Egemen Hukuk Bürosu
İcra dosyasında geçerli ödeme taahhüdünün borç miktarı, ödeme tarihleri ve taksitler yönünden şartları

Ödeme Taahhüdünün Geçerli Olmasının Şartları Nelerdir?

İcra dosyasında borçlunun “borcumu ödeyeceğim” demesi ile ihlali hâlinde tazyik hapsi tartışmasına konu olabilecek bir ödeme taahhüdü vermesi aynı şey değildir. Özellikle İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesi bakımından bir belgenin yalnız “taahhüt” başlığını taşıması yeterli olmaz. Belgenin içeriğinin, tarafların iradesinin ve ödeme düzeninin hukuken değerlendirilebilir açıklıkta olması gerekir.

Bu ayrım önemlidir; çünkü geçerli bir ödeme taahhüdünün ihlal edilmesi, sıradan bir para borcunun ödenmemesinden farklı sonuç doğurabilir. Borçlu yalnız borcunu ödeyemediği için hapsedilemezken, kanunun yaptırıma bağladığı geçerli bir ödeme şartının makul bir sebep olmaksızın ihlali İİK 340 kapsamında tazyik hapsini gündeme getirebilir.

Taahhüdün hangi icra dosyasına ve hangi borca ilişkin olduğunun belirli olması ilk meselelerden biridir. Borçlunun hangi yükümlülüğü üstlendiği tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşılabilmelidir. Birden fazla icra dosyası bulunan kişinin genel olarak “borçlarımı ödeyeceğim” şeklindeki açıklaması ile belirli bir takip borcuna ilişkin ödeme planı aynı değildir.

Toplam borç miktarının belirlenebilir olması da geçerlilik değerlendirmesinin merkezindedir. İcra dosyasındaki borç yalnız takip talebindeki ana paradan oluşmayabilir. İşlemiş faiz, takip tarihinden sonra işlemeye devam eden faiz, vekâlet ücreti, harç ve takip giderleri toplam dosya borcunu etkileyebilir.

Örneğin takipte 300 bin TL ana para bulunması, taahhüt konusu toplam borcun mutlaka 300 bin TL olduğu anlamına gelmez. Borçluya “300 bin TL'yi ödeyeceksin” denilmiş fakat dosyadaki faiz ve fer'iler nedeniyle gerçekte hangi toplam yükümlülüğün üstlenildiği anlaşılamıyorsa, taahhüdün kapsamı bakımından uyuşmazlık doğabilir.

Bu sebeple ödeme planında yalnız taksitlerin değil, taahhüt edilen toplam borcun ve bu borcu oluşturan kalemlerin açık biçimde ortaya konulması önem taşır. Özellikle taahhüdün ihlali nedeniyle özgürlüğü bağlayıcı bir yaptırım talep edilecekse borçlunun neyi yerine getirmediğinin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenebilmesi gerekir.

Ödeme tarihlerinin de açık olması gerekir. “Her ay ödeme yapacağım”, “müsait olduğumda taksit yatıracağım” veya “en kısa sürede kapatacağım” gibi ifadeler, hangi gün hangi edimin yerine getirilmesi gerektiğini belirlemekte yetersiz kalabilir.

Buna karşılık her taksidin tutarı ve vadesi açıkça gösterilmişse ihlal iddiası belirli bir ödeme üzerinden değerlendirilebilir. Örneğin 15 Kasım'da 50 bin TL, 15 Aralık'ta 50 bin TL ve 15 Ocak'ta kalan borcun ödeneceği kararlaştırılmışsa hangi tarihte hangi yükümlülüğün doğduğu daha açık biçimde tespit edilebilir.

Borçlunun iradesi de taahhüdün temel unsurudur. Ödeme taahhüdü, borçlunun belirli bir ödeme düzenini kabul etmesine dayanır. Borçlunun içeriğini bilmediği, hangi miktarı ve hangi tarihte ödemeyi üstlendiğini anlayamadığı bir belge üzerinden taahhüdün ihlaline bağlı ağır sonuçlar çıkarılması hukuken ayrıca incelenmelidir.

Taahhüdün alacaklı tarafından kabul edilmesinin gerekip gerekmediği ise kullanılan hukuki mekanizmaya göre değerlendirilmelidir. Tarafların karşılıklı anlaşmasına dayanan bir ödeme planında alacaklının kabulü doğal olarak önem taşır. İİK 111'in kanunda belirlenen şartlara bağlı taksitle ödeme imkânı ise farklı bir yapıya sahiptir.

İİK 111 kapsamındaki kanuni taksitlendirmede borçlunun yeterli miktarda malının haczedilmiş olması, satış talebinden önce başvurulması, ilk taksidin derhâl ödenmesi ve kanunun öngördüğü ödeme düzenine uyulması gibi özel şartlar bulunmaktadır. Bu sistem, tarafların serbestçe hazırladığı uzun vadeli bir ödeme protokolüyle aynı değildir.

Taahhüdün ihlali bakımından ödeme vadesinin gelmiş olması da zorunludur. Henüz ödeme günü gelmemiş bir taksit nedeniyle ihlal oluşmaz. Aynı şekilde ödeme süresinde ve eksiksiz yapılmışsa yalnız borcun geri kalan kısmının devam ediyor olması, ödenmiş taksit yönünden ihlal anlamına gelmez.

Kısmi ödeme ise farklı değerlendirilir. Taahhüt edilen miktarın yalnız bir bölümünün yatırılması, borçlunun hiç ödeme yapmamasıyla ekonomik açıdan aynı olmayabilir; fakat taahhütte üstlenilen edimin tam olarak yerine getirilip getirilmediği ayrıca değerlendirilir. Borçlu 40 bin TL ödemeyi taahhüt etmişken 10 bin TL yatırmışsa kalan kısmın hukuki durumu ortadan kalkmış olmaz.

Ödemenin kime ve nasıl yapıldığı da ispat açısından önem taşır. İcra dosyasına, alacaklıya veya alacaklı vekiline yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunun belirlenebilmesi gerekir. Banka dekontu, ödeme açıklaması ve dosya hesabına işlenen tahsilatlar sonradan ortaya çıkabilecek ihlal tartışmasında belirleyici olabilir.

Taahhüt verildikten sonra tarafların ödeme tarihini değiştirmesi mümkündür. Fakat bu değişikliğin ispatlanabilir olması gerekir. Alacaklının sözlü olarak “bu ay ödeme yapmana gerek yok” dediği iddia edildiğinde, bunun sonradan inkâr edilmesi hâlinde ciddi bir ispat sorunu doğabilir. Ödeme planındaki değişikliklerin açık ve kayıt altına alınmış biçimde yapılması bu riski azaltır.

İİK 340'ta yalnız ihlalden değil, ödeme şartının makul bir sebep olmaksızın ihlal edilmesinden söz edilir. Dolayısıyla geçerli bir taahhüt ve ödenmemiş bir taksit bulunması değerlendirmeyi her durumda sona erdirmez. Borçlunun ileri sürdüğü sebebin kanun kapsamında nasıl değerlendirileceği olayın koşullarına göre belirlenir.

Taahhüdün ihlaline bağlı tazyik hapsi de kendiliğinden uygulanmaz. Alacaklının şikâyette bulunması gerekir. Şikâyet süresi, ihlal tarihi ve alacaklının fiili ne zaman öğrendiği gibi unsurlar usul bakımından ayrıca önem taşır.

İcra ve İflas Kanunu'nun 347. maddesindeki şikâyet süreleri nedeniyle, hukuken geçerli bir taahhüt bulunsa bile süresinde kullanılmayan şikâyet hakkı ayrı sonuç doğurabilir. Maddi şartların varlığı kadar başvurunun zamanında yapılması da önemlidir.

Borçlu açısından ise taahhüdün geçerliliğini yalnız “imzam var mı?” sorusuna indirgemek doğru değildir. İmza önemli olmakla birlikte belgenin hangi borca ilişkin olduğu, borç miktarı, taksitler, vadeler, tarafların iradesi ve ödeme planının nasıl oluşturulduğu birlikte değerlendirilir.

Özellikle yerine getirilmesi gerçekçi olmayan bir ödeme planının sırf haciz baskısını azaltmak amacıyla kabul edilmesi ciddi risk yaratabilir. Bir kişi bugün ödeme yapamayacağını bildiği hâlde birkaç hafta sonra yüksek tutarlı bir taksidi ödemeyi taahhüt ederse, para borcunun yanında taahhüdün ihlaline ilişkin ayrı bir hukuki süreçle karşılaşabilir.

Alacaklı açısından da eksik veya belirsiz bir taahhüt belgesine güvenerek hareket etmek risklidir. İhlal nedeniyle tazyik hapsi istenmesi hâlinde belgenin gerçekten yaptırıma elverişli bir ödeme taahhüdü oluşturup oluşturmadığı yargısal incelemeye konu olacaktır.

İcra dosyasında geçerli bir ödeme taahhüdünün gücü, üzerinde “taahhüt” yazmasından değil, borçlunun hangi borcu, hangi miktarda ve hangi tarihlerde ödemeyi üstlendiğinin hukuken belirlenebilir olmasından kaynaklanır. Özgürlüğü etkileyebilecek bir yaptırım ihtimali bulunduğundan, taahhüdün içeriği imzadan önce; ihlal iddiası ise şikâyetten önce ayrıntılı biçimde incelenmelidir.