Egemen Hukuk Bürosu
Bir işin yapılmasına ilişkin mahkeme kararının ilamlı icra yoluyla uygulanması

Bir İşin Yapılmasına İlişkin Mahkeme Kararı Nasıl İcra Edilir?

Mahkeme kararları her zaman para ödenmesine veya bir malın teslimine ilişkin değildir. Bazen davalının belirli bir işi yapmasına karar verilir. Bir duvarın kaldırılması, projeye aykırı imalatın eski hâline getirilmesi, ortak alandaki müdahalenin giderilmesi veya belirli bir yapının sökülmesi buna örnek olabilir. Kararın borçlu tarafından kendiliğinden yerine getirilmemesi hâlinde mesele, yapma borcunun cebri icra yoluyla nasıl gerçekleştirileceğine dönüşür.

İcra ve İflas Kanunu'nun 30. maddesi, bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin ilamların icrasını özel olarak düzenler. Buradaki sistem para alacaklarından farklıdır. Çünkü alacaklının amacı borçlunun malvarlığından belirli bir miktar para tahsil etmek değil, mahkeme kararında gösterilen fiilî sonucun gerçekleştirilmesini sağlamaktır.

Mahkeme örneğin komşu parsele taşan bir duvarın kaldırılmasına karar vermiş olabilir. Borçlu karara rağmen duvarı kaldırmıyorsa alacaklının yalnız “borçlu kararı uygulamadı” demesiyle süreç tamamlanmaz. İlam icraya konulur ve borçluya kararın gereğini yerine getirmesi için icra emri gönderilir.

İcra emrinde borçluya, ilamda hükmedilen işi belirtilen süre içerisinde yerine getirmesi bildirilir. İşin mahiyeti gereği ne kadar zamanda yapılabileceği önem taşır. İİK m.30, işe başlama ve işi bitirme bakımından ilamın içeriğine ve gerektiğinde bilirkişi değerlendirmesine dayanan özel bir sistem öngörmektedir.

Burada belirleyici ayrım, işin yalnız borçlu tarafından mı yapılabileceği, yoksa başka bir kişiye de yaptırılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Bir duvarın yıkılması, bir yapının kaldırılması veya belirli bir fiziksel imalatın eski hâline getirilmesi çoğu zaman üçüncü bir kişi tarafından da gerçekleştirilebilir. Borçlu işi yapmazsa mahkeme kararının etkisiz kalması kabul edilmez. Kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde iş başkasına yaptırılabilir ve bunun için gerekli giderler borçluya yükletilebilir.

Örneğin mahkeme, davalının ortak alana yaptığı kaçak bölmenin kaldırılmasına karar vermiş olsun. Davalı icra emrine rağmen bölmeyi kaldırmazsa, işin teknik olarak başka bir yüklenici tarafından yapılması mümkündür. Gerekli işçilik, malzeme, nakliye veya teknik giderlerin belirlenmesi ve kararın fiilen yerine getirilmesi gündeme gelir.

Bu noktada icra müdürlüğünün mahkeme kararının kapsamını değiştirme yetkisinin bulunmadığı unutulmamalıdır. İlam yalnız belirli bir bölümün kaldırılmasını emrediyorsa, icra yoluyla daha geniş bir alanın yıkılması istenemez. Cebri icra, mahkemenin hükmettiği sonucu gerçekleştirmek içindir; hükümde bulunmayan yeni bir yükümlülük yaratmak için kullanılamaz.

İlamın teknik açıdan nasıl uygulanacağının belirlenmesi gereken dosyalarda bilirkişi incelemesi önem kazanabilir. Mahkeme kararında “projeye uygun hâle getirilmesine” veya “müdahalenin giderilmesine” şeklinde bir hüküm bulunması, sahada hangi işlemlerin yapılması gerektiğinin teknik olarak belirlenmesini gerektirebilir. Bilirkişinin görevi hükmü değiştirmek değil, hükümdeki yükümlülüğün fiilen nasıl gerçekleştirileceğinin belirlenmesine yardımcı olmaktır.

İşin başkasına yaptırılması mümkünse ortaya çıkan masraf da ayrı bir icra meselesidir. Alacaklının mahkeme kararını kendi cebinden finanse etmek zorunda bırakılması, kararın uygulanmasını güçleştirebilir. İİK m.30 bu nedenle işin yaptırılması için gerekli giderlerin borçludan alınmasına yönelik mekanizma öngörür.

Fakat her yapma borcu üçüncü bir kişiye devredilebilir nitelikte değildir. Bazı edimler borçlunun şahsına sıkı biçimde bağlı olabilir. Mahkeme kararında borçlunun bizzat yerine getirmesi gereken ve başkası tarafından gerçekleştirildiğinde aynı hukuki veya fiilî sonucu doğurmayacak bir edim söz konusuysa klasik anlamda “başkasına yaptırma” çözümü kullanılamaz.

Bu ayrım, yapma borçlarının icrasında neden tek bir yöntem bulunmadığını gösterir. Bir binadaki duvarın kaldırılmasıyla belirli bir kişinin şahsen gerçekleştirmesi gereken edim aynı cebri icra tekniğine tabi tutulamaz.

Bir işin yapılmasına ilişkin kararın yanında para alacağı da bulunabilir. Örneğin mahkeme hem aykırı imalatın kaldırılmasına hem de belirli miktarda tazminat ödenmesine hükmetmiş olabilir. Aynı ilam içerisinde yer alsalar dahi tazminatın tahsili ile yapma borcunun yerine getirilmesi farklı icra yöntemleri gerektirir.

Kararın kesinleşmesinin gerekip gerekmediği de hükmün dayandığı uyuşmazlığa göre ayrıca kontrol edilmelidir. Yapma borcunun bir taşınmaz üzerindeki ayni hak uyuşmazlığının sonucu olması hâlinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kesinleşmeden icraya ilişkin sınırlamaları gündeme gelebilir. Buna karşılık yalnız kararın içerisinde bir “yapma” ediminin bulunması, tek başına bütün kararların kesinleşmesinin zorunlu olduğu anlamına gelmez.

İcra sırasında taraflar arasında “iş yapıldı mı?” tartışması da çıkabilir. Borçlu mahkeme kararını yerine getirdiğini ileri sürerken alacaklı yapılan işlemin ilama uygun olmadığını savunabilir. Böyle bir uyuşmazlıkta yalnız işin yapılmış görünmesi değil, ilamda emredilen sonucun gerçekten meydana gelip gelmediği önem taşır.

Örneğin mahkeme belirli bir yapının tamamen kaldırılmasına karar vermişken borçlunun yalnız bir bölümünü sökmesi, yükümlülüğün yerine getirildiği anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde karar eski hâle getirmeyi öngörüyorsa, yalnız müdahalenin durdurulması geçmişte meydana getirilen fiziksel durumun düzeltilmesi için yeterli olmayabilir.

Bir işin yapılmasına ilişkin ilamların icrasında mahkeme kararı ile sahadaki gerçeklik doğrudan karşı karşıya gelir. Para alacağında rakam üzerinden yürüyen cebri icra, burada fiziksel bir sonuca ulaşmak zorundadır. Borçlu işi yaparsa ilam yerine getirilir; yapmaz ve iş başkasına yaptırılabilir nitelikteyse kanundaki usulle üçüncü kişiye yaptırılması gündeme gelir; şahsen ifa gereken edimlerde ise buna özgü hukuki sonuçlar değerlendirilir. İcra müdürlüğünün sınırı ise bütün bu süreç boyunca aynıdır: mahkemenin verdiği kararı değiştirmeden, hükmedilen işi gerçekleştirmek.