Egemen Hukuk Bürosu
Borçlunun limited veya anonim şirketteki ortaklık payının icra yoluyla haczedilmesi

Borçlunun Şirket Ortaklığına Haciz Konulabilir mi?

Borçlunun adına kayıtlı taşınmazı veya aracı bulunmayabilir; ancak bir şirkette ortaklığı bulunabilir. Böyle bir durumda şirket ortaklığının ekonomik değeri de cebri icra bakımından önem kazanır. Borçlunun limited veya anonim şirkette sahip olduğu pay, hukuki niteliğine uygun yöntemlerle haciz konusu olabilir.

İlk olarak iki malvarlığını kesin biçimde birbirinden ayırmak gerekir: Şirketin malvarlığı ile ortağın kişisel malvarlığı aynı değildir. Bir limited veya anonim şirket, ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Borç şirket ortağının kişisel borcuysa alacaklı, yalnız borçlu kişinin ortak olması nedeniyle şirketin banka hesabını, aracını veya taşınmazını doğrudan haczettiremez.

Örneğin borçlu, önemli miktarda taşınmazı ve nakit varlığı bulunan bir limited şirketin yüzde 40 ortağı olabilir. Borçlunun kişisel alacaklısı “şirketin yüzde 40'ı borçluya ait, o hâlde şirket hesabındaki paranın yüzde 40'ını haczediyorum” diyemez. Şirket hesabındaki para şirket tüzel kişiliğine aittir.

Borçlunun malvarlığında bulunan değer, şirketin tek tek malları değil ortaklık payıdır. Alacaklı bu paya ve şartları varsa borçlunun şirketten olan haczedilebilir mali haklarına yönelebilir.

Limited şirketlerde esas sermaye payının haczi Türk Ticaret Kanunu'nda açıkça düzenlenmiştir. Ortağın kişisel alacaklıları, kanundaki şartlarla borçlu ortağın esas sermaye payını haczettirebilir. Haciz işleminin şirkete ve ilgili sicil sistemine yansıması, üçüncü kişilere karşı hukuki etkinin sağlanması bakımından önem taşır.

Pay haczi, borçlunun ortaklık sıfatının haciz anında kendiliğinden sona ermesi anlamına gelmez. Haciz öncelikle payın ekonomik değerini cebri icra sürecine bağlar. Sonraki aşamada payın paraya çevrilmesi gündeme geldiğinde şirketler hukukunun pay devrine ilişkin özellikleri de önem kazanır.

Limited şirket payının devri, sıradan bir taşınır mal satışından farklı hukuki kurallara tabidir. Şirket sözleşmesindeki hükümler, kanuni sınırlamalar ve ortaklık yapısı satış sürecinin değerlendirilmesinde rol oynayabilir. Cebri icra yoluyla gerçekleşen işlemlerde ise normal iradi pay devrinden farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.

Anonim şirketlerde payın hukuki görünümü daha farklı olabilir. Pay senede bağlanmamış olabilir; nama veya hamiline yazılı pay senetleri bulunabilir ya da kayden izlenen sermaye piyasası araçları söz konusu olabilir. Bu sebeple “anonim şirket hissesi haczi” tek bir yöntemden ibaret değildir.

Pay senedinin mevcut olduğu durumlarda senedin türü ve zilyetliği, haczin nasıl uygulanacağını etkileyebilir. Kayden izlenen paylarda ise ilgili kayıt sistemi önem kazanır. Senede bağlanmamış paylarda da ortağın şirketteki pay hakkı hukuken haciz dışında kalmaz; ancak uygulanacak yöntem payın yapısına göre belirlenir.

Şirket payının haczedilmesiyle borçlunun şirketten olan kâr payı alacağının haczi de aynı şey değildir. Borçlu ortak, şirketin dağıtım kararı sonucunda şirkete karşı bir kâr payı alacağına sahip olabilir. Böyle bir alacağın haczi, ortaklık payının kendisinin haczinden farklı bir malvarlığı değerine yönelir.

Benzer şekilde ortağın şirkete verdiği borç nedeniyle şirketten alacağı varsa, bu alacak da ortaklık payından ayrı değerlendirilir. Borçlunun şirkette yüzde 20 pay sahibi olması, şirketten ayrıca 1 milyon TL alacağı bulunmasına engel değildir. Alacaklı bakımından pay haczi ile üçüncü kişideki alacağın haczi farklı yollar olabilir.

Tek ortaklı şirketlerde de şirket ile ortak arasındaki malvarlığı ayrılığı ortadan kalkmaz. Borçlu bir anonim veya limited şirketin yüzde 100 sahibi olsa bile şirketin kasasındaki para hukuken doğrudan ortağın kişisel parası sayılmaz. Alacaklının hedefi yine borçlunun payı ve borçluya ait diğer haczedilebilir haklardır.

Şirketin borçlu olması hâli ise bunun tersidir. İcra takibi doğrudan şirket tüzel kişiliğine karşı yürütülüyorsa, şirketin kendi banka hesapları, araçları, taşınmazları ve diğer haczedilebilir malları takip konusu olabilir. Bu kez ortağın kişisel mallarına gidilip gidilemeyeceği ise şirket türü ve ortağın ayrıca kişisel sorumluluğunu doğuran bir hukuki sebebin bulunup bulunmadığına göre değerlendirilir.

Özellikle limited şirketlerde şirketin özel hukuk borçları ile kamu borçları arasındaki ayrım önemlidir. Vergi ve sosyal güvenlik gibi kamu alacaklarında ortak veya kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin özel hükümler bulunabilir. Bunları şirketin sıradan ticari borçlarıyla aynı kurala bağlamak doğru değildir.

Pay üzerinde daha önce kurulmuş rehin, haciz veya başka sınırlamalar bulunması da alacaklının elde edeceği ekonomik sonucu etkileyebilir. Borçlunun yüksek nominal değerde bir şirket payına sahip olması, bu paydan mutlaka aynı miktarda tahsilat yapılabileceği anlamına gelmez.

Şirketin ekonomik durumu da payın gerçek değerinde belirleyicidir. Sermayesi 10 milyon TL olan bir şirketin yüzde 10 payının otomatik olarak 1 milyon TL piyasa değerine sahip olduğu söylenemez. Şirketin borçları, varlıkları, faaliyetleri ve payın devredilebilirliği ekonomik değeri etkiler.

Hacizden sonra borçlunun payı üçüncü kişiye devretmeye çalışması hâlinde haczin hukuki etkisi ayrıca dikkate alınır. Usulüne uygun uygulanmış haczin sonraki işlemler karşısındaki durumu, payın türü ve ilgili kayıtlar üzerinden değerlendirilmelidir. Haciz konulduktan sonra yapılan bir devir, haczi görmezden gelerek alacaklının hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Alacaklı açısından şirket ortaklığı bazen borçlunun ev veya araç sahibi olmasından daha değerli bir tahsil kaynağı olabilir. Ancak bunun anlaşılabilmesi için yalnız ticaret sicilinde “ortak” kaydının görülmesi yeterli değildir. Pay oranı, şirket türü, payın niteliği, mevcut takyidatlar, şirketin ekonomik değeri ve borçlunun şirketten doğmuş diğer mali hakları birlikte incelenmelidir.

Borçlunun şirket ortağı olması bu nedenle alacaklıya şirket kasasının kapısını açmaz; fakat borçlunun ortaklık payını ve kişisel mali haklarını da hacizden koruyan bir kalkan oluşturmaz. İcra hukukuyla şirketler hukukunun kesiştiği bu alanda doğru hedefin belirlenmesi, şirketin malını borçlunun malından ayırmakla başlar.