Egemen Hukuk Bürosu
Borçludan devralınan malın başka bir kişiye satılması ve tasarrufun iptali davasındaki devir zinciri

Malı Devralan Kişi Malı Başkasına Satarsa Ne Olur?

Borçlunun malını üçüncü kişiye devretmesiyle başlayan süreç bazen burada sona ermez. Taşınmaz veya araç kısa süre sonra yeniden satılabilir, ikinci alıcı da malı başka bir kişiye devredebilir. Böylece alacaklı malvarlığı araştırması yaptığında borçlunun eski malının birkaç kez el değiştirdiğini görebilir. Bu durum alacaklının hakkını kendiliğinden sona erdirmez; fakat devir zincirindeki her kişinin hukuki durumunun ayrı ayrı incelenmesini gerektirir.

Tasarrufun iptali davasının temel örneğinde borçlu ile doğrudan işlem yapan üçüncü kişi bulunur. Borçlu evini A kişisine devretmişse, iptal şartlarının bulunup bulunmadığı öncelikle bu işlem bakımından değerlendirilir. Ancak A taşınmazı B'ye satmışsa artık uyuşmazlık yalnız ilk devirden ibaret değildir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesi bu ihtimal bakımından önemlidir. Tasarrufun iptaline ilişkin haklar, kanundaki şartlar çerçevesinde kötü niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirken iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları korunur. Dolayısıyla malın ikinci kez devredilmesi, ne alacaklıyı otomatik olarak haklı çıkarır ne de iptal davasını otomatik olarak sonuçsuz bırakır.

Örneğin borçlu evini alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yakın bir arkadaşına devretmiş olabilir. Arkadaş da taşınmazı kısa süre sonra borçlunun kardeşine satmışsa ikinci işlemin tarafları ve koşulları ayrıca araştırılır. Buna karşılık ilk devralan aynı evi piyasa koşullarında satışa çıkarmış ve borçluyla hiçbir ilişkisi bulunmayan bir kişi gerçek bedelini ödeyerek satın almışsa sonraki alıcının hukuki konumu farklı olabilir.

Burada “iyi niyet” yalnız kişinin “Ben hiçbir şey bilmiyordum” demesiyle belirlenmez. Devir tarihi, taraflar arasındaki ilişki, satış bedeli, ödeme yöntemi, malın kullanım biçimi ve işlemin olağan ticari hayatla uyumu birlikte incelenebilir.

Devirlerin çok kısa aralıklarla yapılması da dikkat çekici olabilir. Borçlu taşınmazını bir kişiye devretmiş, bu kişi iki gün sonra başka bir kişiye, o kişi de birkaç hafta sonra üçüncü bir kişiye satmışsa zincirin neden bu şekilde kurulduğu araştırılabilir. Ancak sırf devirlerin hızlı yapılması tek başına bütün alıcıların kötü niyetli olduğu sonucunu doğurmaz.

Satış bedelleri zincirin değerlendirilmesinde önemli ipuçları verir. Taşınmazın her aşamada gerçek değerinin çok altında devredilmesi, bedellerin banka kayıtlarında görülmemesi veya alıcıların ödeme gücünün bulunmaması işlemler arasındaki bağlantının araştırılmasına neden olabilir. Buna karşılık gerçek piyasa bedellerinin ödendiği ve tarafların birbirinden bağımsız olduğu işlemler farklı bir görünüm yaratır.

Malın fiilen kim tarafından kullanıldığı da anlamlı olabilir. Tapuda üç kez el değiştiren bir evde borçlu hiçbir değişiklik olmadan oturmaya devam ediyor, kiraları kendisi topluyor veya taşınmaz üzerinde malik gibi davranmayı sürdürüyorsa bu durum devir zincirinin ekonomik gerçekliğinin incelenmesini gerektirebilir.

Sonraki devralanın tapu sicilindeki kayıtları kontrol etmiş olması da önemlidir. Devir sırasında taşınmaz üzerinde haciz veya ihtiyati haciz bulunuyorsa bu kayıtların hukuki etkisi ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık tapuda hiçbir takyidat bulunmaması, alıcının sicile yansımayan bütün kişisel borç ilişkilerini bildiği anlamına gelmez.

Malın iyi niyetli bir sonraki kişiye devredilmiş olması hâlinde alacaklının ilk devralana karşı hiçbir hakkının kalmadığı sonucuna da hemen varılmamalıdır. İİK 283, iptale tabi tasarruftan yararlanan kişinin elinden çıkardığı mallar bakımından belirli şartlarla nakden tazmin sorumluluğunu da düzenlemektedir. Böylece malın aynına ulaşılamaması bazı durumlarda uyuşmazlığın ekonomik değer üzerinden devam etmesine yol açabilir.

Bu sorumluluk, ilk devralanın borçlunun bütün borçlarından sınırsız biçimde sorumlu hâle gelmesi anlamına gelmez. Tasarrufun iptali hukukunun amacı üçüncü kişiyi genel anlamda borçluya dönüştürmek değildir. Sorumluluğun kapsamı, iptale tabi işlemden elde edilen yarar ve kanundaki sınırlar çerçevesinde belirlenir.

Özellikle taşınmazın birkaç kez devredildiği dosyalarda yalnız güncel tapu kaydına bakmak yeterli değildir. Tapunun geçmiş tedavülleri, resmi senetler, satış bedelleri ve tarafların kimlikleri incelenmelidir. Araçlarda da geçmiş malik kayıtları ve satış tarihleri benzer biçimde önem kazanabilir.

Devir zinciri içinde aile bireylerinin, şirket ortaklarının, çalışanların veya borçluyla yakın ticari ilişkisi bulunan kişilerin yer alması da değerlendirmeye dâhil edilir. Bununla birlikte yakınlık tek başına bütün zincirin muvazaalı veya kötü niyetli olduğunu kanıtlamaz. Her işlem kendi tarihi ve koşulları içinde incelenir.

Tasarrufun iptali davası açılmadan önce malın son malikinin kim olduğunun doğru belirlenmesi bu yüzden önemlidir. İlk devirden sonra gerçekleşen satışlar gözden kaçırılırsa davanın tarafları ve talebin kapsamı yanlış kurulabilir. Dava devam ederken yeni bir devir gerçekleşmesi ihtimali de ayrıca dikkate alınmalıdır.

Alacaklı açısından amaç devir zincirindeki herkesi davaya eklemek değil, malın hangi aşamada bulunduğunu ve kanunun hangi kişiye karşı hangi hakkı tanıdığını belirlemektir. Sonraki alıcı kötü niyetliyse mala yönelme imkânı tartışılabilir; iyi niyetli kişinin hakkı korunuyorsa ilk devralanın ekonomik sorumluluğu gündeme gelebilir.

Borçlunun malının bir kez daha satılmış olması bu nedenle “artık hiçbir şey yapılamaz” anlamına gelmez. Aynı şekilde ilk işlemin iptale tabi olması da sonraki bütün alıcıların haklarının otomatik olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Devir zinciri uzadıkça temel soru, malın kaç kez satıldığı değil, her bir devralanın hukuki konumu ve alacaklının hangi aşamada mala ya da malın ekonomik karşılığına ulaşabileceğidir.