Tasarrufun İptali Davasında Üçüncü Kişiden Tazminat İstenebilir mi?
Tasarrufun iptali davasında alacaklının ilk hedefi çoğu zaman borçlunun elinden çıkardığı mala ulaşabilmektir. Fakat hayatın olağan akışında bu mal her zaman ilk devralan kişinin elinde kalmaz. Borçludan evi alan kişi evi satmış, araç devredilmiş veya başka bir malvarlığı unsuru artık mevcut olmayabilir. Böyle bir durumda “mal ortada olmadığına göre dava da anlamsız hâle gelir” sonucu ortaya çıkmaz. Kanun, belirli şartlarda üçüncü kişinin nakden sorumluluğuna gidilmesine imkân tanır.
İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesi, tasarrufun iptali davasının sonuçlarını düzenlerken iptale tabi tasarruftan yararlanan kişinin elinden çıkardığı mallar bakımından nakden tazmin yükümlülüğünü de öngörmektedir. Böylece iptale tabi malın artık aynen takip edilememesi, alacaklının hukuki korumasını her durumda ortadan kaldırmaz.
Örneğin borçlu 5 milyon TL değerindeki bir taşınmazı alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla A kişisine devretmiş olsun. A da taşınmazı daha sonra iyi niyetli B'ye satmış olabilir. B'nin hakkı hukuken korunuyorsa alacaklının taşınmazı doğrudan B'nin elinden alarak icra yoluyla sattırması mümkün olmayabilir. Bu noktada A'nın tasarruftan elde ettiği ekonomik değer üzerinden sorumluluğu gündeme gelebilir.
Buradaki “tazminat” kavramını klasik haksız fiil tazminatıyla karıştırmamak gerekir. Davacı her durumda üçüncü kişinin kendisine ayrıca zarar verdiğini, kusurlu davrandığını ve haksız fiilin bütün şartlarının gerçekleştiğini kanıtlamak zorunda olduğu sıradan bir tazminat davası açıyor değildir. İİK 283'teki nakden sorumluluk, tasarrufun iptali davasının kendine özgü sonuçlarından biridir.
Üçüncü kişinin sorumluluğu da sınırsız değildir. Kanun, elden çıkarılan mallar yerine geçen değer bakımından üçüncü kişinin sorumluluğunu belirli bir çerçevede kabul eder. Alacaklının üçüncü kişiden borçlunun bütün borçlarını bağımsız biçimde talep edebileceği düşünülmemelidir.
Burada iki ayrı sınırın dikkate alınması gerekir. Bir tarafta davacı alacaklının tahsil edilmemiş alacağı ve fer'ileri, diğer tarafta iptale tabi tasarruf nedeniyle üçüncü kişinin sorumluluğuna esas olabilecek ekonomik değer vardır. Talebin kapsamı bu hukuki sınırlar içerisinde belirlenir.
Taşınmazın hangi tarihte ve hangi değer üzerinden elden çıkarıldığı da önemlidir. Özellikle yüksek enflasyon veya hızlı fiyat değişimlerinin yaşandığı dönemlerde taşınmazın ilk devir tarihindeki değeri, sonraki satış bedeli ve dava tarihindeki değeri birbirinden ciddi şekilde farklı olabilir. Nakden sorumluluğun belirlenmesinde hangi değerin esas alınacağı, uyuşmazlığın özelliklerine ve tasarrufun niteliğine göre hukuki inceleme gerektirir.
Üçüncü kişinin malı gerçekten kaça sattığı da tek başına bütün sorunu çözmeyebilir. Tapuda gösterilen bedel ile fiilen alınan para farklı olabilir. Banka kayıtları, resmi senetler, bilirkişi değerlemeleri ve diğer deliller malın ekonomik değerinin belirlenmesinde önem kazanabilir.
Malın bir sonraki kişiye devredilmesi hâlinde son alıcının iyi niyeti ayrı bir konudur. Sonraki devralan kötü niyetliyse alacaklının tasarrufun iptaline ilişkin haklarını ona karşı da ileri sürmesi mümkün olabilir. İyi niyetli üçüncü kişinin hakkının korunması gereken hâllerde ise malın aynına ulaşmak yerine önceki devralanın nakden sorumluluğu daha belirgin hâle gelir.
Örneğin borçludan taşınmazı iptale tabi biçimde devralan A, bunu borçluyla hiçbir ilişkisi bulunmayan ve gerçek bedelini ödeyen B'ye satmışsa B'nin hukuki konumu ayrıca korunabilir. Ancak bu koruma, A'nın iptale tabi işlemden sağladığı yararın tamamen hukuk dışı inceleme alanına çıkması anlamına gelmez.
Buna karşılık mal hâlen ilk devralan kişinin üzerindeyse uyuşmazlığın ağırlık merkezi farklıdır. Böyle bir durumda tasarrufun iptali kararıyla alacaklının mal üzerinde haciz ve satış yapabilmesi gündeme gelir. Mal elden çıkarıldığında ise ayni takip imkânının yerini veya yanında nakdi sorumluluk tartışması alabilir.
Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişinin nakden sorumlu tutulması, borçlunun asıl borçtan kurtulduğu anlamına da gelmez. Asıl borç ilişkisi ile üçüncü kişinin iptale tabi tasarruftan doğan sorumluluğu farklı hukuki temellere dayanır. Alacaklının aynı borcu iki kez tahsil etmesi elbette mümkün değildir.
Bu ayrım, icra dosyasındaki tahsilatların dava boyunca izlenmesini de önemli hâle getirir. Borçlu dava sırasında kısmi ödeme yapmışsa veya başka malların haczi sonucunda alacağın bir bölümü tahsil edilmişse üçüncü kişinin sorumluluğunun kapsamı belirlenirken kalan alacak dikkate alınır.
“Üçüncü kişiden tazminat” ifadesi bazen manevi zarar veya cezalandırıcı bir ödeme talebi varmış gibi de anlaşılabilir. Tasarrufun iptali davasındaki nakden sorumluluğun amacı üçüncü kişiyi cezalandırmak değildir. Amaç, iptale tabi tasarruf nedeniyle alacaklının ulaşamadığı ekonomik değerin kanunda öngörülen ölçüde tahsil alanına geri kazandırılmasıdır.
Malın yok edilmesi, tüketilmesi, başka bir hukuki işlemle elden çıkarılması veya iyi niyetli bir sonraki kişiye devredilmesi gibi farklı ihtimallerde aynı sonuç mekanik biçimde uygulanmaz. Devir zinciri ve malın akıbeti belirlenmeden yalnız “tazminat istiyorum” şeklinde bir talep kurulması eksik kalabilir.
Bu nedenle tasarrufun iptali davasında üçüncü kişiden para istenip istenemeyeceği araştırılırken önce malın hâlen kimin elinde bulunduğu belirlenmelidir. Mal mevcut ve hukuken takip edilebilir durumdaysa haciz ve satış yolu ön plana çıkar; mal artık takip edilemiyorsa İİK 283 çerçevesindeki nakden sorumluluk değerlendirilir. Böylece tasarrufun iptali davası yalnız malın kendisini değil, şartları oluştuğunda malın elden çıkarılmasıyla ortaya çıkan ekonomik değeri de alacaklının tahsil alanında tutabilmektedir.