İcra Ceza Mahkemesi Nedir? Hangi Davalara Bakar?
İcra takibi denildiğinde çoğu kişinin aklına haciz, banka hesabının bloke edilmesi veya taşınmazın satılması gelir. Oysa İcra ve İflas Kanunu, bazı davranışları ayrıca yaptırıma bağlamıştır. Ödeme taahhüdünün ihlal edilmesi, nafaka kararının gereğinin yerine getirilmemesi veya kanunda düzenlenen bazı icra yükümlülüklerine aykırı davranılması hâlinde uyuşmazlık yalnız alacağın tahsiliyle sınırlı kalmaz. İşte bu alanda icra ceza mahkemesi olarak ifade edilen yargısal görev karşımıza çıkar.
İcra ceza mahkemesini, borcun varlığını ve miktarını baştan sona inceleyen genel bir ceza mahkemesi olarak düşünmemek gerekir. İcra ve İflas Kanunu'nda ayrıca yaptırıma bağlanan fiiller ve tazyik hapsi gerektiren durumlar bakımından özel bir yargılama alanı söz konusudur.
Uygulamada “icra ceza mahkemesi” adı kullanılsa da İcra ve İflas Kanunu'nun 346. maddesi, Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesinin karar vereceğini; Kanunda yazılı suçlardan dolayı verilecek davalara da icra mahkemesinde bakılacağını düzenlemektedir. Bu nedenle icra mahkemesinin ceza işlerine ilişkin görevini ifade etmek için “icra ceza mahkemesi” denilmektedir.
Bu mahkemenin en bilinen görevlerinden biri ödeme taahhüdünün ihlalidir. İİK 340 kapsamında, kanunun aradığı şartları taşıyan ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi gündeme gelebilir.
Burada mahkeme yalnız “taksit ödenmiş mi?” sorusuna bakmaz. Yaptırıma esas alınabilecek geçerli bir taahhüdün bulunup bulunmadığı, borç miktarı ve ödeme tarihlerinin belirli olup olmadığı, ihlal edilen taksidin vadesi, ödeme iddiası ve varsa makbul sebep savunması incelenebilir.
İcra ceza mahkemesinin uygulamada sık karşılaşılan bir diğer alanı nafaka yükümlülüğünün ihlalidir. İİK 344 uyarınca nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilebilir.
Nafaka dosyalarında mahkemenin önüne yalnız toplam icra borcu konulması yeterli değildir. Şikâyete hangi nafaka döneminin konu edildiği, cari ve birikmiş nafaka ayrımı, yapılan ödemeler ve şikâyet süresi gibi unsurlar önem taşır.
Mal beyanına ilişkin bazı yükümlülükler de icra hukukunun yaptırım alanıyla bağlantılıdır. Örneğin kanundaki şartlar oluşmasına rağmen mal beyanında bulunulmaması hâlinde İİK 76 kapsamında borçluyu mal beyanında bulunmaya zorlamaya yönelik tazyik hapsi gündeme gelebilir.
Bunun yanında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması, artırmadan çekilmeye neden olunması, bazı malvarlığı işlemlerinin kanunda suç olarak düzenlenmesi veya icra sürecindeki belirli yükümlülüklere aykırı davranılması gibi fiiller bakımından İcra ve İflas Kanunu'nun ceza hükümleri uygulanabilir.
Bu noktada önemli bir kavram ayrımı yapılmalıdır. İcra ceza mahkemesinin verdiği her özgürlüğü bağlayıcı karar aynı nitelikte değildir. Tazyik hapsi, disiplin hapsi ve İcra ve İflas Kanunu'nda suç olarak düzenlenen fiiller nedeniyle uygulanan yaptırımlar hukuki nitelikleri bakımından birbirinden ayrılabilir.
Örneğin taahhüdü ihlal ve nafaka kararının gereğini yerine getirmeme bakımından tazyik hapsi söz konusudur. Tazyik hapsinin amacı belirli bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle kanun, bazı hâllerde yükümlülüğün yerine getirilmesi üzerine tahliye sonucunu ayrıca düzenlemiştir.
İcra ceza mahkemesi, sırf kişinin icra borcu bulunduğu için hapis kararı veren bir mahkeme değildir. Borçlunun kredi kartı borcunu, banka kredisini veya ticari borcunu ödeyememesi tek başına icra ceza yaptırımı doğurmaz. Hapis veya diğer yaptırımlar için İcra ve İflas Kanunu'nda ayrıca düzenlenmiş bir fiilin bulunması gerekir.
Mahkemenin görevi ile icra dairesinin görevi de karıştırılmamalıdır. İcra dairesi takibi yürütür, ödeme veya icra emrini gönderir, haciz işlemlerini gerçekleştirir, satış sürecini yürütür ve tahsilatı dosyaya işler. İcra ceza mahkemesi ise kanunda yaptırıma bağlanan davranışlar hakkında yargısal karar verir.
Aynı şekilde icra ceza mahkemesi, icra dosyasındaki her uyuşmazlığın çözüleceği yer değildir. Örneğin ödeme emrine yapılan itirazın kaldırılması, haczedilmezlik şikâyeti veya icra müdürünün işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası icra hukukunun başka görev alanlarına girer. Bir uyuşmazlığın icra dosyasından kaynaklanması onu otomatik olarak “icra ceza” işi hâline getirmez.
İcra ceza sürecinin başlaması çoğu durumda şikâyete bağlıdır. Alacaklının veya kanunda şikâyet hakkı tanınan kişinin süresi içinde başvurması gerekir. Mahkeme kendiliğinden her ödenmeyen taksiti veya her nafaka borcunu araştırarak yaptırım uygulamaz.
Şikâyet süreleri bakımından İİK 347 önemlidir. Kanunda ayrıca düzenlenen hâller saklı olmak üzere, şikâyet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer. Bu nedenle icra ceza dosyalarında olayın tarihi yalnız maddi olay bakımından değil, başvurunun süresinde olup olmadığının belirlenmesi bakımından da önemlidir.
İcra ceza yargılamasının usulü de klasik bir alacak davasından farklıdır. İİK 349 ve devamındaki hükümler, şikâyet üzerine yürütülecek yargılamaya ilişkin özel kurallar içerir. Tarafların çağrılması, delillerin değerlendirilmesi ve duruşmanın yürütülmesi bu özel yapı içinde ele alınır.
Borçlu açısından savunma yalnız “borcum yok” şeklinde kurulmaz. Taahhüdün geçersizliği, ödemenin yapılmış olması, şikâyet süresinin geçirilmesi, yanlış döneme ait nafakanın şikâyete konu edilmesi veya kanunun aradığı diğer unsurların bulunmaması gibi savunmalar dosyanın niteliğine göre önem kazanabilir.
Alacaklı açısından da icra dosyasında borç bulunması tek başına icra ceza şikâyetinin kabulü için yeterli değildir. Şikâyete konu fiilin kanundaki unsurları, tarihleri ve belgeleri ortaya konulmalıdır.
Mahkemenin kararına karşı hangi kanun yolunun kullanılabileceği de kararın türüne ve İcra ve İflas Kanunu'nun özel hükümlerine göre belirlenir. Bu nedenle kararın tefhim veya tebliğ tarihi ile kanun yolu süresinin ayrıca kontrol edilmesi gerekir.
İcra ceza mahkemesinin işlevi en doğru biçimde, icra borcunu cezalandıran değil, icra hukukunda kanunun ayrıca yaptırıma bağladığı davranışları yargılayan merci olarak anlaşılabilir. Bir dosyanın icra ceza alanına girip girmediğini belirlemek için önce borcun varlığına değil, şikâyete konu davranışın İcra ve İflas Kanunu'nda özel bir yaptırıma bağlanıp bağlanmadığına bakmak gerekir.