Egemen Hukuk Bürosu
Tasarrufun iptali davasında kesin ve geçici aciz belgesinin dava şartları bakımından önemi

Tasarrufun İptali Davasında Aciz Belgesi Gerekir mi?

Borçlunun malını üçüncü kişiye devrettiğini öğrenen alacaklının ilk düşüncesi çoğu zaman bu devre karşı hemen tasarrufun iptali davası açmak olur. Oysa tasarrufun iptali davası yalnız şüpheli bir mal devrinin bulunmasına dayanmaz. Alacaklının, borçlunun mevcut malvarlığından alacağını tahsil edemediğini gösteren aciz hâli de bu davanın temel unsurlarındandır.

İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesi, tasarrufun iptali davasını kimlerin açabileceğini düzenlerken elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklıları açıkça belirtmektedir. Bu sebeple aciz belgesi, tasarrufun iptali davasında sıradan bir delilden ibaret değildir. Davanın dinlenebilmesi bakımından özel bir hukuki işleve sahiptir.

Aciz belgesinin neden arandığı, tasarrufun iptali davasının amacıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu dava borçlunun yaptığı bütün malvarlığı işlemlerini denetlemek için kurulmuş değildir. Alacaklı, öncelikle borçlunun haczedilebilir malvarlığından tahsil sağlamaya çalışır. Bu imkânın yetersiz kaldığının anlaşılması üzerine, belirli şartları taşıyan geçmiş tasarrufların alacaklıya karşı etkisiz hâle getirilmesi gündeme gelir.

Kesin aciz belgesi, haczedilen malların satılmasına rağmen alacağın tamamen karşılanamaması hâlinde kalan miktar bakımından düzenlenebilir. Burada tahsil yetersizliği artık fiilen ortaya çıkmıştır. Borçlunun malları paraya çevrilmiş, elde edilen tutar alacağı kapatmaya yetmemiştir.

Tasarrufun iptali davası bakımından her zaman satışların tamamlanmasını ve kesin aciz belgesinin ortaya çıkmasını beklemek gerekmez. Kanunun kabul ettiği geçici aciz belgesi de davanın açılmasına dayanak olabilir.

Geçici aciz hâli özellikle haciz sırasında anlaşılabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 105. maddesi uyarınca haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı aciz belgesi hükmündedir. Haczedilen malların takdir edilen kıymetine göre alacağı karşılamayacağı anlaşılırsa tutanak, karşılanmayan miktar bakımından geçici aciz belgesi niteliği taşıyabilir.

Bu ayrım uygulamada oldukça önemlidir. İcra memurunun borçlunun adresine giderek haczedilebilir hiçbir mal bulamamasıyla, haczedilen malların borcun yalnız bir bölümünü karşılayabilecek değerde olması aynı ekonomik sonucu farklı biçimlerde gösterebilir. Her iki durumda da haciz tutanağının içeriği dikkatle incelenmelidir.

Bir haciz tutanağının başlığında mutlaka “aciz belgesi” yazması gerektiği düşünülmemelidir. Belgenin adı kadar içeriği önemlidir. Tutanak, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığını veya mevcut malların alacağı karşılamaya yetmediğini ortaya koyuyorsa kanunun öngördüğü koşullarda aciz belgesi niteliği kazanabilir.

Buna karşılık yalnız borçlunun bir adreste bulunamamış olması veya kapının kapalı olması, her durumda borçlunun aciz hâlini kanıtlamaz. Haciz işleminin nasıl gerçekleştirildiği, hangi malvarlığı araştırmalarının yapıldığı ve tutanağın borçlunun ödeme gücü hakkında ne gösterdiği önem taşır. Şeklen yapılmış fakat borçlunun malvarlığı hakkında anlamlı bilgi vermeyen bir işlem ile gerçek tahsil imkânsızlığını ortaya koyan haciz tutanağı aynı değildir.

Aciz belgesiyle ilgili önemli meselelerden biri de belgenin davanın hangi aşamasında bulunması gerektiğidir. Uygulamada tasarrufun iptali davası açıldığı sırada aciz belgesinin henüz elde edilmemiş olduğu durumlarla karşılaşılabilir. Yargıtay uygulamasında aciz belgesinin dava şartı niteliği taşıdığı, ancak davanın açılmasından sonra ve yargılama sırasında da tamamlanabilmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle dava tarihindeki eksiklik ile yargılama sona ererken şartın hâlâ bulunmaması aynı sonucu doğurmaz.

Ancak bu yaklaşım, aciz belgesinin gereksiz olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Alacaklının takip dosyasında tahsil imkânsızlığını ortaya koyan süreci tamamlaması ve gerekli belgeyi mahkemeye sunması gerekir. Yargılamanın sonunda aciz koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği davanın esası bakımından belirleyicidir.

Aciz belgesinin hangi icra takibine ve hangi alacağa ilişkin olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Başka bir borç ilişkisine ait aciz belgesinin, dava konusu alacak bakımından otomatik olarak yeterli olacağı kabul edilemez. Tasarrufun iptali davasını açan alacaklının takip ettiği alacak ile tahsil edilemeyen miktar arasındaki bağ kurulmalıdır.

Borçlunun üzerine kayıtlı hiçbir taşınmaz bulunmaması da tek başına aciz belgesi yerine geçmez. Borçlunun banka hesapları, araçları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları veya başka haczedilebilir malvarlığı değerleri bulunabilir. Tasarrufun iptali davasındaki aciz değerlendirmesi yalnız tapu kaydına indirgenemez.

Örneğin 2 milyon TL alacağı bulunan bir alacaklının yaptığı takipte borçlunun 300 bin TL değerinde haczedilebilir malı bulunduğu tespit edilmiş olabilir. Haciz tutanağı, kalan kısım yönünden tahsil yetersizliğini gösterebilir. Bu durumda tartışma “borçlunun hiç malı var mı?” sorusundan çok, mevcut haczedilebilir malvarlığının takip konusu alacağı karşılayıp karşılamadığı üzerinde yoğunlaşır.

Aciz belgesi ile rehin açığı belgesi de aynı kurum değildir. Rehin açığı belgesi, rehinle güvence altına alınmış alacağın rehin konusu maldan tamamen karşılanamaması üzerine rehnin paraya çevrilmesi takibinde ortaya çıkar. Aciz belgesi ise borçlunun haczedilebilir malvarlığının alacağı karşılamaya yetmemesiyle ilgilidir. İki belge farklı takip mekanizmalarının ürünüdür ve sonuçları da ayrı değerlendirilir.

Borçlu açısından aciz belgesinin varlığı, geçmişte yaptığı her işlemin artık iptal edileceği anlamına gelmez. Belge, tasarrufun iptali davasının önemli koşullarından birini karşılar; fakat ayrıca dava konusu işlemin İcra ve İflas Kanunu'nun iptale tabi tuttuğu tasarruflardan olması gerekir. Tasarruf tarihi, alacağın doğum zamanı, üçüncü kişinin durumu ve kanundaki süreler ayrıca incelenir.

Tasarrufun iptali davasında aciz belgesinin işlevi aslında davanın neden açıldığını gösterir: alacaklı borçlunun mevcut haczedilebilir malvarlığından tahsil sağlayamadığı için geçmişte elden çıkarılan belirli değerlere yönelmektedir. Bu nedenle dosyada yalnız mal devrinin şüpheli olup olmadığı değil, icra takibinin borçlunun gerçek tahsil gücü hakkında ne ortaya koyduğu da belirleyicidir.