İlamlı İcrada Zamanaşımı İddiası Nasıl İleri Sürülür?
Mahkeme kararıyla hüküm altına alınmış bir alacağın bulunması, o ilamın hiçbir süre sınırı olmaksızın her zaman aynı şekilde icra edilebileceği anlamına gelmez. Aradan uzun zaman geçmiş bir mahkeme kararına dayanılarak icra emri gönderildiğinde veya yıllardır işlem yapılmayan eski bir icra dosyası yeniden gündeme geldiğinde, borçlu açısından incelenmesi gereken konulardan biri zamanaşımıdır.
İlamlı icrada zamanaşımı denildiğinde iki farklı durum birbirinden ayrılmalıdır. İlkinde zamanaşımının icra takibi başlatılmadan veya icra emri tebliğ edilmeden önce gerçekleştiği ileri sürülür. İkincisinde ise ilamlı takip daha önce başlamıştır fakat takip sırasında geçen süre nedeniyle zamanaşımı tartışması ortaya çıkar. Bu iki ihtimalin hukuki sonuçları ve başvuru biçimleri aynı değildir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 39. maddesinde ilama dayanan takip bakımından zamanaşımına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Bununla birlikte yalnız ilamın veya icra dosyasının tarihine bakılarak “bu takip zamanaşımına uğramıştır” sonucuna ulaşmak doğru değildir. Zamanaşımını kesen işlemler, alacağın niteliği ve dosyada gerçekleştirilen takip işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.
Borçluya yeni bir icra emri tebliğ edilmiş ve borçlu ilamın zamanaşımına uğradığını düşünüyorsa, İİK m.33 kapsamında icra mahkemesine başvuru gündeme gelir. Kanun, icra emrinin tebliğinden önce gerçekleştiği ileri sürülen zamanaşımı bakımından borçluya icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteme imkânı tanımaktadır.
Burada zamanaşımı ile mahkeme kararının doğruluğu birbirinden ayrılmalıdır. Borçlu “Mahkeme bu alacağa hükmetmemeliydi” dememektedir. Mahkeme kararının varlığı kabul edilmekte, ancak bu kararın cebri icra yoluyla yerine getirilmesi bakımından kanunun öngördüğü sürenin geçtiği ileri sürülmektedir. İcra mahkemesinin incelemesi de bu çerçevede yürütülür.
Takip başladıktan sonraki zamanaşımı iddiasında ise İİK m.33/a özel önem taşır. Bu düzenleme, ilamın zamanaşımına uğradığı iddiasının icra takibi sırasında ileri sürülmesi ve icranın geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde ortaya çıkacak sonuçları düzenlemektedir. Böyle bir karar, alacağın maddi hukuk bakımından her durumda kesin olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Nitekim İİK m.33/a sistemi, alacaklıya icranın geri bırakılması kararının kesinleşmesinden sonra kanunda öngörülen süre içerisinde genel mahkemede zamanaşımının gerçekleşmediğinin tespiti için dava açabilme imkânı tanımaktadır. Bu yönüyle icra mahkemesinin zamanaşımı hakkında verdiği karar ile alacağın maddi hukuk bakımından nihai durumu birbirinden ayrılabilir.
Eski bir icra dosyasının yıllarca hareketsiz kalmış olması da tek başına yeterli bir inceleme değildir. Dosyada haciz talebi, tahsilat, yenileme veya zamanaşımını etkileyebilecek başka işlemler bulunabilir. Zamanaşımının hesabı yapılırken yalnız dosyanın açılış tarihi ile bugünün tarihi arasındaki süreyi hesaplamak yanıltıcı sonuç verebilir.
Örneğin on yılı aşkın süre önce verilmiş bir para alacağı ilamının bugün icraya konulduğunu düşünelim. İlk bakışta yalnız karar tarihi dikkat çekebilir. Oysa bu süreç içerisinde daha önce takip başlatılıp başlatılmadığı, borçlunun borcu ikrar edip etmediği, ödeme yapılıp yapılmadığı ve zamanaşımını kesen başka bir hukuki işlem bulunup bulunmadığı incelenmeden sağlıklı sonuca varılamaz.
Aynı şekilde bir ilamlı icra dosyasının eski tarihli olması, dosyada hiçbir işlem yapılmadığını göstermez. UYAP veya fiziki dosya üzerinden takip tarihçesinin incelenmesi, zamanaşımı hesabında hangi işlemlerin hukuki sonuç doğurduğunun belirlenmesi gerekir. Özellikle uzun yıllara yayılan takiplerde birkaç tarih arasındaki fark bile sonucu değiştirebilir.
Zamanaşımı ile hak düşürücü süre de karıştırılmamalıdır. Zamanaşımı, borcun varlığını kendiliğinden ortadan kaldıran bir kurum değildir; kanunun öngördüğü şekilde ileri sürülmesi gereken bir savunmadır. Borçlunun zamanaşımını ileri sürmeden borcu ödemesi veya zamanaşımına uğramış borç bakımından başka bir hukuki işlem yapması farklı sonuçlar doğurabilir.
İlamın konusu da hesaba katılmalıdır. Her mahkeme hükmünün konusu para alacağı değildir ve bazı haklar bakımından özel kanunlarda farklı süreler veya farklı hukuki sonuçlar öngörülebilir. Bu sebeple “bütün mahkeme kararları için tek bir zamanaşımı hesabı vardır” şeklindeki yaklaşım güvenli değildir.
İcra emri yeni tebliğ edilmişse süre meselesi ayrıca önem kazanır. Zamanaşımı iddiasının esas bakımından güçlü olması, başvurunun kanunda öngörülen sürede ve doğru mercie yapılması gereğini ortadan kaldırmaz. İlamlı icrada zamanaşımı savunmasının ilamsız takipteki sıradan borca itiraz yöntemiyle ileri sürülmesi de aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Eski bir ilama veya uzun süredir açık bulunan bir icra dosyasına bakarken takvim üzerindeki iki tarihi karşılaştırmak başlangıç için yararlı olabilir, fakat inceleme orada bitmez. Zamanaşımının hangi tarihte işlemeye başladığı, hangi işlemlerle kesildiği, dosyada daha sonra ne yapıldığı ve iddianın hangi aşamada ileri sürüldüğü birlikte değerlendirilmelidir. İlamlı icrada zamanaşımı, çoğu kez sürenin uzunluğundan çok dosyanın yıllar içindeki işlem geçmişinin doğru okunmasını gerektirir.