Egemen Hukuk Bürosu
İlamlı icrada ödenmiş borç ve ödeme belgesi

İlamlı İcrada Borcun Ödendiği Nasıl İleri Sürülür?

Mahkemenin hükmettiği borcu ödeyen kişi, aynı borç için daha sonra bir icra emriyle karşılaştığında yalnızca “Ben bunu zaten ödedim” demekle yetinmemelidir. İlamlı icrada ödemenin ne zaman yapıldığı, nasıl belgelendirildiği ve icra emrinin hangi tarihte tebliğ edildiği, kullanılacak hukuki yol açısından doğrudan önem taşır. İcra hukukunda borcun ödeme yoluyla sona ermesi itfa kavramı içerisinde değerlendirilir.

İlamlı icranın temelinde bir mahkeme hükmü bulunduğundan, borçlu icra dairesine sıradan bir borca itiraz dilekçesi vererek takibi durduramaz. Fakat mahkemenin hüküm kurmasından sonra borcun ödenmiş olması başka bir meseledir. Burada mahkeme kararının doğruluğu tartışılmamakta, kararla belirlenen borcun daha sonra yerine getirildiği ileri sürülmektedir.

Örneğin mahkeme davalının 250.000 TL ödemesine karar vermiş olsun. Davalı hükümden sonra parayı alacaklının banka hesabına gönderir ve açıklama bölümünde de ilgili borcu belirtir. Buna rağmen alacaklı daha sonra aynı ilama dayanarak 250.000 TL için icra takibi başlatırsa borçlunun ödeme iddiasının icra dosyasında hukuki karşılığının bulunması gerekir. Ancak bu iddianın ileri sürülme şekli serbest değildir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 33. maddesi, icra emrinin tebliğinden önceki döneme ilişkin itfa iddiası bakımından özel bir düzenleme getirir. Borçlu, icra emrinin tebliğinden önce borcun ödendiğini ileri sürüyorsa icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak icranın geri bırakılmasını isteyebilir.

Buradaki en kritik konulardan biri ispat biçimidir. Kanun, ilamlı icrada mahkeme hükmünün ödeme iddiasıyla kolayca etkisiz hâle getirilmesini önlemek amacıyla belge konusunda sınırlama getirmiştir. İİK m.33 uyarınca itfa iddiasının, yetkili mercilerce re'sen düzenlenmiş veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde, mahkeme önünde veya noterlikçe re'sen düzenlenmiş ya da onaylanmış belgelerle ispat edilmesi gerekir.

Bu nedenle ödemenin yapılma biçimi daha sonra büyük önem kazanabilir. Borcun elden ve herhangi bir belge alınmadan ödenmesi ile banka üzerinden açıklamalı şekilde ödenmesi aynı ispat imkânını sağlamaz. Özellikle yüksek miktarlı ödemelerde ödemenin hangi borca ilişkin olduğunun belge üzerinde anlaşılabilir olması, daha sonra çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesine yardımcı olur.

Kısmi ödeme yapılmışsa durum ayrıca hesaplanmalıdır. Mahkeme kararında hükmedilen borcun yalnız bir bölümü ödenmiş olabilir. Böyle bir durumda ödeme, borcun tamamını ortadan kaldırmaz; fakat takipte tahsil edilmek istenen miktarın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Ödemenin hangi alacak kalemine mahsup edildiği, faiz ve fer'î alacakların durumu da dosyaya göre önem kazanabilir.

Ödemenin icra emrinin tebliğinden sonra yapılması ise farklı bir zaman dilimine ilişkindir. İİK m.33, icra emrinin tebliğinden sonraki dönemde gerçekleşen itfa veya imhal nedeniyle de borçluya icranın geri bırakılmasını isteme imkânı tanır. Bu durumda kanunun öngördüğü ispat şartları çerçevesinde ödeme değerlendirilebilir.

Burada pratik açıdan daha güvenli olan yöntem, takip başladıktan sonra yapılacak ödemenin mümkün olduğunca icra dosyası üzerinden ve dosya hesabı dikkate alınarak gerçekleştirilmesidir. Çünkü doğrudan alacaklıya yapılan ödeme icra dairesinin kayıtlarına kendiliğinden yansımayabilir. Borçlu parayı alacaklıya ödemiş olsa bile dosyada borç görünmeye devam edebilir ve cebri icra işlemleri sürebilir.

Alacaklıya doğrudan ödeme yapılacaksa ödemenin hangi icra dosyasına, hangi borca ve hangi kaleme ilişkin olduğunun açık biçimde belgelenmesi ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları azaltır. “Aramızdaki borç için ödeme” gibi belirsiz açıklamalar, taraflar arasında birden fazla hukuki ilişki bulunması hâlinde ayrıca tartışma yaratabilir.

Ödeme iddiası yalnız ana paraya da ilişkin olmayabilir. Borçlu mahkemenin hükmettiği ana parayı ödemiş fakat işlemiş faiz, yargılama gideri, vekâlet ücreti veya icra takip giderleri tamamen kapanmamış olabilir. “Ana parayı ödedim” şeklindeki bir tespit bu nedenle icra dosyasının bütünüyle kapandığı anlamına gelmeyebilir. Dosyanın güncel hesabı ayrıca incelenmelidir.

Tersi ihtimal de mümkündür. Borçlu, mahkeme kararında hükmedilen bütün borcu fer'ileriyle birlikte ödemiş olduğu hâlde alacaklı aynı tutarı ikinci kez tahsil etmeye çalışabilir. Böyle bir durumda ödemenin ispatı yalnız takipten kurtulmak açısından değil, şartlarına göre daha sonra başvurulabilecek diğer hukuki yollar bakımından da önem taşır.

Ödeme belgesinin varlığı kadar ödemenin tarihi de dosyanın hukuki yönünü değiştirir. Mahkeme hükmünden önce gerçekleştiği ileri sürülen bir ödeme ile hükümden sonra yapılan ödeme aynı şekilde ele alınmaz. Yargılama sırasında ileri sürülmesi gereken bir savunmanın, hüküm kesinleştikten veya icraya konulduktan sonra yeni gerçekleşmiş bir olaymış gibi icra mahkemesine taşınması mümkün değildir. İcra mahkemesi hükmü veren mahkemenin yerine geçerek uyuşmazlığı yeniden yargılamaz.

Bu yüzden ödenmiş bir borç için icra emri geldiğinde yalnız dekontun bulunmasına güvenmek yeterli değildir. Ödemenin hükümden önce mi sonra mı yapıldığı, icra emrinin tebliğinden önce mi sonra mı gerçekleştiği, hangi borca ilişkin olduğu ve kanunun aradığı nitelikte bir belgeyle ispatlanıp ispatlanamadığı birlikte değerlendirilmelidir. İlamlı icrada ödeme savunmasının gücü, çoğu zaman “ödedim” cümlesinden değil, ödemenin zamanını ve kapsamını ortaya koyan belgeden gelir.