Egemen Hukuk Bürosu
Mahkeme kararındaki karşı vekâlet ücretinin icra takibine konulması

Vekâlet Ücreti İcra Takibine Nasıl Konulur?

Bir dava sonuçlandığında mahkeme yalnız uyuşmazlığın esası hakkında karar vermez. Yargılama giderleriyle birlikte, kendisini avukatla temsil ettiren ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gereken taraf yararına karşı vekâlet ücretine de karar verilebilir. Hükümde yer alan bu tutar ödenmediğinde cebri icra yoluyla tahsil edilebilir. Ancak vekâlet ücretinin icraya konulmasında “alacak kimin adına takip edilecek?” sorusu, ilk bakışta göründüğünden daha önemlidir.

Öncelikle iki farklı vekâlet ücreti birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi, avukat ile müvekkili arasındaki sözleşmeden kaynaklanan akdi vekâlet ücretidir. İkincisi ise yargılama sonunda mahkemenin karşı tarafa yüklediği karşı vekâlet ücretidir. Bu iki alacağın hukuki kaynağı ve tahsil biçimi aynı değildir.

Akdi vekâlet ücreti, avukatlık sözleşmesinden doğar. Avukatın müvekkilinden talep ettiği ücret bu kapsamdadır. Mahkeme kararında karşı taraf aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ise yargılama sonunda ortaya çıkan ve ilamda gösterilen ayrı bir kalemdir. İcra takibi hazırlanırken hangi vekâlet ücretinin tahsil edilmek istendiğinin doğru belirlenmesi gerekir.

Karşı vekâlet ücretinin hukuki niteliği konusunda Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesi özel önem taşır. Kanun, dava sonunda tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu düzenlemektedir. Bununla birlikte ilamlı icra bakımından yalnız bu hükme bakılarak takip tarafının belirlenmesi yeterli değildir. İlamın tarafları ve hüküm fıkrasının nasıl kurulduğu da dikkate alınmalıdır.

Mahkeme kararlarında çoğunlukla “... TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” benzeri bir hüküm kurulur. İlamın icrasında icra dairesi, mahkemenin hüküm fıkrasını değiştiremez veya yeniden yorumlayarak başka bir hüküm oluşturamaz. İlamlı icranın sınırını mahkemenin verdiği karar belirler.

Bu noktada uygulamada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Karşı vekâlet ücretinin Avukatlık Kanunu uyarınca avukata ait olması ile ilamın icrasında takip alacaklısının kim olacağı aynı mesele değildir. İcra takibinin ilamda lehine hüküm kurulan taraf üzerinden yürütülmesi ve avukatın bu takipte vekil sıfatıyla hareket etmesi, karşı vekâlet ücretinin avukat ile müvekkil arasındaki hukuki aidiyetini ortadan kaldırmaz.

Örneğin bir alacak davasında mahkeme 500.000 TL asıl alacağın yanında yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücretinin de davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiş olabilir. Karar icraya konulurken hüküm fıkrasında yer alan bu kalemler ilamlı takip talebinde gösterilebilir. Takibin kapsamı hazırlanırken ana alacak, yargılama gideri, vekâlet ücreti ve varsa faiz taleplerinin birbirinden ayrılması hesap denetimini kolaylaştırır.

Vekâlet ücretine faiz istenip istenemeyeceği ve faizin hangi tarihten başlayacağı da ayrıca değerlendirilmelidir. Burada hükmün niteliği, vekâlet ücretinin fer'î nitelikteki yargılama gideri olması ve asıl uyuşmazlığın özellikleri önem kazanabilir. Takip talebine gelişigüzel bir faiz başlangıç tarihi yazılması, borçlu tarafından fazla talep iddiasına konu edilebilir.

Bir başka mesele, kararın kesinleşmesinin gerekip gerekmediğidir. Önceki makalelerde de değindiğimiz üzere hukuk yargılamasında her kararın icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. Karşı vekâlet ücretinin yer aldığı hükmün kesinleşmeden icra edilip edilemeyeceği değerlendirilirken, vekâlet ücreti tek başına ele alınmamalı; bağlı bulunduğu mahkeme kararının icra edilebilirlik durumu incelenmelidir.

Karar kesinleşmeden icraya konulmuş ve vekâlet ücreti tahsil edilmişken hükmün daha sonra kanun yolu incelemesinde kaldırılması veya bozulması da mümkündür. Böyle bir durumda vekâlet ücreti, icra dosyasında tahsil edilmiş diğer kalemlerden tamamen bağımsız düşünülemez. Şartları oluştuğunda İİK m.40 kapsamındaki icranın iadesi hükümleri bu kalem yönünden de önem kazanabilir.

Karşı vekâlet ücretinin tahsil edilmiş olması, avukat ile müvekkil arasındaki akdi vekâlet ücretinin de otomatik olarak ödendiği anlamına gelmez. Aynı şekilde müvekkilin kendi avukatına sözleşme gereğince ücret ödemiş olması, mahkemenin karşı tarafa yüklediği vekâlet ücretini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bunlar farklı hukuki kaynaklara dayanan alacaklardır.

Vergisel uygulama da karşı vekâlet ücretinin tahsilinde ayrıca dikkate alınması gereken bir alandır. Serbest meslek makbuzu, stopaj ve KDV bakımından ödemenin kim tarafından ve ne şekilde yapıldığına göre özel kurallar gündeme gelebilir. Bu konu icra takibinin varlığından ziyade vergi mevzuatına ilişkin olduğundan, tahsilat yapılırken güncel mali düzenlemeler ayrıca kontrol edilmelidir.

Vekâlet ücretinin icraya konulmasında asıl hareket noktası, mahkeme kararının hüküm fıkrasıdır. Hangi taraf lehine ne miktarda vekâlet ücretine hükmedildiği, kararın icra edilebilir olup olmadığı, faiz talebinin dayanağı ve takipte hangi kalemlerin istendiği birlikte değerlendirilmelidir. Karşı vekâlet ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin Avukatlık Kanunu hükmü ile ilamlı icranın hüküm fıkrasına bağlı yapısı birbirine karıştırılmadığında, takipte taraf ve alacak kalemi bakımından ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önemli bir bölümü baştan önlenebilir.