Tahliye Taahhüdündeki İmzaya İtiraz Edilirse Ne Olur?
Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibinde kiracının yapabileceği en önemli savunmalardan biri, taahhütnamedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmesidir. Böyle bir itiraz yalnız “tahliye olmak istemiyorum” anlamına gelmez. Uyuşmazlığı doğrudan tahliye takibinin dayandığı belgenin gerçekliğine yöneltir ve kiraya verenin tahliyeyi hangi hukuki yoldan sürdürebileceğini değiştirebilir.
Tahliye taahhüdü, Türk Borçlar Kanunu'nun 352. maddesinde düzenlenen özel tahliye sebeplerinden biridir. Kiracı, kiralananın tesliminden sonra belirli bir tarihte taşınmazı boşaltacağını yazılı olarak üstlenmiş ve buna rağmen taşınmazı tahliye etmemişse kiraya veren kanundaki süre içerisinde icra takibine veya tahliye davasına başvurabilir.
İcra yolunun seçilmesi hâlinde kiracıya tahliye emri gönderilir. Kiracı, tahliye emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebilir. İtirazın içeriği bu noktada önem kazanır. Kiracının borç ilişkisine veya tahliye şartlarına yönelik genel itirazı ile “Bu belgedeki imza bana ait değildir” şeklindeki açık imza inkârı aynı hukuki sonucu doğurmaz.
İmzanın inkâr edilmesi hâlinde öncelikle taahhüdün adi yazılı belge mi, yoksa noterlikçe düzenlenmiş veya imzası noter tarafından onaylanmış bir belge mi olduğu incelenir. Tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için noter tarafından düzenlenmesi şart değildir. Adi yazılı bir tahliye taahhüdü de geçerli olabilir. Fakat imza uyuşmazlığı çıktığında belgenin şekli, kiraya verenin başvurabileceği yol bakımından önemli hâle gelir.
Kiracı adi yazılı tahliye taahhüdündeki imzayı açıkça inkâr etmişse, icra mahkemesi sınırlı inceleme yetkisi nedeniyle her durumda kapsamlı bir imza incelemesi yaparak uyuşmazlığı sonuçlandırmaz. İcra ve İflas Kanunu'nun 275. maddesindeki sistem gereğince, imzası inkâr edilmiş adi yazılı bir tahliye taahhüdüne dayanılarak itirazın kaldırılması yoluyla tahliye elde edilmesi mümkün olmayabilir. Kiraya verenin tahliye talebini genel mahkemede dava yoluyla ileri sürmesi gerekebilir.
Buna karşılık tahliye taahhüdü noterlikçe düzenlenmiş veya imzası noter tarafından tasdik edilmiş bir belge niteliğindeyse durum farklı değerlendirilir. Kanunun özel belge rejimi nedeniyle kiracının imza inkârı, adi yazılı belgedeki kadar kolay biçimde takip yolunu kapatmaz. Belgenin niteliği, icra mahkemesinin tahliye talebini inceleyip inceleyemeyeceğinin belirlenmesinde doğrudan rol oynar.
Bu ayrımın sebebi, icra mahkemesinin genel mahkemeler gibi geniş kapsamlı bir yargılama makamı olmamasıdır. İcra mahkemesindeki inceleme takip hukukuna özgü ve daha sınırlı bir incelemedir. İmzanın gerçek olup olmadığı konusunda kapsamlı bir yargılama yapılması gereken hâllerde uyuşmazlığın genel mahkemede görülmesi gerekebilir.
Kiracının imzayı gerçekten inkâr edip etmediği de kullandığı ifadeden anlaşılır. “Tahliye taahhüdünü kabul etmiyorum”, “bu belge geçersizdir” veya “takibe itiraz ediyorum” şeklindeki ifadelerin her biri açık bir imza inkârı olarak kabul edilmeyebilir. İmzanın kendisine ait olmadığını ileri süren kiracının bunu tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtmesi, uyuşmazlığın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi açısından önem taşır.
İmza inkârı ile tahliye tarihine itiraz da birbirinden ayrılmalıdır. Kiracı bazen “İmza benim, ancak belgeyi imzaladığım sırada tahliye tarihi boştu” diyebilir. Bu durumda kiracı imzayı reddetmemekte; belgenin sonradan doldurulduğunu veya iradesine aykırı biçimde kullanıldığını ileri sürmektedir. Böyle bir savunmanın ispatı ve hukuki sonucu, imzanın bütünüyle inkâr edildiği durumdan farklıdır.
Aynı şekilde “Taahhütnameyi kira sözleşmesini imzalarken verdim” savunması da imza inkârı değildir. Burada tartışma imzanın kime ait olduğundan değil, Türk Borçlar Kanunu'nun aradığı şekilde taahhüdün kiralananın tesliminden sonra verilip verilmediğinden kaynaklanır. Bu nedenle tahliye taahhüdüne ilişkin her itirazı “imzaya itiraz” olarak adlandırmak doğru değildir.
Kiraya veren açısından da imza inkârı karşısında ilk yapılması gereken, kiracının savunmasının tam olarak neye yöneldiğini tespit etmektir. Kiracı gerçekten imzayı mı reddetmektedir, belgenin tarihine mi karşı çıkmaktadır, yoksa taahhüdün geçersiz olduğunu başka bir nedenle mi ileri sürmektedir? Seçilecek hukuki yol bu ayrımdan etkilenir.
İmza uyuşmazlığının genel mahkemeye taşınması hâlinde tarafların delilleri daha geniş bir yargılama içerisinde değerlendirilebilir. Belgenin aslı, karşılaştırmaya elverişli imza örnekleri ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi önem kazanabilir. Ancak hangi delilin kullanılabileceği ve ispat yükünün nasıl dağıldığı dosyanın özelliklerine göre belirlenir.
Sahte imza iddiası ayrıca ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilecek nitelikte olabilir. Bununla birlikte bir tahliye taahhüdü hakkında imza inkârında bulunulması, tek başına belgenin sahte olduğunu veya suç işlendiğini göstermez. Hukuk yargılamasındaki imza uyuşmazlığı ile ceza sorumluluğunun şartları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Tahliye taahhüdündeki imzaya itiraz edildiğinde tartışma artık yalnız kiracının taşınmazı hangi tarihte boşaltacağı meselesi değildir. Belgenin kime ait olduğu ve bu belgenin icra mahkemesinde tahliye kararı verilmesine elverişli olup olmadığı ön plana çıkar. Adi yazılı belge ile noterlikçe düzenlenmiş veya imzası onaylanmış belge arasındaki fark da tam bu aşamada gerçek önemini gösterir.