Egemen Hukuk Bürosu
İmtiyazlı alacakların önceden takip yapmadan hacze iştirak edebilmesi ve İİK 101 uygulaması

Hacze İmtiyazlı İştirak Nedir?

İcra hukukunda genel yaklaşım, alacaklının borçlusuna karşı takip yapması ve haciz aşamasına ulaşarak malvarlığı üzerinde hak elde etmesidir. Ancak kanun bazı kişileri, içinde bulundukları hukuki ilişki veya korunma ihtiyaçları nedeniyle farklı bir konuma yerleştirmiştir. Bu kişiler belirli şartlarla, önceden icra takibi yapıp haciz koydurmuş olmaları aranmaksızın başka bir alacaklının haczine katılabilirler. Bu kurum hacze imtiyazlı iştirak olarak adlandırılır.

İmtiyazlı iştirak, bir önceki yazımızda ele aldığımız adi iştirakle aynı değildir. Adi iştirakte İcra ve İflas Kanunu'nun 100. maddesindeki alacağın tarihi, dayanak belge ve takip şartları önem taşırken, imtiyazlı iştirak İİK'nın 101. maddesinde belirli alacaklı grupları için özel olarak düzenlenmiştir.

Kanunun burada sağladığı ayrıcalığın en dikkat çekici yönü, iştirak etmek isteyen kişinin önceden takip yapmasının zorunlu olmamasıdır. Başka bir alacaklı borçlunun malına haciz koydurduktan sonra, İİK 101 kapsamındaki kişi kanuni koşullarını taşıyorsa bu hacze iştirak talebinde bulunabilir.

Ancak “imtiyazlı” kelimesi, borçludan alacağı bulunan herkesin takip yapmadan hacze katılabileceği anlamına gelmez. Bu yol yalnız kanunda sayılan kişiler ve alacaklar bakımından mümkündür. İstisnai nitelikteki bu düzenlemenin kapsamı, genel bir hakkaniyet düşüncesiyle sınırsız biçimde genişletilemez.

İİK 101 kapsamında özellikle borçlunun eşi ve çocuklarının evlilik veya velayetten doğan belirli alacakları bakımından özel koruma öngörülmüştür. Kanun ayrıca vesayet ilişkisi kapsamında korunması gereken bazı alacakları da düzenler. Buradaki imtiyazın kaynağı yalnız alacağın para alacağı olması değil, taraflar arasındaki özel hukuki ilişkidir.

Nafaka alacakları bakımından da özel bir düzenleme bulunmaktadır. İİK 101, ilama dayanan nafaka alacaklarının hacze iştirakine ilişkin koruma getirirken birikmiş nafaka alacakları konusunda ayrıca sınırlama öngörür. Kanun, birikmiş nafaka alacaklarının iştirak bakımından hangi ölçüde korunacağını özel olarak belirlemiştir.

Bu ayrım önemlidir. Güncel olarak doğan nafaka ile yıllar boyunca tahsil edilmemiş ve toplu hâle gelmiş nafaka borcunun iştirak sistemi içindeki konumu her zaman aynı şekilde ele alınmaz. Nafaka alacaklısı açısından yalnız kararın varlığına değil, hangi dönem alacaklarının talep edildiğine de bakılması gerekir.

İmtiyazlı iştirak hakkının kullanılabileceği zaman da sınırsız değildir. İİK 101, iştirak talebinin hacizli malın bedeli icra veznesine girinceye kadar ileri sürülebilmesine ilişkin bir sistem kurar. Bu sebeple alacaklının kanunen imtiyazlı olması, paylaşım tamamlandıktan sonra istediği herhangi bir tarihte geçmişe dönük olarak para talep edebileceği anlamına gelmez.

Örneğin borçlunun aracına ticari bir alacaklı haciz koydurmuş ve araç satış aşamasına gelmiş olabilir. Kanunun imtiyaz tanıdığı bir nafaka alacaklısının şartları mevcutsa ilk alacaklının yaptığı hacze iştirak etmesi gündeme gelebilir. Böylece daha önce kendi takip dosyasından haciz koydurmamış olması tek başına iştirak hakkını ortadan kaldırmaz.

Bu durum ilk haciz sahibinin ekonomik beklentisini doğrudan etkileyebilir. İlk alacaklı, malın satışından kendi alacağını tahsil edeceğini düşünürken imtiyazlı iştirak talebi nedeniyle satış bedelini başka bir alacaklıyla paylaşmak durumunda kalabilir.

Kanun bu sebeple ilk haciz sahibi ve borçluya itiraz imkânı da tanır. İmtiyazlı iştirak talebinde bulunan kişinin gerçekten kanunda sayılan grupta bulunup bulunmadığı, ileri sürdüğü alacağın niteliği ve miktarı uyuşmazlık konusu olabilir. İştirak talebinin yalnız ileri sürülmüş olması, alacağın hiçbir inceleme yapılmadan kesin biçimde kabul edileceği anlamına gelmez.

İmtiyazlı iştirak ile alacağın sıra cetvelindeki imtiyazı da tamamen aynı kavramlar değildir. Bir alacaklının hacze takip yapmadan katılabilmesi ile satış bedelinin dağıtımında hangi sırada yer alacağı ayrı hukuki sorunlardır. “İmtiyazlı iştirak” ifadesindeki imtiyaz, öncelikle hacze katılabilme bakımından kanunun sağladığı özel korumayı ifade eder.

Aynı şekilde rehinli alacaklıların durumu da farklıdır. İpotek veya rehin hakkı bulunan bir alacaklının satış bedeli üzerindeki önceliği ayni teminat ilişkisinden kaynaklanır. İİK 101 kapsamındaki imtiyazlı iştirak ise başka bir hukuki mekanizmadır.

İmtiyazlı iştirak talebi kabul edildiğinde satış bedelinin dağıtımında yeni bir alacaklı ortaya çıkar. Malın değeri bütün alacakları karşılamıyorsa iştirak, ilk haciz sahibinin fiilen tahsil edeceği miktarı azaltabilir. Bu nedenle hem iştirak talep eden kişinin hem de mevcut haciz alacaklılarının süreci dikkatle takip etmesi gerekir.

Adi iştirak ile imtiyazlı iştiraki ayırmanın en kolay yolu, alacaklının ilk hacizden önce hangi takip veya belgeye sahip olduğuna mı, yoksa kanunun kendisine tanıdığı özel statüye mi dayanarak hacze katıldığını sormaktır. İİK 100'de ağırlık alacağın tarihi ve güvenilir biçimde belgelenmesindeyken, İİK 101 belirli kişi ve alacakları özel olarak koruyan farklı bir iştirak yolu oluşturur.

Hacze imtiyazlı iştirak, icra hukukundaki “önce davranan alacaklı avantajlıdır” yaklaşımının sosyal ve hukuki nedenlerle sınırlandırıldığı alanlardan biridir. Fakat bu koruma otomatik değildir. Alacaklının İİK 101 kapsamına girmesi, alacağın imtiyaz tanınan nitelikte olması ve iştirak talebinin kanuni zaman içinde ileri sürülmesi birlikte değerlendirilmelidir.