Önce Rehne Başvurma Kuralı Nedir?
Borçlunun bir borcuna karşılık taşınmazını ipotek etmesi veya başka bir malını rehin vermesi, alacaklıya sıradan bir alacaklıdan daha güçlü bir hukuki konum sağlar. Çünkü belirli bir mal, o alacağın tahsilini güvence altına almak üzere ayrılmıştır. İcra ve İflas Kanunu da bu durumun doğal sonucu olarak rehinli alacaklıya takip yolunu tamamen serbest bırakmamış, kural olarak önce bu teminatın paraya çevrilmesini öngörmüştür.
İcra ve İflas Kanunu'nun 45. maddesinde düzenlenen bu sistem, uygulamada “önce rehne başvurma kuralı” olarak adlandırılır. Rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi kişilerden olsa dahi alacaklı, kural olarak önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmak zorundadır. Teminatın satışından elde edilen bedel alacağı karşılamazsa kalan kısım için kanunun izin verdiği diğer takip yollarına geçilebilir.
Kuralın mantığı, rehin sözleşmesi kurulurken tarafların belirli bir malı alacağın güvencesi olarak ayırmış olmalarıdır. Alacaklı bu özel teminata sahipken aynı alacağın tamamı için doğrudan borçlunun diğer mallarını haczettirmeye yönelirse, rehinle kurulan güvence düzeninin anlamı zayıflar. Kanun bu nedenle önce özel teminatın işletilmesini esas alır.
Buradaki “rehin” kavramı yalnız konut veya işyeri üzerindeki ipotekten ibaret değildir. Taşınır rehni ve kanunen rehin kapsamında değerlendirilen diğer teminatlar da şartlarına göre bu sistem içinde yer alabilir. Dolayısıyla önce rehne başvurma kuralı incelenirken teminatın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerekir.
Kural yalnız rehinle teminat altına alınmış alacak bakımından sonuç doğurur. Alacaklının aynı borçluya karşı farklı hukuki ilişkilerden doğan başka alacakları varsa, bunların her biri sırf taraflar arasında bir ipotek ilişkisi bulunduğu için rehinli hâle gelmez. Hangi alacağın teminat kapsamında bulunduğu ipotek veya rehin belgesine göre belirlenir.
Örneğin bir bankanın borçluya iki ayrı kredi kullandırdığını düşünelim. Kredilerden yalnız biri belirli bir taşınmaz üzerindeki ipotekle güvence altına alınmışsa diğer kredinin de kendiliğinden aynı ipoteğin kapsamında olduğu söylenemez. İpoteğin kuruluş belgesinde gelecekteki veya başka borçların da teminat kapsamına alınıp alınmadığı ayrıca incelenmelidir.
Rehnin alacağın yalnız bir bölümünü güvence altına aldığı durumlar da farklı değerlendirilir. Alacağın teminat kapsamında kalan kısmı bakımından önce rehne başvurma kuralı söz konusu olurken, teminat dışındaki alacak bölümü için alacaklının kullanabileceği diğer takip yolları ayrıca ele alınabilir. Bu ayrım özellikle limit ipoteklerinde ve borcun ipotek limitini aştığı uyuşmazlıklarda önem kazanır.
İİK m.45 mutlak bir yasak getirmemiştir. Kanun bazı alacaklar bakımından önce rehne başvurma zorunluluğuna istisnalar tanımıştır. Bu istisnaların en önemlilerinden biri kambiyo senetlerine ilişkindir. Alacağın poliçe, bono veya çeke bağlanmış olması hâlinde kambiyo senetlerine özgü takip hükümleri ile rehinli alacağa ilişkin hükümler birlikte değerlendirilir.
İpotekle teminat altına alınmış faiz ve yıllık taksit alacakları bakımından da kanunda özel düzenleme bulunmaktadır. Bunlar için kanunun izin verdiği ölçüde haciz veya iflas yoluna başvurulabilmesi mümkündür. Özel kanunlardan doğan başka istisnaların bulunması da söz konusu olabilir. Bu yüzden İİK m.45'in yalnız ilk cümlesine bakılarak her rehinli alacak için aynı takip sonucu çıkarılmamalıdır.
Rehinli malın değerinin alacağı karşılamayacağının anlaşılması ise başka bir ihtimaldir. Rehnin paraya çevrilmesi sürecinde satıştan elde edilen para borcun tamamına yetmezse, alacaklının karşılanmayan bölüm için borçlunun diğer malvarlığına yönelmesi mümkündür. İcra ve İflas Kanunu bu noktada geçici ve kesin rehin açığı belgesi kurumlarına yer vermektedir.
Önce rehne başvurma kuralı, rehin veren kişinin mutlaka asıl borçlu olmasını da gerektirmez. Bir kişi kendi borcu için taşınmazını ipotek edebileceği gibi, üçüncü bir kişi başka bir kişinin borcu için taşınmazını ipotek etmiş olabilir. İkinci durumda asıl borçlunun şahsi sorumluluğu ile üçüncü kişinin rehin konusu mal üzerinden taşıdığı ayni sorumluluk birbirinden ayrılmalıdır.
Kefalet ile rehin ilişkisinin aynı borçta bir araya gelmesi de ayrı bir değerlendirme gerektirir. Bir borç için hem ipotek hem kefalet bulunması, önce rehne başvurma kuralının kefile karşı her durumda aynı şekilde sonuç doğuracağı anlamına gelmez. Kefaletin adi veya müteselsil olması, rehnin kim tarafından verilmiş olduğu ve Türk Borçlar Kanunu'ndaki kefalet hükümleri sonucu etkileyebilir.
Borçlu kendisine karşı başlatılan takipte alacağın rehinle güvence altında olduğunu düşünüyorsa, takip yolunun İİK m.45'e uygun olup olmadığını ayrıca incelemelidir. Buradaki uyuşmazlık yalnız borcun varlığına ilişkin değildir; alacak mevcut olsa bile yanlış takip yolunun seçilmiş olması başlı başına icra hukuku sorunu oluşturabilir.
Alacaklı bakımından ise takip öncesindeki en önemli çalışma, rehin belgesini ve teminat kapsamını doğru okumaktır. Borcun miktarı, rehin limiti, rehin veren kişi, rehinli malın güncel maliki, varsa diğer rehinler ve takip edilecek alacağın hangi bölümünün güvence altında olduğu belirlenmeden takip yolunun seçilmesi gereksiz usul uyuşmazlıklarına yol açabilir.
Önce rehne başvurma kuralı, borçlunun bütün malvarlığını rehinli alacaklıya karşı dokunulmaz hâle getiren bir sistem değildir. Kuralın söylediği daha sınırlıdır: Belirli bir alacak için özel bir teminat kurulmuşsa, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça tahsil sürecinin başlangıç noktası o teminattır. Rehin borcu karşılamadığında veya kanuni bir istisna bulunduğunda alacaklının diğer takip imkânları yeniden gündeme gelir.