildir. Taşınır teslimi, taşınmazın tahliye ve teslimi veya bir işin yapılması ya da yapılmaması gibi ilamların yerine getirilmesinde kararın niteliğine göre farklı icra hükümleri uygulanır. Bu nedenle icra emrinde belirtilen sürenin ve borçluya yüklenen davranışın hangi tür ilama dayandığı mutlaka kontrol edilmelidir.

Borçlu mahkeme kararını istinaf veya temyiz etmişse başka bir yanlış anlaşılma ortaya çıkabilir. Kanun yoluna başvurulması, kesinleşmeden icra edilebilen kararlar bakımından takibi kendiliğinden durdurmaz. Borçlunun gerekli koşulları sağlayarak İİK'nın 36. maddesi kapsamında icranın geri bırakılmasını sağlaması gerekebilir. “Dosya istinafta” demek ile icranın geri bırakılmasına ilişkin hukuki sonucu elde etmek aynı şey değildir.

İcra emrinde borçlunun kimliği, takibin dayandığı ilam, talep edilen alacak kalemleri ve faiz hesabı da dikkatle incelenmelidir. Özellikle uzun süren davalardan sonra başlatılan takiplerde karar tarihi, faiz başlangıç tarihi, yapılan kısmi ödemeler veya hükmün kanun yolu sürecinde değişip değişmediği takip miktarını etkileyebilir.

İcra emrinin tebliğ tarihi ayrıca önem taşır. Kanunun bazı başvuru yolları tebliğden itibaren başlayan sürelere bağlanmıştır. Elektronik tebligat yapılmışsa tebliğ tarihinin belirlenmesinde elektronik tebligata ilişkin özel kurallar dikkate alınmalıdır. Belgenin UYAP'ta görülme tarihi ile hukuken tebliğ edilmiş sayıldığı tarih her zaman aynı olmayabilir.

İcra emri alındığında yapılacak ilk değerlendirme bu nedenle yalnız “borcu ödeyeyim mi, ödemeyeyim mi?” sorusuyla sınırlı tutulmamalıdır. Takibin hangi ilama dayandığı, ilamın kesinleşmesinin gerekip gerekmediği, talep edilen miktarın hükümle uyumlu olup olmadığı, karar sonrasında ödeme yapılıp yapılmadığı ve kanun yolu sürecinde icranın geri bırakılması imkânının bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir. İcra emri, mahkeme kararının cebri icra aşamasına geçtiğini gösteren belgedir ve tebliğ edildiği andan itibaren takip sürecinin ciddiyetle ele alınması gerekir.