İpotek Takibinde Borçluya Hangi İcra Emri Gönderilir?
İpotek nedeniyle bir icra dosyası açıldığında borçlunun eline ulaşacak ilk belgelerden biri takibin niteliğini gösterir. Ancak ipotekli alacakların tamamında aynı belge gönderilmez. Bazı takiplerde borçluya icra emri, bazılarında ise ödeme emri tebliğ edilir. Aradaki fark yalnız belgenin isminden ibaret değildir; borçlunun kullanabileceği hukuki yollar ve takibin ilerleyişi de buna göre değişir.
Hangi belgenin gönderileceğini belirleyebilmek için önce ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin ilamlı mı yoksa ilamsız mı olduğuna bakılmalıdır. İcra ve İflas Kanunu, ipotekli alacakların tahsilinde bu iki ayrı takip biçimini düzenlemiştir.
İlamlı ipotek takibinin önemli örneklerinden biri İİK m.149 kapsamında karşımıza çıkar. İpotek akit tablosunun kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını içermesi ve kanunun aradığı diğer şartların bulunması hâlinde icra müdürü borçluya icra emri gönderir. Burada takip, genel haciz yoluyla yapılan ilamsız icradan farklı bir yapıya sahiptir.
İcra emrinde borcun kanunda belirtilen süre içinde ödenmesi, aksi hâlde ipotekli taşınmazın satışının istenebileceği borçluya bildirilir. Bu takipte borçlu, kendisine gelen belgeyi sıradan bir ödeme emri gibi değerlendirerek genel ilamsız takipteki borca itiraz sisteminin aynen uygulanacağını düşünmemelidir.
İlamlı takipte borçlunun savunma imkânları tamamen ortadan kalkmış değildir. Borcun ödendiği, ertelendiği veya zamanaşımına uğradığı iddiası gibi durumlar, ilamlı icraya özgü hükümler çerçevesinde ileri sürülebilir. İcra müdürlüğünün kanuna aykırı işlemlerine karşı şikâyet yolu da şartları oluştuğunda kullanılabilir. Buradaki önemli ayrım, “itiraz ederim ve takip kendiliğinden durur” mantığının her ipotek takibinde geçerli olmamasıdır.
İpotek akit tablosu İİK m.149 kapsamında ilamlı takip yapılmasına elverişli değilse, ipoteğin paraya çevrilmesinin ilamsız yolu gündeme gelebilir. Bu durumda borçluya icra emri değil, ödeme emri gönderilir. İİK m.149/b ve devamındaki hükümler, bu takip biçiminin temel çerçevesini oluşturur.
İlamsız ipotek takibindeki ödeme emrinde borçluya borca ve faize ilişkin itirazlarını kanundaki süre içinde ileri sürme imkânı tanınır. İtirazın niteliği ve süresinde yapılıp yapılmadığı, satış aşamasına geçilip geçilemeyeceği bakımından doğrudan önem taşır. İlamlı takip ile ilamsız takip arasındaki en belirgin pratik farklardan biri de burada ortaya çıkar.
Borçluya gelen evrakın başlığını okumak bu yüzden önemlidir. Belgede “icra emri” yazması ile “ödeme emri” yazması, aynı ipotek ilişkisinin iki farklı usul rejimine tabi olabileceğini gösterir. Savunma hazırlanırken yalnız ipotek sözleşmesine değil, icra dosyasında hangi takip yolunun seçildiğine de bakılmalıdır.
Bir başka önemli mesele, ipotekli taşınmazın malikinin asıl borçludan farklı olmasıdır. Bir şirketin borcu için ortağın veya başka bir üçüncü kişinin taşınmazı ipotek edilmiş olabilir. Bu durumda şahsi borçlu ile ipotekli taşınmazın malikinin hukuki konumları birbirinden farklıdır. İcra ve İflas Kanunu, ipotek veren üçüncü kişinin veya taşınmazın sonraki malikinin bulunduğu hâllerde takipte bu kişilerin de dikkate alınmasını gerektiren hükümler içermektedir.
Taşınmazın ipotek kurulduktan sonra başka bir kişiye satılmış olması da takipte gönderilecek belgeler bakımından göz ardı edilemez. İpotek kural olarak taşınmazı takip ettiğinden, mülkiyet değişikliği rehin hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Buna karşılık takipte güncel malikin belirlenmesi ve tebligat işlemlerinin doğru kişilere yöneltilmesi gerekir.
İcra emri veya ödeme emri tebliğ edildiğinde yalnız ana para miktarına bakılması da yeterli değildir. Talep edilen faiz, takip giderleri, ipoteğin limiti ve teminat kapsamı incelenmelidir. Tapuda belirli bir tutarda ipotek bulunması, takipte yazılı bütün alacak kalemlerinin otomatik olarak ipotek kapsamında olduğu anlamına gelmez.
Borç daha önce kısmen ödenmişse yapılan ödemelerin takip hesabına yansıtılıp yansıtılmadığı da kontrol edilmelidir. Özellikle uzun süreli kredi ilişkilerinde ana para, akdi faiz, temerrüt faizi ve yapılan ara ödemeler nedeniyle takipte talep edilen rakam ile borçlunun hesapladığı tutar arasında ciddi farklar oluşabilir.
Takip belgesinin tebliğ tarihi ise ayrı bir önem taşır. İcra hukukunda birçok başvuru kısa ve kesin sürelerle bağlantılıdır. Borçlunun hangi hukuki yola başvurabileceği kadar bu yolu ne zamana kadar kullanabileceği de tebliğ tarihi üzerinden belirlenir. Belgenin geç okunması veya yanlış takip türüne göre hareket edilmesi savunma hakkının kaybedilmesine yol açabilir.
İpotek takibinde borçluya hangi icra emrinin gönderileceği sorusu bu yüzden aslında önce “hangi takip yapılmıştır?” sorusunun cevaplanmasını gerektirir. İlamlı ipotek takibinde icra emri, ilamsız ipotek takibinde ise ödeme emri söz konusudur. Borçlu açısından doğru hareket tarzı da kendisine ulaşan belgenin adı, dayandığı İcra ve İflas Kanunu hükmü, ipoteğin kapsamı ve tebliğ tarihi birlikte incelendikten sonra belirlenmelidir.