İlamlı İcrada İcranın Geri Bırakılması Nedir?
Bir davada aleyhine karar verilen kişinin kararı istinaf veya temyiz etmesi, kararın icrasının da kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. Hukuk yargılamasında temel kural, kanun yoluna başvurunun hükmün icrasını otomatik olarak engellememesidir. Bu nedenle bir tarafta mahkeme kararına karşı yürüyen kanun yolu incelemesi, diğer tarafta aynı kararın icrası için başlatılmış takip bulunabilir.
İşte icranın geri bırakılması, kesinleşmeden icra edilebilen bir mahkeme kararının istinaf veya temyiz incelemesi devam ederken cebren yerine getirilmesinin, kanundaki şartların sağlanması hâlinde durdurulmasına hizmet eden hukuki mekanizmadır. Uygulamada uzun yıllar “tehiri icra” ifadesiyle de anılan bu kurumun temel düzenlemesi İcra ve İflas Kanunu'nun 36. maddesinde yer almaktadır.
Konuyu bir örnekle açıklamak daha kolaydır. Mahkeme bir şirketin karşı tarafa 1.000.000 TL ödemesine karar vermiş olsun. Şirket kararı hukuka aykırı bulduğu için istinafa başvurabilir. Ancak yalnız istinaf dilekçesinin verilmesi, alacaklının ilamlı icra takibi başlatmasını kural olarak engellemez. İcra takibi devam ederken şirketin banka hesapları veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde cebri icra işlemleri gündeme gelebilir. Borçlu, kanundaki koşulları yerine getirerek icranın geri bırakılmasını sağlamadığı sürece “Dosya istinafta” açıklaması tek başına icra dosyasını durdurmaz.
İcranın geri bırakılmasının gündeme gelebilmesi için öncelikle kanun yoluna başvurulmuş bir kararın bulunması gerekir. Bunun yanında İİK m.36'da öngörülen güvence sisteminin yerine getirilmesi önem taşır. Kanun, borçlunun hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat etmesi, kabul edilebilir nitelikte teminat göstermesi veya maddede düzenlenen diğer güvence şartlarından birini sağlaması üzerinden bir sistem kurmaktadır.
Bu düzenlemenin mantığı, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesidir. Borçlu, henüz kanun yolu incelemesi tamamlanmamış bir kararın hemen cebren uygulanmasını engellemek isterken alacaklının da karar sonrasında tahsil imkânını kaybetmemesi gerekir. Teminat mekanizması, kanun yolu incelemesi sürerken bu iki menfaati dengelemeye yöneliktir.
Borçlunun kanunda öngörülen şartları sağlaması üzerine icra dairesinden uygun süreyi gösteren bir belge alınması ve icranın geri bırakılması talebinin kanunda öngörülen usule göre ileri sürülmesi gündeme gelir. 7343 sayılı Kanun ile İİK m.36 sisteminde önemli değişiklikler yapılmış; icranın geri bırakılması kararının verilmesinde icra mahkemesinin rolü yeniden düzenlenmiştir. Bu nedenle eski tarihli kaynaklarda yer alan ve karar merciini doğrudan kanun yolu mahkemesi olarak gösteren anlatımlar güncel uygulama bakımından yanıltıcı olabilir.
İcranın geri bırakılması sürecinde zamanlama son derece önemlidir. İcra takibi başladıktan ve borçluya icra emri tebliğ edildikten sonra alacaklının cebri icra işlemlerine devam etme imkânı bulunduğundan, kanun yolu başvurusu yapıldığı hâlde gerekli icra işlemlerinin geciktirilmesi borçlunun malvarlığı üzerinde haciz işlemleriyle karşılaşmasına yol açabilir.
Burada kararın kesinleşmesinin gerekip gerekmediği de ayrıca kontrol edilmelidir. Bazı mahkeme kararları zaten kesinleşmeden icra edilemez. Böyle bir hüküm bakımından mesele, kesinleşmeden icra edilebilen bir kararın İİK m.36 yoluyla geçici olarak durdurulmasından farklıdır. İcranın geri bırakılması özellikle kesinleşmesi beklenmeden icra edilebilen ve kanun yolu incelemesi devam eden kararlar bakımından önem kazanır.
Borçlu açısından bir başka kritik konu, icranın geri bırakılması kararının mahkeme hükmünü ortadan kaldırmamasıdır. Böyle bir karar “borçlu haklıdır” veya “ilk derece mahkemesi yanlış karar vermiştir” anlamına gelmez. Yalnızca hükmün cebri icrasının, kanun yolu süreci bakımından kanunun öngördüğü şekilde geri bırakılması sonucunu doğurur. Mahkeme kararının esas bakımından doğru olup olmadığına istinaf veya temyiz incelemesinde karar verilir.
Kanun yolu incelemesi sonunda hükmün akıbeti, icra dosyasının bundan sonraki seyrini de etkiler. Kararın kesinleşmesi, kaldırılması veya bozulması farklı sonuçlar doğurabilir. Daha önce icra edilmiş bir ilamın sonradan ortadan kalkması hâlinde ise İİK m.40'ta düzenlenen icranın iadesi hükümleri gündeme gelebilir.
İcranın geri bırakılması ile icra emrine karşı ileri sürülebilecek itfa, imhal veya zamanaşımı iddiaları da birbirine karıştırılmamalıdır. Borçlu “mahkeme kararından sonra borcu ödedim” diyorsa başka bir hukuki sebebe; “kararı istinaf ettim ve kanun yolu incelemesi sonuçlanıncaya kadar icra edilmesini istemiyorum” diyorsa başka bir mekanizmaya dayanmaktadır. Her iki durumda kullanılan “icranın geri bırakılması” ifadesi, dayanak ve uygulanacak hükümler bakımından aynı hukuki süreci ifade etmeyebilir.
Teminatın miktarı ve niteliği de dosyaya göre dikkatle hesaplanmalıdır. Yalnız mahkeme hükmünde yazılı ana paraya bakılması her zaman yeterli olmayabilir. Takip dosyasındaki fer'î alacaklar ve kanunun güvence bakımından öngördüğü tutarlar hesaba katılabilir. Eksik veya uygun olmayan bir teminat, icranın geri bırakılması sürecinin sonuçlandırılmasını engelleyebilir.
İstinaf veya temyiz başvurusu yapan borçlu açısından asıl tehlike, kanun yolu dosyasıyla icra dosyasını birbirinden kopuk değerlendirmektir. Bir kararın üst mahkemede inceleniyor olması ile o kararın aşağıda icra edilmesi iki ayrı süreçtir. İcranın geri bırakılması kurumu tam da bu iki sürecin aynı anda ilerleyebildiği durumlarda önem kazanır. Kararın kanun yoluna götürülmesi gerekiyorsa yalnız istinaf veya temyiz süresine değil, başlamış ilamlı icra takibine ve İİK m.36 kapsamında yapılması gereken işlemlere de aynı anda dikkat edilmelidir.