Egemen Hukuk Bürosu
Borçlunun eşine yaptığı ev, araç ve diğer mal devirlerinin tasarrufun iptali davası bakımından değerlendirilmesi

Borçlunun Eşine Yaptığı Mal Devri İptal Edilebilir mi?

Borçlarını ödemekte zorlanan bir kişinin evini, aracını veya başka bir malını eşine devretmesi, alacaklı açısından doğal olarak dikkat çeken bir işlemdir. Ancak eşler arasındaki her mal devrinin geçersiz olduğu veya alacaklının doğrudan bu mala haciz koyabileceği düşünülmemelidir. İcra hukuku açısından asıl mesele, yapılan işlemin tasarrufun iptaline ilişkin hükümlerin kapsamına girip girmediğidir.

Eşler hukuken birbirlerinden mal satın alabilir, birbirlerine mal bağışlayabilir ve kendi malvarlıkları üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Evlilik, eşler arasındaki bütün malvarlığı işlemlerini yasaklamaz. Buna karşılık borçlunun alacaklıların tahsil imkânını azaltan bazı tasarrufları, İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlarla alacaklıya karşı iptal edilebilir.

Eşler arasındaki işlemler bakımından İcra ve İflas Kanunu'nun 278. maddesi özel önem taşır. Kanun, belirli yakın kişiler arasında yapılan bazı tasarrufları bağışlama gibi değerlendirir. Karı ve koca arasındaki ivazlı tasarruflar da kanundaki bu özel düzenleme kapsamında ele alınmaktadır. Bu nedenle borçlunun eşine yaptığı bir devir, tamamen yabancı iki kişi arasındaki olağan bir satışla aynı hukuki zeminde değerlendirilmeyebilir.

Burada “ivazlı tasarruf” kavramı karşılığında bir bedel veya edim bulunan işlemi ifade eder. Başka bir deyişle tapuda işlemin satış olarak gösterilmiş ve eşin belirli bir bedel ödemiş olması, tasarrufun iptali incelemesini kendiliğinden sona erdirmez. Kanunun yakın kişiler arasındaki işlemlere ilişkin özel hükümleri ayrıca dikkate alınır.

Bağışlama niteliğindeki devirlerde ise durum daha belirgindir. Borçlunun evini veya aracını hiçbir karşılık almadan eşine vermesi, kanunda belirtilen dönem ve diğer koşullar gerçekleşmişse iptale tabi tasarruflardan biri olabilir. Burada işlemin tapuda veya sicilde hangi isimle gösterildiğinden çok gerçek hukuki ve ekonomik niteliği önem taşır.

Örneğin borçlu, yüksek miktarlı borcunun doğmasından sonra tek taşınmazını eşine devretmiş olabilir. Tapu işleminde satış gösterilmesine rağmen eş tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı, banka hareketlerinde satış bedelinin bulunmadığı ve taşınmazın aile tarafından aynı şekilde kullanılmaya devam edildiği tespit edilebilir. Böyle bir tablo, işlemin gerçek niteliğinin araştırılmasını gerektirir.

Fakat yalnız “eşine devretti” denilerek dava sonucuna ulaşılamaz. Tasarrufun iptali davasının genel şartları yine mevcut olmalıdır. Alacaklının korunabilir bir alacağının bulunması, alacağın doğum tarihi, borçlu hakkındaki takip, aciz hâli, tasarrufun tarihi ve İcra ve İflas Kanunu'nda öngörülen süreler birlikte değerlendirilir.

Alacağın ne zaman doğduğu burada özellikle önemlidir. Borçlunun eşine yaptığı devirden yıllar sonra doğmuş bir borç ile devirden önce mevcut olan bir borç aynı şekilde ele alınmaz. İcra takibinin devirden sonra başlatılmış olması ise tek başına iptal davasına engel değildir. Takip tarihinden önce alacağın hukuki temelinin oluşmuş olması mümkündür.

Eşe yapılan devirlerde yalnız İİK 278 kapsamındaki hükümler değil, olayın özelliklerine göre İİK 280'de düzenlenen alacaklılara zarar verme kastına ilişkin hükümler de gündeme gelebilir. Borçlunun mali durumunun eş tarafından bilinip bilinmediği tartışmasında, eşler arasındaki yakın ilişki ve olayın diğer özellikleri delil değerlendirmesinde etkili olabilir.

Ancak hukuki değerlendirme “eş zaten borcu biliyordur” şeklindeki basit bir varsayıma indirgenmemelidir. Borcun niteliği, eşlerin fiilî yaşam düzeni, mal devrinin nedeni, bedelin kaynağı ve ödeme biçimi, işlem tarihindeki ekonomik durum ve tarafların davranışları birlikte değerlendirilmelidir.

Eşin taşınmazı gerçekten kendi parasıyla satın aldığını ileri sürdüğü durumlarda ödemenin nasıl yapıldığı önem kazanır. Satış bedelinin banka üzerinden gönderilmiş olması, paranın kaynağı, ödemenin işlem tarihiyle uyumu ve bedelin ekonomik gerçeklikle ilişkisi incelenebilir. Bedelin kâğıt üzerinde gösterilmesi ile gerçekten ödenmesi aynı şey değildir.

Mal rejimi hükümleri de eşler arasındaki mülkiyet ilişkisini etkileyebilir; ancak edinilmiş mallara katılma rejimi, bir eşin diğer eşin bütün mallarının yarısının tapu maliki olduğu anlamına gelmez. Tapuda borçlu adına kayıtlı bir taşınmazın eşe devri ile boşanma hâlinde doğabilecek katılma alacağı birbirinden farklı hukuki meselelerdir. Tasarrufun iptali incelemesi yapılırken bu kavramların birbirine karıştırılmaması gerekir.

Devir boşanma sürecinde yapılmışsa işlemin niteliği daha da dikkatli incelenir. Mal rejiminin tasfiyesi kapsamında gerçek bir borcun yerine getirilmesiyle, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla görünürde bir tasfiye işlemi yapılması aynı değildir. Boşanma protokolünün veya mahkeme kararının bulunması da her olayda tasarrufun iptali incelemesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; işlemin hukuki dayanağı ve kanundaki iptal şartları ayrıca değerlendirilir.

Alacaklı tasarrufun iptali davasını kazanırsa taşınmazın tapusu mutlaka eşten alınarak borçluya geri verilmez. Eş malik olarak tapuda kalabilir; fakat alacaklı kendi alacağı ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteyebilme imkânı elde edebilir. Bu, tasarrufun iptali davasının mülkiyetin geri alınmasından ziyade tahsil kabiliyetini koruyan yapısının sonucudur.

Eş taşınmazı daha sonra başka bir kişiye devretmişse sonraki devralanın durumu ayrıca değerlendirilir. Sonraki kişinin iyi niyeti, borçlu ve eşiyle ilişkisi, devir bedeli ve işlem koşulları davanın kapsamını değiştirebilir. Malın el değiştirmesi, alacaklının bütün haklarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; fakat takip edilecek hukuki yol farklılaşabilir.

Tasarrufun iptali hakkı süresiz de değildir. İcra ve İflas Kanunu'nun 284. maddesindeki beş yıllık hak düşürücü süre nedeniyle eşler arasındaki devrin hangi tarihte gerçekleştirildiği baştan belirlenmelidir. Bunun yanında iptal sebebine göre kanunun öngördüğü özel zaman koşulları da ayrıca kontrol edilir.

Borçlunun eşine yaptığı mal devrinde bu nedenle yalnız tapudaki isim değişikliğine bakmak yeterli olmaz. Devrin karşılıklı mı karşılıksız mı olduğu, gerçek bir bedel ödenip ödenmediği, alacağın ve tasarrufun tarihleri, borçlunun mali durumu, eşler arasındaki ekonomik ilişki ve icra dosyasındaki tahsil imkânı birlikte incelenir. Eşler arasındaki yakınlık işlemi kendiliğinden hükümsüz kılmaz; fakat İcra ve İflas Kanunu bu yakın ilişkiyi tasarrufun iptali bakımından özel olarak dikkate almaktadır.