Gerçeğe Aykırı Mal Beyanında Bulunmanın Sonuçları Nelerdir?
Mal beyanı, borçlunun icra dosyasına gelişigüzel bilgi verdiği sıradan bir form değildir. Borçlunun mal, alacak ve haklarıyla gelir ve geçim kaynakları hakkında kanunun aradığı bilgileri gerçeğe uygun biçimde açıklaması beklenir. Bu nedenle hiç mal beyanında bulunmamak ile beyanda bulunup gerçeğe aykırı bilgi vermek farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır.
Önceki yazımızda mal beyanında hiç bulunmamanın İcra ve İflas Kanunu'nun 76. maddesi kapsamında tazyik hapsine yol açabileceğini açıklamıştık. Gerçeğe aykırı beyanda ise borçlu şeklen bir beyanda bulunmuştur; fakat verdiği bilgi gerçeği yansıtmamaktadır. Bu durum İcra ve İflas Kanunu'nun 338. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.
Kanuna göre, İİK kapsamında istenen beyanda gerçeğe aykırı bildirimde bulunan kişi, alacaklının şikâyeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile karşılaşabilir. Bu düzenleme, mal beyanında gerçeğe aykırılığın yalnız icra dosyasında düzeltilecek önemsiz bir bilgi hatası olarak görülmediğini ortaya koymaktadır.
Ancak mal beyanında yer alan her yanlışlık otomatik olarak suç oluşturmaz. Beyanın gerçekten gerçeğe aykırı olup olmadığı, yanlışlığın konusu, borçlunun bilgi ve iradesi ile dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin borçlu adına kayıtlı bir aracı bulunduğu hâlde “hiçbir aracım yoktur” şeklinde beyanda bulunmuşsa, resmi sicil kaydı ile beyan arasında açık bir çelişki ortaya çıkabilir. Benzer şekilde düzenli gelir elde eden kişinin hiçbir gelirinin bulunmadığını bildirmesi veya mevcut bir alacağını gerçeğe aykırı biçimde gizlemesi de beyanın doğruluğu bakımından incelenebilir.
Buna karşılık malın değeri konusunda yapılan her tahmin farkı aynı nitelikte değildir. Borçlunun 800 bin TL değer biçtiği bir aracın bilirkişi tarafından 950 bin TL değerinde olduğunun belirlenmesi, tek başına mutlaka gerçeğe aykırı mal beyanı suçunun oluştuğunu göstermez. Değerleme niteliğindeki görüşlerle objektif olarak mevcut bir malın inkâr edilmesi aynı şey değildir.
Mal beyanının kapsamının doğru anlaşılması burada belirleyicidir. İcra ve İflas Kanunu'nun 74. maddesi yalnız tapuda ve trafik sicilinde kayıtlı malları değil; borçlunun üçüncü kişilerde bulunan mal, alacak ve haklarını, her türlü kazanç ve gelirini ve geçim kaynaklarını da beyanın kapsamına almaktadır.
Bu nedenle “üzerime kayıtlı ev ve araba yok” şeklindeki bir açıklama, borçlunun ekonomik durumunun tamamını her zaman karşılamaz. Kişinin üçüncü bir şahıstan önemli miktarda alacağı, şirketten doğan bir alacağı veya düzenli kazancı bulunuyorsa bunların mal beyanı bakımından niteliği ayrıca değerlendirilir.
Gerçeğe aykırı mal beyanı ile borçlunun sonradan mal edinmesi de karıştırılmamalıdır. Beyan verildiği tarihte gerçekten malı bulunmayan kişi, daha sonra bir araç satın almış olabilir. İlk beyan sırf sonradan mal edinildiği için geçmişe dönük olarak yalan hâle gelmez.
Fakat kanun sonradan meydana gelen bu değişikliği de tamamen serbest bırakmamıştır. İcra ve İflas Kanunu'nun 77. maddesi, malı olmadığını bildiren veya borcuna yetecek mal göstermeyen borçlunun sonradan kazandığı malları ve kazanç ya da gelirindeki artışları bildirmesine ilişkin yükümlülük öngörmektedir. Böylece ilk beyanın doğruluğu ile sonraki bildirim yükümlülüğü birbirinden ayrılır.
Borçlunun malvarlığındaki bir malı beyan etmemesi ile malı icra takibinden önce üçüncü kişiye devretmesi de her zaman aynı hukuki mesele değildir. Mal gerçekten devredilmiş ve artık borçluya ait değilse, beyan tarihinde o malın borçlunun mülkiyetinde bulunup bulunmadığı tapu, trafik veya diğer kayıtlarla belirlenir. Devrin alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılmış olduğu iddia ediliyorsa tasarrufun iptali veya muvazaa gibi başka hukuki kurumlar gündeme gelebilir.
Buna karşılık yalnız görünüşte devir yapıldığı, malın gerçekte borçlunun kontrolünde kaldığı veya ekonomik hakkın başka bir kişi adına gösterildiği iddiası varsa mesele daha kapsamlı delil değerlendirmesi gerektirir. Gerçeğe aykırı mal beyanı suçu ile mal kaçırmaya yönelik işlemlerin hukuki sonuçları aynı başlık altında eritilemez.
Mal beyanında “borcumu şu tarihte ödeyeceğim” şeklinde gerçekçi olmayan bir ödeme planı sunulması ile mevcut malvarlığı hakkında yalan bilgi verilmesi arasında da fark vardır. İİK 74, borçlunun borcunu ne şekilde ödeyebileceğini de bildirmesini ister; ancak cezai sorumluluğun değerlendirilmesinde beyanın hangi bölümünün gerçeğe aykırı olduğu somut olarak ortaya konulmalıdır.
Gerçeğe aykırı beyan nedeniyle yaptırım uygulanması için alacaklının şikâyeti önem taşır. İcra suçlarında şikâyet süreleri ayrıca düzenlenmiştir. İİK'nın 347. maddesinde, bu kapsamdaki fiiller nedeniyle şikâyet hakkının fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılması öngörülmektedir.
Bu sürelerin ceza hukukundaki genel dava zamanaşımı süreleriyle karıştırılmaması gerekir. Alacaklı, gerçeğe aykırı beyanı öğrendiğini düşündüğü anda yalnız beyan tarihine değil, fiili ne zaman öğrendiğine ve kanundaki üst süreye de dikkat etmelidir.
Şikâyetin varlığı da tek başına mahkûmiyet anlamına gelmez. İcra ceza mahkemesinde beyanın içeriği, resmi kayıtlar, borçlunun beyan tarihinde sahip olduğu malvarlığı ve gelirler ile gerçeğe aykırılık iddiasını destekleyen diğer deliller incelenir.
Borçlunun daha sonra doğru bilgiyi vermesi de ilk beyanın hukuki niteliğini her durumda geçmişe dönük olarak ortadan kaldırmaz. Eğer ilk beyan verildiği anda bilerek gerçeğe aykırı şekilde kurulmuşsa, daha sonra yapılan düzeltmenin etkisi olayın özellikleri ve uygulanacak hüküm çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
Burada tazyik hapsi ile hapis cezası arasındaki fark özellikle korunmalıdır. Mal beyanında hiç bulunmayan kişiye yönelik İİK 76 mekanizması, beyanın verilmesini sağlamaya yönelik tazyik niteliğindedir. İİK 338'deki gerçeğe aykırı beyan ise ayrı bir icra suçu olarak cezai yaptırıma bağlanmıştır.
Bu ayrım borçlu bakımından da alacaklı bakımından da önemlidir. Borçlu, yalnız bir kâğıt sunmuş olmakla mal beyanı yükümlülüğünü güvenli biçimde yerine getirmiş sayılacağını düşünmemelidir. Alacaklı ise resmi kayıtlarda farklı bir malvarlığı görür görmez otomatik olarak suçun oluştuğu sonucuna varmamalıdır.
Mal beyanının hukuki değeri, yalnız verilmiş olmasından değil gerçek ekonomik durumu doğru biçimde yansıtmasından kaynaklanır. Borçlunun malvarlığına ilişkin yanlış bilgi, basit bir yazım veya değerleme hatasının ötesine geçerek bilinçli biçimde gerçeği değiştiren bir beyana dönüşmüşse, icra takibinin tahsil boyutunun yanında İİK 338 kapsamında cezai bir süreç de ortaya çıkabilir.