Egemen Hukuk Bürosu
İlamlı icra takibine karşı borçlunun başvuru yolları

İlamlı İcraya İtiraz Edilebilir mi?

İcra emrini alan kişinin ilk tepkisi çoğu zaman “Bu borca itiraz edebilir miyim?” olur. İlamsız icrada bu sorunun oldukça bilinen bir karşılığı vardır: borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz ettiğinde takip kural olarak durur. İlamlı icrada ise sistem farklıdır. Çünkü takip başlamadan önce uyuşmazlık hakkında bir yargılama yapılmış ve borçlunun yerine getirmesi gereken yükümlülük mahkeme kararıyla belirlenmiştir.

Bu nedenle ilamlı icrada, genel haciz yolundaki anlamıyla bir borca itiraz sistemi yoktur. Borçlu icra dairesine giderek “borcu kabul etmiyorum” şeklinde bir dilekçe vermek suretiyle takibi durduramaz. Mahkemenin yanlış karar verdiği, delillerin hatalı değerlendirildiği veya davacının aslında haklı olmadığı düşünülüyorsa bu iddiaların tartışılacağı yer icra dairesi değil, karar için öngörülen kanun yolu sürecidir.

Bu kural, mahkeme kararından sonra meydana gelen gelişmelerin dikkate alınmayacağı anlamına gelmez. Kararın verilmesinden sonra borç ödenmiş olabilir. Alacaklı borcun ödenmesini ertelemiş olabilir. İlamın icrası bakımından zamanaşımı gerçekleşmiş olabilir. İşte ilamlı icrada “itiraz” denildiğinde çoğu zaman gerçekte tartışılan alan budur.

İcra ve İflas Kanunu'nun 33. maddesi, para veya teminat verilmesine ilişkin ilamların icrasında borçluya belirli iddiaları ileri sürme imkânı tanır. Borçlu, icra emrinin tebliğinden önceki dönemde borcun itfa edildiğini veya ertelendiğini yahut zamanaşımına uğradığını ileri sürüyorsa, kanunda öngörülen şartlarla icranın geri bırakılmasını isteyebilir. Ancak burada yalnız iddiada bulunmak yeterli değildir; iddianın hangi belgeyle ispatlanabileceği ve başvurunun hangi süre içerisinde yapılacağı belirleyicidir.

İİK m.33 uyarınca, icra emrinin tebliğinden önceki döneme ilişkin itfa veya imhal iddiasına dayanılarak icranın geri bırakılması talebinin icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde yapılması gerekir. Kanun, bu iddiaların ispatı bakımından da sınırlı bir belge sistemi öngörür. İtfa veya imhalin yetkili mercilerce re'sen düzenlenmiş veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde, mahkeme önünde veya noterlikçe re'sen düzenlenmiş ya da onaylanmış belgelerle ispatlanması gerekir.

Bu özellik, ilamlı icranın mantığıyla doğrudan bağlantılıdır. Mahkeme tarafından hükme bağlanmış bir borcun icra aşamasında yeniden geniş kapsamlı bir alacak davasına dönüştürülmesi istenmez. İcra mahkemesi, hükmü veren mahkemenin yerine geçerek davayı baştan görmez. İnceleme, kanunun icra aşaması için tanıdığı savunmalar ve ispat araçları çerçevesinde yapılır.

İcra emrinin tebliğinden sonra gerçekleşen ödeme veya erteleme ise ayrıca değerlendirilir. Örneğin borçlu icra emrini aldıktan sonra alacaklıya ödeme yapmış fakat ödeme icra dosyasına bildirilmemiş olabilir. Böyle bir durumda artık “mahkeme kararında borç yoktu” denilmemekte, takip başladıktan sonra borcun sona erdiği ileri sürülmektedir. İİK m.33, icra emrinin tebliğinden sonraki dönemde gerçekleşen itfa ve imhal bakımından da borçluya icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteme imkânı tanımaktadır.

Takibin mahkeme kararına uygun kurulmamış olması ise farklı bir meseledir. Mahkeme 100.000 TL'ye hükmetmişken takipte 150.000 TL ana para istenmesi, hükümde bulunmayan bir alacak kaleminin eklenmesi veya ilamın kapsamının icra dairesince değiştirilmesi “mahkemenin verdiği borca itiraz” niteliğinde değildir. Burada icra işleminin ilama ve kanuna uygunluğu tartışılır. Duruma göre şikâyet yolu gündeme gelebilir.

Benzer şekilde, kesinleşmeden icra edilemeyecek bir kararın kesinleşmeden takibe konulması ile kesinleşmeden icra edilebilen bir karara karşı istinafa başvurulmuş olması birbirinden ayrılmalıdır. İlk ihtimalde takibin yapılabilirliği tartışılır. İkinci ihtimalde ise yalnız kanun yoluna başvurulması takibi kendiliğinden durdurmaz; gerekli şartların bulunması hâlinde İİK m.36 kapsamında icranın geri bırakılması süreci gündeme gelir.

İlamlı takipte zamanaşımı savunmasının da kendine özgü hükümleri vardır. İlamın zamanaşımına uğradığı ileri sürülüyorsa İİK m.33 ve m.33/a hükümleri çerçevesinde hareket edilmesi gerekir. Zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı ve arada süreyi etkileyen bir işlem bulunup bulunmadığı dosyanın geçmişine göre değerlendirilir.

Burada kullanılan kavramlar bazen yanıltıcı olabilir. Günlük dilde bütün bu başvurulara “icraya itiraz” denilse de hukuken aynı kurumdan söz edilmez. Bir dosyada icranın geri bırakılması talebi, başka bir dosyada şikâyet, diğerinde kanun yolu başvurusu veya başka bir dava gerekebilir. Yanlış hukuki yolun seçilmesi özellikle süreye bağlı başvurularda ciddi hak kaybına yol açabilir.

Örneğin borçlu mahkeme kararından sonra borcu tamamen ödemiş ve bunu ispatlayan uygun nitelikte bir belgeye sahip olsun. Bu kişinin savunması “mahkeme bana borç yükleyemezdi” değildir. Söylediği şey, mahkemece hükmedilen borcun daha sonra sona erdiğidir. İlamlı icrada kullanılabilecek hukuki yolun belirlenmesinde bu iki iddia arasındaki fark temel önemdedir.

İlamlı icrada asıl soru, “itiraz hakkım var mı?” sorusundan çok, “hangi nedenle takibin devam etmemesi gerektiğini ileri sürüyorum?” sorusudur. Mahkeme hükmünün doğruluğuna yönelik itiraz, karar sonrasında gerçekleşen ödeme, zamanaşımı, takibin ilama aykırı kurulması ve kararın icrasının kanun yolu süresince durdurulması birbirinden farklı hukuki alanlardır. Borçlunun kullanacağı yol da ileri sürdüğü sebebe göre belirlenir.