Egemen Hukuk Bürosu
İcra borcunu ödeyemeyen kişinin hapis cezasıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı

İcra Borcu Ödenmezse Hapse Girilir mi?

İcra takibiyle karşılaşan bir kişinin en fazla endişe duyduğu konulardan biri, borcu ödeyecek parasının bulunmaması hâlinde hapse girip girmeyeceğidir. Bu sorunun temel cevabı açıktır: Bir kişi sırf özel hukuk borcunu ödeyemediği için hapsedilmez. Ancak icra sürecinde borcun kendisinden ayrı bazı yükümlülüklerin ihlal edilmesi, özgürlüğü bağlayıcı yaptırımların gündeme gelmesine neden olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde hiç kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu güvence, kişinin ekonomik imkânsızlık nedeniyle bir borcu ödeyememesinin tek başına hapis sebebi hâline getirilmesini engeller.

Örneğin bankadan kredi kullanan, kredi kartı borcu bulunan veya bir mal satın aldığı için satıcıya borçlanan kişi ödeme güçlüğüne düşebilir. Alacaklı icra takibi başlatabilir; borçlunun haczedilebilir malvarlığına, banka hesaplarına, ücretine veya üçüncü kişilerdeki alacaklarına kanunun izin verdiği ölçüde yönelebilir. Fakat borçlunun “param yok, ödeyemiyorum” durumda bulunması tek başına hapis yaptırımı doğurmaz.

İcra dosyasındaki borcun yüksek olması da bu ilkeyi değiştirmez. Borcun 50 bin TL veya 5 milyon TL olması, ödenmemiş para borcunu tek başına hapis sebebine dönüştürmez. Tahsilatın temel araçları borçlunun haczedilebilir malvarlığı üzerinde yürütülen cebri icra işlemleridir.

Burada çok önemli bir ayrım vardır: borcu ödememek ile icra sürecinde kanunun öngördüğü başka bir yükümlülüğü ihlal etmek aynı şey değildir.

Mal beyanı bunun örneklerinden biridir. Önceki yazılarımızda açıkladığımız üzere, kanundaki şartlar oluştuğu hâlde mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında İcra ve İflas Kanunu'nun 76. maddesi kapsamında alacaklının talebi üzerine tazyik hapsi gündeme gelebilir. Buradaki yaptırım “borcunu ödemediğin için hapis” değildir. Amaç, borçlunun kanuni mal beyanı yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamaktır.

Gerçeğe aykırı mal beyanı da farklıdır. Borçlu mal beyanında bulunmuş fakat bilerek gerçeğe aykırı bilgiler vermişse, şartları gerçekleştiğinde İcra ve İflas Kanunu'ndaki cezai hükümler uygulanabilir. Yine yaptırımın sebebi borcun ödenmemesi değil, icra hukukunda ayrıca yaptırıma bağlanmış bir davranıştır.

İcra dosyalarında hapis tartışmasının en fazla ortaya çıktığı konulardan biri ise ödeme taahhüdüdür. Borçlunun borcunu belirli tarihlerde veya taksitler hâlinde ödeyeceğine ilişkin kanunun aradığı şartları taşıyan geçerli bir taahhüdü ihlal etmesi, yalnız “borcu ödeyememek” ile aynı hukuki durumda değildir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesinde, kanundaki şartlara uygun şekilde kararlaştırılmış ödeme şartını makul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında alacaklının şikâyeti üzerine tazyik hapsi öngörülmektedir. Bu nedenle icra dosyasında verilen ödeme taahhüdünün sonuçları anlaşılmadan imzalanması ciddi risk yaratabilir.

Buradan “icra dairesinde imza atan herkes borcunu ödemezse hapse girer” sonucu da çıkarılamaz. Hapis yaptırımının gündeme gelebilmesi için hukuken geçerli ve kanunun aradığı şartları taşıyan bir taahhüdün bulunması gerekir. Belgenin içeriği, borcun miktarı, taksitlerin ve ödeme tarihlerinin belirlenme biçimi ile taahhüdün hangi usulle alındığı önem taşır.

Ayrıca kanun, ödeme şartının makul bir sebep olmaksızın ihlal edilmesini yaptırıma bağlamaktadır. Bu nedenle her ödeme aksamasının hiçbir inceleme yapılmadan otomatik olarak hapis sonucunu doğurduğu söylenemez.

Ödeme taahhüdüne ilişkin tazyik hapsinin amacı da klasik ceza hukukundaki hapis cezasından farklıdır. İİK 340 kapsamında borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesi hâlinde kanunda hapsin tahliyesine ilişkin sonuçlar öngörülmüştür. Borçlunun daha sonra yeniden ihlalde bulunması hâlinde ise kanundaki sınırlar içinde yeniden tazyik hapsi gündeme gelebilir.

Bu nedenle icra dosyasında “borcu taksitlendirelim, şu kâğıdı imzala” şeklindeki bir öneri sıradan bir ödeme planı gibi görülmemelidir. Banka veya alacaklıyla icra dosyası dışında yapılan her ödeme planı ile İİK kapsamında hukuki sonuç doğuran icra taahhüdü aynı şey değildir.

Çek gibi özel kanunlarla ayrıca düzenlenen bazı yükümlülükler de genel “borçtan dolayı hapis” meselesinden ayrılmalıdır. Bir davranışın özel bir kanunda suç veya yaptırım konusu yapılmış olması ile sıradan bir sözleşme borcunun ekonomik imkânsızlık nedeniyle ödenememesi aynı hukuki temele dayanmaz.

Nafaka borçları bakımından da özel bir düzenleme bulunmaktadır. Nafakaya ilişkin mahkeme kararının gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında İcra ve İflas Kanunu'nun 344. maddesindeki şartların oluşması hâlinde şikâyet üzerine tazyik hapsi gündeme gelebilir. Nafakanın niteliği ve bu konudaki özel düzenleme nedeniyle bu durum genel para borçlarından ayrı değerlendirilir.

İcra dosyasında kişinin özgürlüğünü etkileyebilecek bir başka alan da icra işlemlerine ilişkin kanunda ayrıca yaptırıma bağlanmış davranışlardır. Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, nafaka kararının gereğini yerine getirmemek veya geçerli ödeme taahhüdünü ihlal etmek gibi durumların her birinin kendi şartları vardır.

Bu noktada kullanılan “hapis” kelimesi de yanıltıcı olabilir. Adli bir suçtan dolayı verilen klasik hapis cezası ile icra hukukunda belirli bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak amacıyla öngörülen tazyik hapsi aynı hukuki kurum değildir. Her bir yaptırımın sebebi, süresi ve sona erme biçimi kendi düzenlemesine göre incelenmelidir.

Borçlunun hiçbir malvarlığının bulunmaması ise başlı başına suç değildir. Adına ev veya araç kayıtlı olmayan, işsiz olan ve banka hesaplarında haczedilebilir para bulunmayan kişi hakkında icra takibi sonuçsuz kalabilir. Alacaklı daha sonra edinilecek malları araştırabilir veya kanunun verdiği diğer tahsil yollarını kullanabilir. Borçlunun bugün ödeme gücünün bulunmaması onu yalnız bu sebeple cezaevine göndermez.

Aynı şekilde icra takibinin kesinleşmesi de “artık hapis kararı çıkar” anlamına gelmez. Takibin kesinleşmesi alacaklıya haciz ve devamındaki cebri icra işlemlerini yürütme imkânı verir. Özgürlüğü bağlayıcı bir yaptırım için ise kanunda ayrıca düzenlenmiş bir fiilin ve o yaptırımın kendine özgü şartlarının bulunması gerekir.

İcra borcuyla karşılaşan kişinin bu nedenle iki ayrı meseleyi birbirinden ayırması gerekir. Birincisi, borcun malvarlığından nasıl tahsil edileceğidir. İkincisi ise icra sürecinde kendisine yüklenen mal beyanı, ödeme taahhüdü veya nafaka gibi özel yükümlülüklerin bulunup bulunmadığıdır.

Ödenmeyen her icra borcunun arkasında hapis yoktur. Asıl risk, borcun varlığından bağımsız olarak kanunun ayrıca yaptırıma bağladığı bir yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğinde ortaya çıkar. Bu yüzden özellikle icra dosyasında ödeme taahhüdü verilmeden önce belgenin hukuki niteliğini ve yerine getirilememesi hâlinde doğabilecek sonuçları bilmek önemlidir.