İcra Emri Geldiğinde Borçlu Ne Yapmalıdır?
İcra emrini alan bir borçlunun yapabileceği en büyük hatalardan biri belgeyi, sıradan bir borç bildirim yazısı gibi değerlendirip bir kenara bırakmaktır. İcra emri, kural olarak bir mahkeme kararının veya kanunen ilam niteliğinde kabul edilen bir belgenin cebren yerine getirilmesi amacıyla gönderilir. Bu aşamada borçlunun önünde yalnız “ödemek veya ödememek” şeklinde iki seçenek bulunmaz. Öncelikle hangi kararın, hangi miktar ve hangi kapsamda icraya konulduğunun belirlenmesi gerekir.
İlk kontrol tebliğ tarihidir. İcra dosyasındaki bazı başvuru imkânları kanunda belirli sürelere bağlanmıştır. Para veya teminat verilmesine ilişkin ilamların icrasında İcra ve İflas Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca borçluya, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmolunan şeyi yerine getirmesi bildirilir. Bu sebeple icra emrinin hangi tarihte hukuken tebliğ edilmiş sayıldığı başlangıçta tespit edilmelidir.
Ardından icra emrinin dayandığı mahkeme kararı incelenmelidir. Mahkeme hangi miktarın ödenmesine karar vermiştir? Faizin türü ve başlangıç tarihi nedir? Yargılama gideri ve vekâlet ücreti kimin lehine hükmedilmiştir? İcra takibinde istenen kalemlerle hüküm fıkrası birbirini karşılıyor mu? İcra organları mahkeme kararında bulunmayan yeni bir yükümlülük yaratamayacağı için, ilam ile takip talebi arasındaki uyumsuzluk borçlu açısından önem taşıyabilir.
Örneğin mahkeme 300.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek belirli bir faizle tahsiline karar vermişken takipte daha erken bir tarihten faiz yürütülmüş olabilir. Borçlu yargılama sırasında veya karar sonrasında kısmi ödeme yapmış olabilir. Hükmedilen alacak kalemlerinden biri yanlış hesaplanmış veya takip talebine ilamda bulunmayan bir kalem eklenmiş olabilir. Böyle bir durumda “mahkeme kararını zaten kaybettim” düşüncesiyle takip hesabının da mutlaka doğru olduğu varsayılmamalıdır.
Borçlu, mahkeme kararından sonra borcun tamamını veya bir bölümünü ödemişse ödeme belgelerini derhâl toplamalıdır. Banka dekontları, alacaklının imzasını taşıyan makbuzlar ve taraflar arasında yapılan ödeme veya erteleme anlaşmaları önem kazanabilir. İİK'nın 33. maddesi, ilamlı icrada borcun itfa veya imhal edildiği ve zamanaşımına uğradığı yönündeki iddialar için özel bir sistem öngörmektedir. Bu iddiaların ileri sürülmesi, ilamsız takipte icra dairesine verilen sıradan bir “borca itiraz” dilekçesiyle aynı değildir.
Bu noktada ilamlı icra ile ilamsız icra arasındaki fark özellikle hatırlanmalıdır. İlamsız takipte ödeme emrini alan borçlu, kanunda öngörülen süre içerisinde itiraz ederek takibin durmasını sağlayabilir. İlamlı icrada ise borcun varlığı hakkında mahkeme hükmü bulunmaktadır. Borçlu, icra dairesine “borcum yoktur” şeklinde bir dilekçe vererek hükmü ortadan kaldıramaz. Mahkemenin yargılama sırasında yanlış değerlendirme yaptığına ilişkin iddialar, varsa istinaf veya temyiz sürecinin konusudur.
İcra emrini alan kişinin kontrol etmesi gereken diğer konu kararın kesinleşmeden icra edilip edilemeyeceğidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca kanun yoluna başvurulması kural olarak hükmün icrasını durdurmaz. Bununla birlikte kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin kararlar başta olmak üzere kesinleşmeden icra edilemeyen hükümler bulunmaktadır. Özel kanunlarda öngörülen kesinleşme şartlarının da ayrıca dikkate alınması gerekir.
Karar kesinleşmeden icra edilebiliyorsa “istinafa başvurdum, takip artık durur” düşüncesi de doğru değildir. Borçlu, şartları mevcutsa İİK'nın 36. maddesinde düzenlenen icranın geri bırakılması mekanizmasından yararlanabilir. Kanun yoluna başvuru ile icranın geri bırakılması farklı hukuki işlemlerdir. İstinaf veya temyiz dilekçesinin verilmesi, kesinleşmeden icra edilebilen bir hüküm bakımından tek başına haciz işlemlerini engellemez.
İcra emrinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği de dosyada kontrol edilmelidir. Tebligatın yanlış adrese yapılması, usulsüz tebligat iddiası veya elektronik tebligatta hukuken tebliğ edilmiş sayılma tarihinin yanlış hesaplanması, başvuru sürelerinin başlangıcı bakımından etkili olabilir. Ancak kişinin icra dosyasını öğrendiği hâlde yalnız tebligat tartışmasına güvenerek hiçbir işlem yapmadan beklemesi de risklidir.
Borç yerine getirilmez ve takibi durduran hukuki bir karar bulunmazsa, para alacaklarında haciz aşamasına geçilebilir. Borçlunun banka hesapları, araçları, taşınmazları, üçüncü kişilerdeki alacakları ve haczi mümkün diğer malvarlığı değerleri cebri icra işlemlerine konu olabilir. Bu nedenle icra emrinin tebliği ile haciz işlemlerinin fiilen başlaması arasındaki dönem, dosyanın hukuki durumunun belirlenmesi açısından önemlidir.
İcra emri bir para borcuna değil, örneğin taşınırın teslimine, taşınmazın tahliyesine veya belirli bir işin yapılmasına ilişkin de olabilir. Böyle bir durumda uygulanacak hükümler ve borçluya yüklenen davranış farklılaşır. Belgenin üstünde “icra emri” yazmasından hareketle her dosyada aynı sürecin işleyeceği düşünülmemelidir.
Borçlu açısından sağlıklı inceleme, mahkeme dosyası ile icra dosyasının birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Hüküm fıkrası, varsa istinaf veya temyiz durumu, kesinleşme bilgisi, takip talebi, icra emri, faiz hesabı ve karar sonrasında yapılan ödemeler yan yana konulduğunda takibin gerçekten hangi noktada olduğu anlaşılabilir.
İcra emri geldiğinde ilk yapılması gereken paniğe kapılmak veya belgeyi görmezden gelmek değil, sürenin işlemeye başladığını bilerek dosyanın hukuki fotoğrafını çıkarmaktır. Mahkeme kararının varlığı borçlunun bütün haklarının sona erdiği anlamına gelmez; fakat bu aşamada kullanılabilecek haklar, ilamsız icradaki sıradan itiraz sisteminden farklıdır. Yanlış başvuru merciine yapılan veya süresi geçirildikten sonra ileri sürülen bir talep, esasında haklı olabilecek bir savunmanın sonuç doğurmasını engelleyebilir.