Egemen Hukuk Bürosu
İcra dosyasında borçlunun borcunu belirli tarihlerde ödemeyi taahhüt etmesi

İcra Dosyasında Ödeme Taahhüdü Nedir?

İcra takibi başladıktan sonra borçlunun borcun tamamını bir defada ödeme imkânı bulunmayabilir. Böyle bir durumda borcun belirli tarihlerde veya taksitler hâlinde ödenmesi gündeme gelebilir. Fakat icra dosyasında verilen ödeme taahhüdü, alacaklıya söylenen sıradan bir “ödeyeceğim” sözünden farklıdır. Kanunun aradığı şartları taşıyan bir taahhüt, yerine getirilmediğinde borçlu açısından özgürlüğü bağlayıcı sonuçlara kadar ulaşabilen özel bir hukuki durum yaratabilir.

Bu nedenle “borcu taksitlendirmek” ile “icra dosyasında ödeme taahhüdü vermek” her zaman aynı anlama gelmez. Borçlu ile alacaklı kendi aralarında bir ödeme planı yapabilir. Banka, şirket veya başka bir alacaklı borcun aylık taksitlerle ödenmesini kabul edebilir. Ancak her özel ödeme anlaşması kendiliğinden İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesi kapsamında yaptırım doğuran bir icra taahhüdüne dönüşmez.

İcra hukukunda ödeme taahhüdü denildiğinde borçlunun, icra takibine konu borcu belirli koşullar altında ödemeyi üstlenmesi anlaşılır. Taahhüdün hangi borca ilişkin olduğu, toplam borç miktarı ve ödeme tarihleri konusunda tereddüt bulunmaması özellikle önem taşır.

Örneğin “imkânım oldukça ödeme yapacağım” şeklindeki belirsiz bir açıklama ile “15 Kasım tarihinde şu miktarı, 15 Aralık tarihinde şu miktarı ödeyeceğim” şeklinde açık bir ödeme planı aynı hukuki niteliğe sahip değildir. Taahhüdün ihlali nedeniyle yaptırım tartışılacaksa borçlunun neyi, ne zaman yerine getirmesi gerektiğinin belirlenebilir olması gerekir.

İcra dosyasındaki toplam borç yalnız asıl alacaktan oluşmayabilir. İşlemiş faiz, takip giderleri ve vekâlet ücreti gibi kalemler dosya hesabına dâhil olabilir. Bu sebeple taahhüt alınırken borcun kapsamının açık olması, daha sonra “hangi miktarı ödemeyi taahhüt ettim?” tartışmasının önlenmesi açısından önemlidir.

Ödeme taahhüdünün bir başka özelliği, borçlunun kendi iradesiyle üstlendiği bir ödeme düzeni olmasıdır. İcra dairesine çağrılan kişinin önüne konulan her belge yalnız “taksit talebi” olarak değerlendirilmemelidir. İmzalanan belgenin hukuki niteliği ve ödenmemesi hâlinde doğabilecek sonuçlar anlaşılmalıdır.

Burada İcra ve İflas Kanunu'nun 111. maddesindeki taksitle ödeme düzenlemesi de önem taşır. Kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde borçlu, alacaklının muvafakatine ihtiyaç bulunmaksızın borcunu taksitle ödeme imkânından yararlanabilir. Bunun için borçlunun yeterli malının haczedilmiş olması, ilk taksidin derhâl ödenmesi ve kanundaki diğer şartların yerine getirilmesi gerekir.

Kanuni taksitlendirme imkânı ile tarafların karşılıklı anlaşarak oluşturdukları ödeme planı aynı değildir. Taraflar, takip başladıktan sonra kendi iradeleriyle farklı bir ödeme düzeni üzerinde de anlaşabilirler. Bu anlaşmanın icra dosyasındaki etkisi ve ihlali hâlinde uygulanabilecek hükümler, belgenin içeriğine göre değerlendirilir.

Ödeme taahhüdü bakımından en ciddi mesele, taahhüdün yerine getirilmemesidir. İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesi, kanundaki şartlara uygun şekilde kararlaştırılmış ödeme şartını makul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine tazyik hapsi uygulanabilmesini öngörmektedir.

Buradaki yaptırım doğrudan “borcunu ödemedin” düşüncesine dayanmaz. Borçlu, icra sürecinde belirli şartlarla ödeme yapmayı taahhüt etmiş ve kanunun yaptırıma bağladığı bu yükümlülüğü ihlal etmiş olmaktadır. Sıradan bir para borcunun ödenmemesi ile geçerli bir icra taahhüdünün ihlal edilmesi arasındaki fark buradan kaynaklanır.

Taahhüdün ihlal edilmiş sayılması için ödeme tarihinin gelmiş olması gerekir. Henüz vadesi gelmemiş bir taksit bakımından ihlalden söz edilemez. Taksit zamanında ve gereken miktarda ödenmişse o taksit yönünden taahhüde aykırılık oluşmaz.

Kısmi ödeme yapılması ise ayrıca dikkat gerektirir. Örneğin belirli tarihte 50 bin TL ödeme taahhüt edilmişken yalnız 20 bin TL ödenmiş olması, taahhüt edilen edimin tam olarak yerine getirilip getirilmediği yönünden değerlendirilir. Borçlunun ödeme yapmış olması tek başına taahhüdün bütünüyle yerine getirildiği anlamına gelmeyebilir.

İİK 340 kapsamında kanun “makul bir sebep olmaksızın” ihlalden söz etmektedir. Bu ifade, ödeme yapılmayan her durumda mekanik biçimde aynı sonuca ulaşılamayacağını gösterir. Borçlunun ileri sürdüğü sebebin gerçekten makul olup olmadığı ise olayın koşulları ve deliller çerçevesinde değerlendirilir.

Alacaklının da ihlal hâlinde herhangi bir işlem yapmadan borçlunun otomatik olarak hapse girmesini beklemesi mümkün değildir. Kanun yaptırımı alacaklının şikâyetine bağlamıştır. Şikâyetin süresi ve yetkili merci gibi usul konuları da ayrıca önem taşır.

İcra ve İflas Kanunu'nun 347. maddesinde icra suçlarına ilişkin şikâyet hakkı bakımından öğrenmeden itibaren üç aylık ve her hâlde fiilden itibaren bir yıllık süre öngörülmektedir. Ödeme taahhüdünün hangi taksidinin ne zaman ihlal edildiği, bu nedenle şikâyet süresinin hesabında önem kazanabilir.

Tazyik hapsi klasik anlamda adli hapis cezasıyla aynı değildir. Belirli bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaya yönelik cebri nitelik taşır. İİK 340'ta borcun ödenmesi hâlinde tahliyeye ilişkin ayrıca düzenleme bulunması da bu niteliğin sonucudur.

Ödeme taahhüdü verildikten sonra alacaklı ile borçlunun ödeme planını değiştirmesi de mümkündür. Ancak değişikliğin nasıl yapıldığı, icra dosyasına yansıtılıp yansıtılmadığı ve eski taahhüdün hukuki durumunun ne olduğu açık olmalıdır. Sözlü olarak “bu ay ödeme yapma, gelecek ay hallederiz” şeklindeki bir görüşmenin daha sonra ispat sorunu yaratması mümkündür.

Benzer şekilde borçlunun doğrudan alacaklıya veya vekiline yaptığı ödemelerin icra dosyasına doğru şekilde işlenmesi önemlidir. Taahhüt kapsamında yapılan bir ödemenin dosya hesabında görünmemesi, gerçekte yapılmış ödemenin yok sayılacağı anlamına gelmez; fakat ödemenin belgelendirilebilmesi gerekir.

Borçlu açısından en riskli yaklaşım, ödeme gücü değerlendirilmeden sırf haciz işlemlerini durdurmak veya zaman kazanmak amacıyla taahhüt verilmesidir. Birkaç ay sonraki gelirinin ne olacağı belli olmayan kişinin yerine getiremeyeceği bir ödeme planını imzalaması, mevcut para borcunun yanına ayrıca taahhüdün ihlaline ilişkin hukuki risk ekleyebilir.

Alacaklı açısından da yalnız taahhüt belgesinin varlığı yeterli görülmemelidir. Belgenin hukuken geçerli olup olmadığı, borcun miktarının belirlenip belirlenmediği, ödeme tarihlerinin açıklığı ve ihlal iddiasının hangi takside dayandığı incelenmelidir.

İcra dosyasında ödeme taahhüdünün önemi borcu taksitlere bölmesinden çok, borçlunun belirli bir ödeme düzenini hukuken sonuç doğuracak biçimde üstlenmesinden kaynaklanır. Bu nedenle taahhüt, yalnız “borcu ne zaman ödeyeceğiz?” sorusunun cevabı değildir. İmzalanmadan önce ödeme planının gerçekten yerine getirilip getirilemeyeceği ve ihlal hâlinde hangi sonuçların doğabileceği birlikte değerlendirilmelidir.