İcra Şikâyetinde Süre Ne Kadardır?
İcra müdürlüğünün yaptığı bir işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünmek tek başına yeterli değildir. İcra hukukunda hakların önemli bir bölümü kısa süreler içinde kullanılmalıdır. Şikâyet bakımından da ilk kontrol edilmesi gereken konulardan biri, başvurunun hangi tarihe kadar yapılabileceğidir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesinde yer alan genel kurala göre, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı şikâyet işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılır.
Yedi günlük süre oldukça kısadır. İcra dosyasındaki bir işlemin fark edilmesine rağmen uzun süre beklenmesi, işlemin esasen hukuka aykırı olduğu iddiasının mahkeme tarafından incelenmesini dahi engelleyebilir.
Fakat icra hukukunda bütün şikâyetlerin yedi günlük süreye tabi olduğunu söylemek doğru değildir. Şikâyetin sebebi, işlemin niteliği ve ileri sürülen hukuka aykırılık, süre rejimini değiştirebilir.
Öncelikle sürenin başlangıcındaki “öğrenme tarihi” üzerinde durmak gerekir. Kanun genel şikâyet süresini işlemin yapıldığı tarihten değil, işlemin öğrenildiği tarihten başlatmaktadır. Bu iki tarih her zaman aynı olmayabilir.
Örneğin icra müdürlüğü 2 Mart tarihinde bir karar vermiş, ilgili taraf bu kararı 6 Mart tarihinde öğrenmiş olabilir. Genel şikâyet süresinin hesabında öğrenme tarihinin hangi gün olduğu önem kazanır.
Öğrenmenin çoğu zaman tebligatla gerçekleşmesi mümkündür. Ancak her icra işlemi ayrıca tebliğ edilmeyebilir. Kişinin dosyada yaptığı başka bir işlem, verdiği dilekçe veya içeriğinden haberdar olduğunu gösteren bir kayıt, öğrenme tarihinin belirlenmesinde tartışılabilir.
Bu nedenle “bana tebligat gelmedi, süre hiç başlamadı” şeklinde genel bir kabul güvenli değildir. Usulüne uygun tebligatın bulunup bulunmadığı önemli olmakla birlikte, dosyada işlemin daha önce fiilen öğrenildiğini ortaya koyan başka bir durumun mevcut olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Süre hesabında son günün belirlenmesi de önem taşır. İcra hukukunda süreler hesaplanırken İcra ve İflas Kanunu'nun süre hükümleri ile ilgili usul kuralları birlikte dikkate alınır. Özellikle son günün resmî tatile rastlaması gibi durumlarda sürenin ne zaman sona ereceği ayrıca kontrol edilmelidir.
Şikâyet süresinin kaçırılması hâlinde, süreye tabi bir şikâyetin esası çoğu kez incelenemez. Başka bir ifadeyle işlem gerçekten hatalı olsa dahi, başvuru süresinin geçirilmiş olması şikâyetin reddedilmesine yol açabilir.
Ancak İİK 16'nın önemli bir istisnası vardır. Bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz yere sürüncemede bırakılması hâlinde şikâyet her zaman yapılabilir.
Örneğin taraf icra müdürlüğünden kanunen yapılması gereken bir işlemi talep etmiş, fakat müdürlük talep hakkında hiç karar vermemiş olabilir. Burada belirli bir müdürlük işleminin yedi gün içinde şikâyet edilmesinden farklı bir durum vardır. Sorun, yapılması gereken işlemin hiç yapılmamasıdır.
Benzer şekilde müdürlük kanunen yerine getirmek zorunda olduğu bir hakkı haklı neden olmaksızın sürekli geciktiriyorsa da süresiz şikâyet gündeme gelebilir.
Bununla birlikte icra müdürlüğünün talebi açıkça reddetmesi ile talep hakkında hiç karar vermemesi birbirine karıştırılmamalıdır. Müdürlük belirli tarihte bir ret kararı vermişse artık ortada öğrenilebilen somut bir işlem bulunmaktadır. Bu durumda şikâyet süresi ret kararının niteliğine göre değerlendirilmelidir.
Süresiz şikâyetin bir başka önemli uygulama alanı, kamu düzenine aykırılık oluşturan işlemlerdir. Kanunda bütün kamu düzeni hâlleri tek tek sayılmış değildir. Hangi hukuka aykırılığın süresiz şikâyete konu olabileceği, işlemin niteliği ve yerleşik yargısal uygulama çerçevesinde belirlenir.
Bu nedenle yalnız “işlem kanuna aykırı” demek, şikâyeti süresiz hâle getirmez. Aksi düşünce, İİK 16'daki yedi günlük genel süreyi anlamsızlaştırırdı. Süresiz şikâyetten söz edebilmek için aykırılığın niteliğinin buna elverişli olması gerekir.
Haczedilmezlik şikâyetlerinde de özel düzenlemeler bulunabilir. Örneğin borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceğine ilişkin meskeniyet iddiasında, uygulanacak özel süre ve öğrenme tarihi ayrıca dikkate alınmalıdır. Her haciz şikâyeti “kamu düzeni” gerekçesiyle süresiz kabul edilmez.
Satış işlemlerinde ise süre konusu daha da hassaslaşır. Satışa hazırlık, kıymet takdiri, ihale ve ihalenin feshi gibi aşamaların kendilerine özgü başvuru usulleri ve süreleri bulunabilir. Genel şikâyet süresinin bütün satış uyuşmazlıklarına doğrudan uygulanacağı varsayılmamalıdır.
İcra dosyasında aynı olay birden fazla hukuki başvuru yolunu da gündeme getirebilir. Borca itiraz için başka, imzaya itiraz için başka, ihalenin feshi için başka ve icra müdürlüğü işlemine karşı genel şikâyet için başka süreler söz konusu olabilir.
Bu sebeple kişinin UYAP'ta bir icra işlemini gördüğü anda ilk olarak yalnız işlemin doğru veya yanlış olduğuna değil, hangi hukuki yolla ve hangi süre içinde karşı çıkabileceğine bakması gerekir.
Şikâyet süresinin başlangıcı konusunda uyuşmazlık varsa öğrenme tarihini gösteren belgeler önem kazanır. Tebligat evrakı, dosyaya sunulan dilekçeler, haciz tutanağı veya kişinin hazır bulunduğu işlemler bu bakımdan incelenebilir.
Örneğin borçlu haciz sırasında hazır bulunmuş ve tutanağı imzalamışsa, daha sonra haciz işleminden çok daha geç bir tarihte haberdar olduğunu ileri sürmesi dosyanın özelliklerine göre tartışmalı hâle gelebilir.
Buna karşılık kişinin bilgisi dışında gerçekleştirilen ve kendisine daha sonra bildirilen bir işlemde öğrenme tarihi farklı olabilir. Süre hesabı yapılırken varsayıma değil, dosyadaki kayıtlara dayanmak gerekir.
İcra mahkemesine başvurunun son güne bırakılması da pratik risk yaratabilir. Dilekçenin yanlış mercie gönderilmesi, teknik sorunlar veya sürenin yanlış hesaplanması hak kaybına yol açabileceğinden, işlem öğrenildiğinde süre kontrolünün gecikmeden yapılması önemlidir.
İcra şikâyetinde süre konusunda üç ayrı soru birlikte cevaplanmalıdır: Şikâyet edilen işlem nedir, bu işlem ne zaman öğrenilmiştir ve ileri sürülen aykırılık süreye tabi midir? Yedi günlük genel kural ancak bu üç unsur belirlendikten sonra doğru biçimde uygulanabilir.