Egemen Hukuk Bürosu
Sıra cetveline karşı şikâyet ile sıra cetveline itiraz davasının konu, görev ve sonuç bakımından farkları

Sıra Cetveline Karşı Şikâyet ile İtiraz Davası Arasındaki Fark Nedir?

Sıra cetvelini inceleyen bir alacaklı, kendisine ayrılan payın olması gerekenden düşük olduğunu gördüğünde önce bunun nedenini belirlemelidir. Çünkü aynı ekonomik sonuç, birbirinden tamamen farklı iki hukuki hatadan kaynaklanabilir. İcra dairesi alacaklıları yanlış sıraya yerleştirmiş olabilir veya cetvelde yer verilen başka bir alacaklının gerçekte böyle bir alacağı bulunmayabilir. İlk durumda şikâyet, ikinci durumda ise sıra cetveline itiraz davası gündeme gelir.

Bu ayrım yalnız kullanılan hukuki terimlerden ibaret değildir. Başvurunun görüleceği merci, incelemenin konusu ve yargılamada tartışılacak hususlar buna göre değişir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 142. maddesindeki sistemde temel ölçüt, itiraz eden alacaklının başka bir alacaklının alacağının esasına veya miktarına karşı çıkıp çıkmadığıdır. Başka bir alacaklının alacağının gerçekte mevcut olmadığı veya cetvelde gösterilenden daha az olduğu ileri sürülüyorsa maddi hukuka ilişkin bir uyuşmazlık vardır. Buna karşılık alacağın varlığı kabul edilmekle birlikte cetvelde yanlış sıraya yerleştirildiği söyleniyorsa takip hukukuna ilişkin bir sıralama uyuşmazlığı söz konusudur.

Örneğin A alacaklısı, “B'nin alacağını kabul ediyorum fakat B'nin haczi benim haczimden sonra olduğu ve iştirak şartları da bulunmadığı için benim önümde yer alamaz” diyorsa B'nin alacağının kendisi tartışılmamaktadır. Tartışılan husus icra dairesinin bu alacağı hangi sıraya koyduğudur. Böyle bir iddia şikâyet yolunun konusunu oluşturabilir.

Aynı örnekte A, “B'nin cetvelde gösterilen 2 milyon TL'lik alacağı gerçekte yoktur; borç daha önce ödenmiştir” diyorsa artık sorun sıralama değildir. B'nin satış parasından pay almasını sağlayan alacağın varlığı tartışılmaktadır. Bu iddianın sıra cetveline itiraz davası yoluyla ileri sürülmesi gerekir.

Miktara yönelik uyuşmazlık da aynı kapsamdadır. B'nin bir alacağının bulunduğu kabul edilmekle birlikte gerçek bakiyenin 500 bin TL olduğu, buna rağmen sıra cetveline 2 milyon TL yazıldığı iddia ediliyorsa alacağın miktarı tartışılmaktadır. Fazladan yazılan tutar diğer alacaklıların payını azalttığı için itiraz davasının konusu olabilir.

Şikâyette inceleme ağırlıklı olarak icra müdürlüğünün sıra cetvelini düzenlerken takip hukuku kurallarını doğru uygulayıp uygulamadığı üzerinde yoğunlaşır. Haciz tarihleri, hacze iştirak şartları, derece ilişkisi ve kanundan kaynaklanan sıralama kuralları bu kapsamda önem kazanabilir.

İtiraz davasında ise uyuşmazlık daha farklı bir zemine taşınır. Taraflar arasındaki borç ilişkisinin gerçekliği, ödeme yapılıp yapılmadığı, alacağın miktarı veya cetvelde yer alan alacağın hukuken mevcut olup olmadığı incelenebilir. Sözleşmeler, banka kayıtları, ödeme belgeleri ve maddi hukuk ilişkisini ortaya koyan diğer deliller bu aşamada önem kazanır.

İki yolun görev bakımından ayrıldığı nokta da burasıdır. Yalnız sıraya ilişkin şikâyetler icra mahkemesinde incelenirken, alacağın esas veya miktarına ilişkin sıra cetveline itiraz davası genel mahkemede görülür. İİK 142, davanın takibin icra edildiği mahal mahkemesinde açılacağını ve basit yargılama usulünün uygulanacağını düzenlemektedir.

Görevli genel mahkemenin belirlenmesinde ise uyuşmazlığın maddi hukuk niteliği ayrıca önem taşıyabilir. Bu sebeple “sıra cetveline itiraz davası her durumda aynı mahkemede açılır” şeklinde düşünmek yerine, uyuşmazlığın dayandığı hukuki ilişkinin de değerlendirilmesi gerekir.

Her iki yol bakımından süre oldukça kısadır. İİK 142 uyarınca sıra cetveline karşı başvuru için cetvel suretinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre söz konusudur. Bu yüzden hukuki yol tartışılırken sürenin geçirilmemesi gerekir.

Şikâyet ile itiraz davasının birbirine karıştırılmasının en ciddi sonucu yanlış merciye başvurulması ve kısa süre nedeniyle hak kaybı riskinin ortaya çıkmasıdır. Bir dilekçeye “şikâyet” başlığı verilmesi uyuşmazlığı şikâyete dönüştürmeyeceği gibi, “itiraz davası” denilmesi de maddi hukuk uyuşmazlığı bulunmayan bir konuyu kendiliğinden davaya dönüştürmez.

Aynı sıra cetvelinde iki tür uyuşmazlığın birlikte ortaya çıkması da mümkündür. Bir alacaklı hem rakibinin alacağının gerçekte bulunmadığını hem de böyle bir alacak bulunsa dahi yanlış sıraya yerleştirildiğini ileri sürebilir. Böyle bir durumda iddiaların her birinin hukuki niteliği ayrı ayrı ele alınmalıdır.

İki başvuru yolunun amacı da farklıdır. Şikâyette amaç icra dairesinin hatalı sıralama işleminin düzeltilmesidir. İtiraz davasında ise hedef, başka bir alacaklının sıra cetvelinden aldığı payın maddi hukuk bakımından haklı olup olmadığının belirlenmesidir.

Bu fark, davanın ekonomik sonucunu da açıklar. Sıra cetveline itiraz eden alacaklı, başka bir alacaklının payının azaltılması veya cetvelden çıkarılması sonucunda ortaya çıkacak tutardan kendi alacağı ölçüsünde yararlanmayı amaçlar. Burada mesele borçlunun toplam borcunu yeniden hesaplamaktan çok, mevcut satış parasının gerçek hak sahipleri arasında doğru dağıtılmasıdır.

Pratikte ayrımı yapmanın en kolay yolu sıra cetvelindeki rakip alacak için şu soruyu sormaktır: “Bu alacağın varlığını ve miktarını kabul ediyor, yalnız cetveldeki yerinin yanlış olduğunu mu söylüyorum; yoksa bu kişinin bu miktarda bir alacağı bulunduğunu da mı reddediyorum?”

İlk soruya verilen cevap “alacak doğru, sıra yanlış” ise şikâyet yolu öne çıkar. “Alacağın kendisi veya miktarı yanlış” deniliyorsa sıra cetveline itiraz davası gündeme gelir. İcra hukukunda birbirine çok yakın görünen bu iki yol arasındaki sınır, çoğu zaman tek bir cümleyle belirlenebilecek kadar nettir; fakat yanlış tercih edildiğinde satış bedelinden alınacak pay üzerinde son derece ciddi sonuçlar doğurabilir.