İcra Dairesinde Borç Taksitlendirilebilir mi?
İcra takibi başladıktan sonra borçlunun borcun tamamını tek seferde ödeyecek maddi gücü bulunmayabilir. Böyle bir durumda borcun taksitler hâlinde ödenmesi mümkündür. Fakat icra dosyasındaki taksitlendirme tek bir yöntemden ibaret değildir. Alacaklı ile borçlunun anlaşmasıyla oluşturulan ödeme planı ile İcra ve İflas Kanunu'nun borçluya belirli şartlarla tanıdığı taksitle ödeme imkânı birbirinden ayrılmalıdır.
İlk ihtimal, alacaklı ile borçlunun anlaşmasıdır. Taraflar borcun hangi tarihlerde ve hangi miktarlarda ödeneceğini kararlaştırabilirler. Örneğin dosya borcunun altı aylık taksitlerle kapatılması konusunda anlaşmaya varılabilir. Burada taksit sayısı, ödeme miktarları ve takip işlemlerinin anlaşma süresince nasıl yürütüleceği tarafların oluşturduğu düzenlemeye göre belirlenir.
Alacaklının her taksit teklifini kabul etmek zorunda olduğu düşünülmemelidir. Borçlunun “ayda 10 bin TL ödeyebilirim” demesi, tek başına alacaklıyı bu ödeme planına bağlamaz. Tarafların anlaşmasına dayalı taksitlendirmede alacaklının iradesi önemlidir.
İkinci ihtimal ise İcra ve İflas Kanunu'nun 111. maddesinde düzenlenen kanuni taksitle ödeme hakkıdır. Burada şartları gerçekleştiğinde borçlu, alacaklının ayrıca kabulüne ihtiyaç olmadan kanunun öngördüğü ödeme imkânından yararlanabilir.
Bu yolun uygulanabilmesi için takip kesinleşmiş olmalı ve borçlunun yeterli miktarda malı haczedilmiş bulunmalıdır. Ayrıca satış talebinden önce borçlunun borcu düzenli taksitlerle ödemeyi taahhüt etmesi gerekir.
İİK 111'deki sistem borçlunun istediği kadar uzun bir ödeme planını tek taraflı olarak belirlemesine izin vermez. Kanuni düzenlemede her taksidin borcun en az dörtte biri oranında olması, ilk taksidin derhâl ödenmesi ve kalan taksitlerin en geç aydan aya verilmesi öngörülmektedir. Taksit süresi de üç ayı geçemez.
Örneğin şartları oluşmuş 400 bin TL'lik bir dosya borcunda borçlu, kanuni taksitlendirme hakkını “önümüzdeki iki yıl boyunca aylık 10 bin TL ödeyeceğim” biçiminde kullanamaz. İİK 111'in kendi ödeme yapısı ve sınırları vardır.
Tarafların karşılıklı anlaşması hâlinde ise kanundaki bu üç aylık yapıdan farklı bir ödeme planı kurulabilir. Alacaklı kabul ediyorsa daha uzun vadeli veya farklı tutarlarda taksitlendirme yapılması mümkündür. İşte uygulamada “icra borcunu taksitlendirdim” denildiğinde bu iki farklı hukuki ihtimalin hangisinin kullanıldığının bilinmesi gerekir.
Taksitlendirme yapılması borcun miktarını kendiliğinden azaltmaz. Asıl alacak, faiz, vekâlet ücreti ve takip giderleri bakımından dosyanın güncel hesabının ne olduğu ayrıca belirlenmelidir. Alacaklı indirim yapmayı kabul etmişse bu da ödeme anlaşmasında açıkça gösterilmelidir.
Özellikle uzun vadeli ödeme planlarında faizin işlemeye devam edip etmeyeceği önem taşır. “Toplam şu miktar ödenince dosya kapanacaktır” şeklinde kesin bir rakam üzerinde anlaşılmış olması ile yalnız ana para üzerinden taksit belirlenmesi aynı sonucu doğurmayabilir. Ödeme planı hazırlanırken kalan borcun nasıl hesaplanacağı açık olmalıdır.
Taksitlendirme, mevcut hacizlerin kendiliğinden kaldırılması anlamına da gelmez. Borçlunun aracı veya taşınmazı üzerinde haciz bulunuyorsa, tarafların ödeme planı yapması bu haczi otomatik olarak terkin etmez. Hacizlerin kaldırılıp kaldırılmayacağı ve takip işlemlerinin bekletilip bekletilmeyeceği ayrıca kararlaştırılmalıdır.
Bu nokta borçlu açısından önemlidir. Kişi düzenli taksit ödemeye başladığında bütün hacizlerin kendiliğinden kalkacağını düşünebilir. Oysa alacaklı, ödeme planına ilişkin anlaşmada hacizlerin korunmasını isteyebilir. Banka hesabı, araç veya taşınmaz üzerindeki haczin hukuki durumu ayrı bir işlem gerektirebilir.
İİK 111 kapsamındaki kanuni taksitlendirmede ise taksitler devam ettiği sürece cebri icra işlemlerinin nasıl etkileneceği doğrudan kanuni düzenleme çerçevesinde değerlendirilir. Borçlunun taksitlerden birini zamanında ödememesi hâlinde ise alacaklı cebri icra işlemlerine kaldığı yerden devam edebilir.
Taksitlendirme ile ödeme taahhüdünün ihlali meselesi de birbirinden kopuk değildir. Önceki yazımızda açıkladığımız üzere, kanunun yaptırıma bağladığı geçerli bir ödeme şartının makul bir sebep olmaksızın ihlal edilmesi hâlinde İİK 340 kapsamında tazyik hapsi gündeme gelebilir.
Ancak burada “taksit yaptım, bir taksiti ödeyemedim, mutlaka hapse girerim” şeklinde otomatik bir sonuç kurulamaz. Öncelikle yapılan işlemin hukuki niteliği, geçerli bir taahhüdün bulunup bulunmadığı, ödeme tarihleri, borç miktarı, ihlal edilen taksit ve kanunun aradığı diğer şartlar değerlendirilmelidir.
Borçlunun doğrudan alacaklıya veya alacaklı vekiline yaptığı ödemelerin de belgelendirilmesi gerekir. Banka üzerinden yapılan ödemelerde açıklama bölümüne dosya veya borç bilgisinin yazılması, hangi borca ilişkin ödeme yapıldığının daha sonra belirlenebilmesi bakımından önem taşıyabilir.
İcra dosyasına yapılan ödemelerde ise dosya hesabının güncel tutulması gerekir. Her taksitten sonra kalan borcun ne kadar olduğu kontrol edilmelidir. Özellikle faiz işlemeye devam ediyorsa, başlangıçta hesaplanan toplam ile aylar sonraki dosya bakiyesi aynı olmayabilir.
Taraflar arasında taksitlendirme yapılırken icra takibinin hangi aşamada bulunduğu da önemlidir. Henüz haciz uygulanmamış bir dosya ile taşınmazı haczedilmiş ve satış süreci başlamış bir dosyada aynı pazarlık koşullarının bulunması beklenemez. İİK 111'deki kanuni taksitle ödeme imkânının da satış talebinden önceki aşamaya bağlanmış olması bu açıdan önem taşır.
Borçlu açısından taksitlendirme, ödeme gücüne uygun gerçekçi bir plan kurulabildiğinde icra borcunun kontrollü şekilde kapatılmasını sağlayabilir. Fakat yalnız o günkü haciz baskısından kurtulmak amacıyla karşılanamayacak taksitlerin kabul edilmesi, birkaç hafta veya ay sonra daha ağır bir sorun yaratabilir.
Alacaklı açısından ise uzun vadeli ödeme planı kabul edilirken borçlunun ödeme kapasitesi, mevcut hacizler ve teminatlar göz önünde bulundurulabilir. Taksitlendirme tahsilatı kolaylaştırabilecek bir araçtır; ancak gereğinden uzun ve güvencesiz bir plan tahsil süresini de uzatabilir.
İcra dairesinde borcun taksitlendirilmesi mümkündür; fakat “taksitlendirme” kelimesinin arkasında hangi hukuki mekanizmanın bulunduğu belirlenmeden sonuçları anlaşılamaz. Alacaklıyla serbestçe kararlaştırılan ödeme planı ile İİK 111'deki kanuni taksitle ödeme hakkı aynı değildir. Borçlu açısından en önemli nokta ise ödeme miktarını, vadeleri, faiz hesabını ve taahhüdün ihlali hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçları bilerek ödeme planına girmektir.