Taahhüdü İhlal Şikâyeti Nasıl Yapılır?
İcra dosyasında ödeme taahhüdü veren borçlunun kararlaştırılan ödemeyi zamanında yapmaması, alacaklı açısından doğrudan hapis kararı doğurmaz. Taahhüdün ihlal edildiğini ileri süren alacaklının kanunda öngörülen süre içinde yetkili mercie başvurması ve ihlalin şartlarını ortaya koyması gerekir.
Taahhüdü ihlal bakımından temel düzenleme İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesidir. Bu hüküm, İİK 111 uyarınca veya alacaklının muvafakatiyle icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi uygulanabilmesine imkân tanır.
Buradaki başvuru, alacağın tahsili için açılan yeni bir hukuk davası değildir. İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenen özel şikâyet ve yaptırım sistemi söz konusudur. Uygulamada bu başvurular icra ceza mahkemesi sıfatıyla görev yapan icra mahkemesinde görülür.
Şikâyet hazırlanırken yalnız “borçlu taksiti ödemedi” demek yeterli değildir. Öncelikle yaptırıma elverişli bir ödeme taahhüdünün bulunduğu ortaya konulmalıdır. Taahhüdün hangi icra dosyasına ilişkin olduğu, toplam borç, ödeme planı ve ihlal edildiği ileri sürülen taksidin vadesi belirlenebilmelidir.
Örneğin borçlu 1 Ekim'de 100 bin TL, 1 Kasım'da 100 bin TL ve 1 Aralık'ta 100 bin TL ödemeyi taahhüt etmişse, şikâyette hangi taksidin ödenmediği açıkça belirtilmelidir. “Taahhüde uymadı” şeklindeki genel bir anlatım yerine ihlal tarihi ve ödenmeyen miktarın somutlaştırılması gerekir.
Şikâyet süresi en kritik konulardan biridir. İcra ve İflas Kanunu'nun 347. maddesine göre şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer.
Taahhüdü ihlalde fiilin hangi tarihte gerçekleştiğinin belirlenmesi bu nedenle önemlidir. Belirli bir günde ödenmesi gereken taksit yatırılmamışsa, o taksidin vadesi şikâyet süresinin değerlendirilmesinde merkezi rol oynar. Birden fazla taksit bulunması hâlinde her bir ödeme tarihinin ayrıca incelenmesi gerekebilir.
Başvurunun hangi mahkemeye yapılacağı da rastgele belirlenmez. İcra ve İflas Kanunu'nun icra suçlarına ilişkin yetki düzenlemeleri ve takibin yürütüldüğü icra dairesi dikkate alınarak görevli ve yetkili icra ceza mahkemesi belirlenir. Yanlış yere yapılan başvurunun süre yönünden sorun yaratmaması için dosyanın takip yeri baştan kontrol edilmelidir.
Şikâyete ödeme taahhüdünü gösteren tutanak veya belge ile icra dosyasındaki ilgili kayıtların dayanak gösterilmesi önemlidir. Borcun ve taksitlerin ne şekilde belirlendiği, borçlunun taahhüdü hangi şartlarda verdiği ve ödeme yapılıp yapılmadığı icra dosyası üzerinden incelenebilir.
Borçlu ödeme yaptığını ileri sürüyorsa banka dekontu, icra veznesi tahsilat kaydı veya alacaklı tarafından verilen makbuz gibi belgeler önem kazanır. Ödemenin yalnız yapılmış olması değil, hangi borca ve hangi takside ilişkin olduğunun anlaşılabilmesi de gerekir.
Alacaklı veya vekili doğrudan ödeme aldıysa bu ödemenin göz ardı edilerek şikâyette bulunulması doğru olmaz. İcra dosyasındaki kapak hesabı ile fiilî tahsilatlar arasında fark bulunabileceğinden, şikâyetten önce ödeme hareketlerinin kontrol edilmesi gerekir.
Taahhüdün sonradan değiştirilip değiştirilmediği de araştırılmalıdır. Taraflar ilk ödeme planından sonra yeni bir vade üzerinde anlaşmış olabilir. Böyle bir değişiklik yazılı şekilde yapılmışsa ihlal tarihi yeni düzenlemeye göre farklılaşabilir.
Sözlü erteleme iddiaları ise ispat bakımından daha sorunludur. Borçlu “alacaklı bana bir ay daha süre verdi” derken alacaklı bunu reddedebilir. Bu nedenle ödeme planındaki değişikliklerin mümkün olduğunca kayıt altına alınması hem alacaklı hem borçlu açısından önem taşır.
Şikâyet yapıldıktan sonra mahkeme yalnız alacaklının iddiasıyla bağlı bir otomatik yaptırım mekanizması işletmez. Borçluya savunma imkânı tanınır ve taahhüdün geçerliliği, ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediği, ödeme bulunup bulunmadığı ve borçlunun ileri sürdüğü makbul sebep değerlendirilir.
Borçlunun duruşmaya çağrılması ve yargılama usulü de İcra ve İflas Kanunu'nun icra suçlarına ilişkin özel hükümlerine tabidir. Bu nedenle taahhüdü ihlal dosyasını sıradan bir hukuk davasının usulüyle değerlendirmek doğru değildir.
İİK 340'taki “makbul bir sebep olmaksızın” ibaresi savunmanın önemli alanlarından biridir. Ancak borçlunun yalnız “param yoktu” demesi her durumda yeterli kabul edilecek bir açıklama değildir. Taahhüt zaten borçlunun gelecekte belirli bir tarihte ödeme yapmayı üstlenmesi üzerine kurulmuştur. İleri sürülen sebebin niteliği olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Mahkeme taahhüdün geçerli olduğu, vadesinde ödeme yapılmadığı ve diğer kanuni şartların gerçekleştiği sonucuna ulaşırsa üç aya kadar tazyik hapsine karar verebilir. Burada verilen kararın amacı borçluyu sıradan para borcu nedeniyle cezalandırmak değil, icra sürecinde üstlenilmiş ödeme şartına uyulmasını sağlamaktır.
İİK 340 bu nedenle ödeme sonrasında ortaya çıkabilecek sonuçları da özel olarak düzenler. Borçlunun hapsin uygulanmasına başlanmasından sonra borcun veya o tarihe kadar icra veznesine yatırılması gereken meblağın ödenmesi hâlinde tahliye gündeme gelir. Daha sonra aynı ödeme şartı yeniden ihlal edilirse kanunun öngördüğü sınırlar içinde tekrar tazyik hapsi söz konusu olabilir.
Şikâyette bulunulması icra dosyasındaki para alacağını ortadan kaldırmaz. Alacaklı bir taraftan taahhüdü ihlal nedeniyle şikâyet yoluna başvururken, diğer taraftan kanunun izin verdiği ölçüde haciz ve diğer tahsil işlemlerini sürdürebilir. Tazyik hapsi alacağın yerine geçen bir tahsil yöntemi değildir.
Borçlunun tazyik hapsine tabi tutulması da borcun kendiliğinden kapanması sonucunu doğurmaz. Borcun ne kadarının kaldığı, yapılan ödemeler ve icra dosyasındaki tahsilatlar ayrıca hesaplanır.
Taahhüdü ihlal şikâyetinde başarılı bir başvurunun temeli yalnız şikâyet dilekçesi değildir. Geçerli taahhüt, açık ödeme tarihi, gerçekleşmiş ihlal, doğru hesaplanmış şikâyet süresi ve ödeme kayıtlarının eksiksiz incelenmesi birlikte önem taşır. Özellikle üç aylık şikâyet süresi nedeniyle, ödenmeyen bir taksidin aylar sonra fark edilmesi hâlinde başvuru hakkının hâlen mevcut olup olmadığı ilk kontrol edilmesi gereken konulardan biridir.