Para Alacağı Dışındaki Mahkeme Kararları Nasıl İcra Edilir?
İcra takibi denildiğinde çoğunlukla borçludan para tahsil edilmesi düşünülür. Oysa mahkeme kararlarının önemli bir bölümü para ödenmesini değil, belirli bir davranışın gerçekleştirilmesini amaçlar. Bir otomobilin sahibine teslim edilmesi, taşınmazın boşaltılması, haksız müdahalenin kaldırılması veya belirli bir işin yapılması yönündeki kararlar buna örnektir. Böyle bir ilamın uygulanmasında haciz ve satış her zaman çözüm değildir; mahkemenin hükmettiği sonucun fiilen gerçekleştirilmesi gerekir.
İcra ve İflas Kanunu bu sebeple para alacaklarından farklı edimler için ayrı icra yöntemleri düzenlemiştir. Hangi yöntemin uygulanacağına kararın adı değil, hüküm fıkrasında borçluya yüklenen edim yön verir. “10.000 TL ödensin” hükmü ile “araç davacıya teslim edilsin” hükmü aynı ilamlı icra tekniğiyle uygulanmaz.
Taşınır malın teslimine ilişkin ilamlar bunun en açık örneklerinden biridir. Mahkeme belirli bir taşınırın alacaklıya verilmesine karar vermişse öncelikle o malın aynen teslimi amaçlanır. İcra ve İflas Kanunu'nun 24. maddesi bu tür kararlar için özel bir sistem kurar. Borçluya icra emri gönderilir ve hükümde gösterilen taşınırı teslim etmesi istenir.
Teslime konu mal borçlunun elinde bulunursa alınarak alacaklıya verilebilir. Fakat eşyanın bulunamaması ihtimali de vardır. Örneğin mahkeme belirli bir aracın teslimine karar vermiş ancak araç artık borçlunun elinde değilse, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde malın değerinin tahsili gündeme gelebilir. Böylece teslim borcu, malın aynen elde edilmesinin mümkün olmadığı durumda parasal bir sonuca dönüşebilir.
Taşınmaz tesliminde ise farklı bir düzenleme uygulanır. İİK m.26 kapsamında mahkeme kararında gösterilen taşınmazın hak sahibine fiilen teslim edilmesi sağlanır. Taşınmazda borçluya ait eşyaların veya üçüncü bir kişinin bulunması, teslim işlemi sırasında ayrıca değerlendirilmesi gereken sorunlar doğurabilir.
Taşınmazla ilgili kararlarda kesinleşme konusu da gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin hükümler bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesi gereğince kararın kesinleşmesi icra edilebilirlik açısından belirleyici olabilir. Buna karşılık kira ilişkisinden kaynaklanan bir tahliye kararıyla mülkiyet hakkına dayanan taşınmaz teslim kararının aynı hukuki rejime tabi olduğu düşünülmemelidir.
Para dışındaki ilamların başka bir grubu bir işin yapılmasına ilişkin kararlardır. İİK m.30 bu alanda özel hükümler içerir. Mahkeme örneğin bir duvarın yıkılmasına, aykırı imalatın kaldırılmasına veya belirli bir yerin eski hâline getirilmesine karar vermiş olabilir.
Borçlu işi kendiliğinden yaparsa icranın amacı gerçekleşir. Yapmazsa, işin niteliğine göre üçüncü bir kişiye yaptırılması mümkün olabilir. Bu durumda işin yapılması için gereken giderlerin belirlenmesi ve kanundaki usule göre borçluya yükletilmesi gündeme gelir. Buna karşılık yalnız borçlunun şahsen gerçekleştirebileceği bir edimde aynı yöntem kullanılamaz.
Mahkeme kararları bazen bir şeyin yapılmasını değil, yapılmamasını emreder. Haksız müdahalenin tekrar edilmemesi veya belirli bir davranıştan kaçınılması yönündeki hükümler buna örnektir. Böyle bir kararın icrası, tek seferlik bir para tahsilinden farklı olarak borçlunun kararın gereğine aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesini gerektirebilir.
Bir karar aynı anda birden fazla edim de içerebilir. Mahkeme, taşınmazdaki müdahalenin kaldırılmasına ve ayrıca 200.000 TL tazminat ödenmesine hükmedebilir. Böyle bir durumda aynı ilam içerisinde hem para alacağı hem de para dışı bir yükümlülük bulunur. Tazminat para alacaklarına ilişkin icra hükümleriyle tahsil edilirken, müdahalenin kaldırılması kendi niteliğine uygun icra yöntemiyle uygulanır.
Benzer durum yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından da ortaya çıkabilir. Ana hüküm taşınmaz teslimine ilişkin olsa dahi kararda ayrıca yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmişse bu parasal kalemler ana edimden farklı şekilde takip edilir. İlamın tek olması, içerisindeki bütün hüküm kalemlerinin aynı icra işlemiyle yerine getirileceği anlamına gelmez.
Para dışı kararların icrasında hüküm fıkrasının açık olması daha da büyük önem taşır. İcra müdürlüğü mahkeme kararını genişletemez, değiştiremez veya yargılama sırasında karara bağlanmamış yeni bir yükümlülük yaratamaz. Mahkeme yalnız belirli bir eşyanın teslimine hükmetmişse icra müdürlüğü başka bir eşyanın da teslimini isteyemez. Karar yalnız belirli bir müdahalenin kaldırılmasını öngörüyorsa hükmün sınırları aşılmaz.
Teknik nitelikteki ilamlarda ise kararın sahada nasıl uygulanacağı konusunda bilirkişi yardımına ihtiyaç duyulabilir. Bir yapının hangi bölümünün kaldırılacağı, sınırın nereden geçtiği veya eski hâle getirmenin teknik olarak hangi işlemleri gerektirdiği uzmanlık gerektirebilir. Burada bilirkişinin fonksiyonu yeni bir hüküm kurmak değil, mevcut hükmün fiziksel karşılığını belirlemeye yardımcı olmaktır.
Kararın kanun yoluna götürülmüş olması da ayrıca değerlendirilmelidir. İstinaf veya temyiz başvurusu, kesinleşmeden icra edilebilen ilamların uygulanmasını kural olarak kendiliğinden durdurmaz. Ancak hükmün niteliği gereği kesinleşme şartı varsa veya icranın geri bırakılması kararı alınmışsa icra işlemlerinin devam edip edemeyeceği buna göre belirlenir.
Para dışındaki ilamların icrasında asıl soru “borçludan ne kadar para alınacak?” değildir. Sorulması gereken, mahkemenin hüküm fıkrasında hangi fiilî veya hukuki sonucun gerçekleşmesini istediğidir. Taşınır teslim edilecekse teslim, taşınmaz hak sahibine bırakılacaksa fiilî teslim, bir iş yapılacaksa o işin gerçekleştirilmesi hedeflenir. İcra yönteminin doğru seçilmesi de ilamın bu sonucunun doğru okunmasına bağlıdır.