Egemen Hukuk Bürosu
Borçlunun adına kayıtlı mal bulunmaması hâlinde icra takibi ve alacağın tahsil süreci

Borçlunun Üzerine Hiçbir Mal Yoksa İcra Takibi Ne Olur?

İcra takibi başlatıldıktan sonra borçlunun adına kayıtlı taşınmaz veya araç bulunmadığının görülmesi, alacaklı açısından çoğu zaman “artık tahsil edilecek bir şey yok” düşüncesine yol açar. Borçlu açısından ise bunun tam tersi bir beklenti oluşabilir: “Üzerime hiçbir şey yoksa icra dosyası kapanır.” Her iki düşünce de icra hukukundaki durumu tam olarak yansıtmaz.

Öncelikle “borçlunun üzerine mal olmaması” ile “borçlunun haczedilebilir hiçbir malvarlığı değerinin bulunmaması” aynı şey değildir. Bir kişinin tapuda evi veya trafik sicilinde aracı bulunmayabilir; buna rağmen banka hesabında para, düzenli maaş, üçüncü kişilerden alacağı veya haczedilebilecek başka ekonomik hakları bulunabilir.

İcra takibinde malvarlığı araştırması bu nedenle yalnız tapu ve araç kayıtlarıyla sınırlı düşünülmemelidir. Alacaklı, takibin niteliğine ve hukuki şartlara göre borçlunun banka hesaplarına, ücretine, üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına veya diğer haczedilebilir malvarlığı değerlerine yönelebilir.

Örneğin borçlunun adına kayıtlı evi ve otomobili olmayabilir; ancak bir şirkette çalışıyor ve düzenli ücret alıyor olabilir. Bu durumda ücret haczi gündeme gelebilir. Ücretin tamamının haczedilmesi kural değildir; kanundaki haczedilmezlik ve kesinti sınırları çerçevesinde işlem yapılır.

Benzer şekilde borçlunun banka hesabında takip günü para bulunmaması da o kişinin hiçbir zaman banka hesabından tahsilat yapılamayacağı anlamına gelmez. Hesabın hukuki durumu ve uygulanan haciz işleminin kapsamına göre sonraki gelişmeler ayrıca değerlendirilir.

Borçlunun üçüncü kişilerden olan alacakları da cebri icra bakımından önem taşıyabilir. Bir kişinin üzerine kayıtlı fiziksel bir malı bulunmasa bile başka bir kişiden veya şirketten tahsil edeceği para mevcut olabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun üçüncü kişilerdeki hak ve alacakların haczine ilişkin hükümleri bu noktada devreye girer.

Şirket ortağı olan borçlularda da yalnız şirketin taşınmazlarına bakılarak “borçlunun malı yok” sonucu çıkarılamaz. Şirket malvarlığı ile ortağın kişisel malvarlığı birbirinden ayrıdır; ancak borçlunun şirketteki payı veya şirkete karşı bazı mali hakları, kendi hukuki nitelikleri çerçevesinde haciz konusu olabilir.

Gerçekten haczedilebilir hiçbir malvarlığı değeri bulunmaması hâlinde ise alacaklı o aşamada fiilen tahsilat yapamayabilir. Fakat tahsilat yapılamaması borcun sona erdiği anlamına gelmez. İcra takibinin ekonomik olarak sonuçsuz kalması ile alacağın hukuken ortadan kalkması farklı meselelerdir.

Bu noktada aciz belgesi gündeme gelebilir. Haciz sırasında borçlunun hiçbir haczedilebilir malının bulunmadığının usulüne uygun biçimde tespit edilmesi hâlinde haciz tutanağı, İcra ve İflas Kanunu'nun 105. maddesindeki şartlarla geçici aciz belgesi niteliği taşıyabilir. Takibin ilerleyen aşamalarında ise şartları oluştuğunda kesin aciz belgesi söz konusu olabilir.

Aciz belgesi borçluyu borçtan kurtaran bir belge değildir. Daha önceki yazılarımızda ayrıntılı olarak açıkladığımız üzere, özellikle kesin aciz belgesi tahsil edilemeyen alacağın hukuki varlığının korunmasında ve alacaklının ileride kullanabileceği bazı haklarda önem taşır.

Borçlunun daha sonra mal edinmesi de takip bakımından yeni bir dönem açabilir. Bugün adına kayıtlı hiçbir malı bulunmayan kişi birkaç yıl sonra ev veya araç satın alabilir, çalışmaya başlayabilir, miras yoluyla mal edinebilir ya da başka haczedilebilir ekonomik değerlere sahip olabilir. Alacağın hâlen takip edilebilir olması hâlinde bu yeni malvarlığı değerleri cebri icranın konusu olabilir.

Bu sebeple borçlunun üzerine mal bulunmaması, alacaklı açısından dosyanın otomatik olarak kapandığı anlamına gelmez. Ancak icra dosyasının yıllarca hiçbir işlem yapılmadan bırakılması da risksiz değildir. Takibin hukuki durumu, zamanaşımı, hacizlerin devamı ve gerekli takip işlemleri ayrıca gözetilmelidir.

Borçlunun malvarlığını bir başkasının üzerine geçirmiş olması ise “üzerine mal yok” durumundan farklı değerlendirilir. Borçlu gerçekten hiçbir zaman mal sahibi olmamış olabilir veya daha önce sahip olduğu malları üçüncü kişilere devretmiş olabilir. İkinci ihtimalde devrin tarihi, bedeli, taraflar arasındaki ilişki ve işlemin gerçekliği önem kazanır.

Alacaklıdan mal kaçırma amacı taşıdığı düşünülen devirlerde şartları varsa tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir. Görünürde yapılmış, gerçekte tarafların iradesini yansıtmayan işlemlerde ise muvazaa hükümleri ayrıca değerlendirilir. Fakat borçlunun üzerine mal bulunmaması tek başına geçmişte mal kaçırıldığı anlamına gelmez.

Borçlunun ailesine ait mallar da yalnız akrabalık nedeniyle borçlunun borcu için haczedilemez. Örneğin borçlunun eşinin veya anne-babasının kendi mülkiyetindeki bir araç, sırf aile ilişkisi bulunduğu için borçlunun malı sayılmaz. Hacizde kimin borçlu olduğu ile malın kime ait olduğu birbirinden ayrılmalıdır.

Borçlunun aynı evde yaşadığı üçüncü kişilere ait eşyalar konusunda da mülkiyet tartışmaları çıkabilir. Bir eşyanın borçlunun bulunduğu adreste olması her durumda kesin olarak borçluya ait olduğu anlamına gelmediği gibi, üçüncü kişinin yalnız “eşya benim” demesi de her uyuşmazlığı kendiliğinden çözmez. İstihkak hükümleri böyle durumlarda önem kazanır.

Borçlu bakımından “üzerime hiçbir şey almazsam borçtan kurtulurum” düşüncesi de hukuken güvenilir bir sonuç yaratmaz. Borcun devam ettiği süre boyunca gelecekte edinilen haczedilebilir mallar takip konusu olabilir. Alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılan işlemler ise ayrıca dava ve başka hukuki sonuçlar doğurabilir.

Alacaklı açısından ise gerçekçi bir tahsilat analizi yapılması gerekir. Borçlunun yalnız bugün sahip olduğu kayıtlı mallara değil, gelir kaynaklarına, üçüncü kişilerdeki alacaklarına, geçmiş mal devirlerine ve gelecekte tahsil imkânı doğurabilecek hukuki durumlara bakılmalıdır.

İcra hukukunda “borçlunun üzerine hiçbir mal yok” cümlesi bu yüzden takip dosyasının son cümlesi değildir. Bazen gerçekten o gün için tahsil edilecek hiçbir değer bulunmayabilir; fakat bu durum borcun sona erdiğini, icra takibinin kendiliğinden ortadan kalktığını veya borçlunun gelecekte edineceği haczedilebilir malların alacaklıya karşı korunacağını göstermez. Tahsilatın mümkün olup olmadığı, borçlunun yalnız bugünkü tapu ve araç kayıtlarından değil, bütün haczedilebilir ekonomik varlıkları ve zaman içinde değişebilecek malvarlığı üzerinden değerlendirilir.