Ölmüş Kişiye Karşı İcra Takibi Yapılabilir mi?
Bir alacaklının elinde borçluya karşı geçerli bir alacak bulunabilir ancak icra takibi başlatılmadan önce borçlu ölmüş olabilir. Başka bir ihtimalde ise takip borçlu hayattayken başlamış, ödeme emri tebliğ edilmiş veya haciz aşamasına geçilmişken borçlu hayatını kaybetmiş olabilir. İcra hukuku bu iki durumu aynı şekilde değerlendirmez.
İlk ihtimalde kişi icra takibi başlatılmadan önce ölmüştür. Ölmüş bir kişinin hak ehliyeti sona erdiğinden, artık kendisine karşı yeni bir icra takibinin tarafı olacak şekilde işlem yapılması kural olarak mümkün değildir.
Alacaklının borçlunun öldüğünü bilmemesi bu temel durumu kendiliğinden değiştirmez. Ödeme emrinin ölen kişinin adına düzenlenerek mirasçılardan birine gönderilmiş olması da tek başına mirasçıyı takip borçlusu hâline getirmez.
Burada yalnız tebligatın kime yapıldığına değil, takip talebinde borçlu olarak kimin gösterildiğine bakmak gerekir.
Yargıtay uygulamasında ölü kişi hakkında takip başlatılması taraf ehliyetiyle bağlantılı ve kamu düzenine ilişkin bir mesele olarak ele alınmaktadır. Bu sebeple ölmüş kişi adına başlatılmış bir takibin sıradan bir tebligat hatası gibi değerlendirilmesi doğru değildir.
Ancak uygulamada önemli bir ayrıntı daha vardır. Alacaklının ölmüş kişiyi borçlu göstermesinin maddi bir hataya veya kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde, şartları varsa taraf değişikliğinin mümkün olup olmadığı ayrıca değerlendirilebilir. Bu noktada basit bir isim düzeltmesiyle gerçek anlamda taraf değişikliği birbirinden ayrılmalıdır.
Borçlunun takipten önce öldüğü öğrenildiğinde asıl mesele alacağın ortadan kalkıp kalkmadığıdır. Borçlunun ölmesi, para borcunu kural olarak kendiliğinden sona erdirmez. Borç terekeye ve miras hukukunun kuralları çerçevesinde mirasçılara ilişkin bir mesele hâline gelir.
Miras, yalnız malvarlığı değerlerinden oluşmaz. Murisin devredilebilir borçları da terekenin pasifinde yer alır. Bir kişinin mirasçı olması, yalnız ev, araç veya banka hesabı gibi değerlerin değil, terekeye bağlı borçların da değerlendirilmesini gerektirir.
Fakat buradan “ölen kişinin bütün borçları doğrudan çocuklarının üzerine geçer ve hemen haciz yapılabilir” sonucu çıkarılmamalıdır. Mirasın reddi, terekenin resmî tasfiyesi, terekenin borca batık olması ve mirasçıların hukuki durumu sonucu değiştirebilir.
Özellikle mirasın reddi süreci önemlidir. Mirasçıların mirası kabul veya reddetme imkânlarının bulunduğu dönemlerde İcra ve İflas Kanunu tereke borçlarına ilişkin takip bakımından özel kurallar öngörmektedir. Alacaklı, ölüm olayını yok sayarak olağan bir borçluya karşı takip yürütüyormuş gibi hareket edemez.
İkinci ihtimalde ise icra takibi borçlu hayattayken usulüne uygun şekilde başlatılmış, daha sonra borçlu ölmüştür.
Bu durumda takip baştan itibaren taraf ehliyeti bulunmayan bir kişiye yöneltilmiş değildir. Takip başladığında borçlu hayattadır ve geçerli biçimde takip tarafıdır. Sonradan gerçekleşen ölüm, mevcut takibin hangi şekilde devam edeceği sorununu doğurur.
İcra ve İflas Kanunu'nun 53. maddesi bu konuda özel hükümler içerir. Terekenin borçlarından dolayı ölüm günüyle birlikte belirli bir süre takip geri bırakılır. Mirasçılar mirası henüz kabul veya reddetmemişlerse miras hukukundaki sürelerin de dikkate alınması gerekir.
Takip sırasında borçlunun ölmesi hâlinde tereke henüz paylaşılmamış, resmî tasfiyeye tabi tutulmamış ve kanunda belirtilen diğer durumlar gerçekleşmemişse mevcut takibin terekeye karşı devam etmesi mümkün olabilir.
Buradaki önemli nokta, ölümden sonra sıfırdan ölü kişi adına takip açılmasıyla, hayattayken başlamış takibin ölümden sonra devam ettirilmesinin birbirinden farklı olmasıdır.
Takibin mirasçılara yöneltilmesi hâlinde de kanundaki sınırlamalar dikkate alınmalıdır. İİK m.53, mirasçıya karşı devam edecek takip bakımından haciz ve rehnin paraya çevrilmesi yollarını esas alan özel bir düzenleme içerir.
Mirasçılar açısından ilk yapılması gerekenlerden biri, takibin ne zaman başlatıldığını kontrol etmektir. Murisin ölüm tarihi ile takip tarihi karşılaştırılmadan sağlıklı değerlendirme yapılamaz.
Örneğin kişi 10 Ocak'ta ölmüş, alacaklı 20 Ocak'ta ölen kişiyi borçlu göstererek takip başlatmışsa farklı; takip 1 Aralık'ta borçlu hayattayken başlamış ve borçlu 10 Ocak'ta ölmüşse farklı bir hukuki tablo vardır.
Mirasçıya ödeme emri veya başka bir icra evrakı ulaştığında yalnız “bu borç babamın borcuydu” denilerek belge bir kenara bırakılmamalıdır. Takibin başlangıç tarihi, murisin ölüm tarihi, mirasın kabul veya reddine ilişkin durum ve evrakın kimin adına düzenlendiği birlikte incelenmelidir.
Mirasın reddedilmiş olması da icra takibi bakımından son derece önemlidir. Mirası usulüne uygun biçimde reddeden mirasçının murisin borçlarından sorumluluğu, mirası kabul eden mirasçıyla aynı şekilde değerlendirilemez.
Ayrıca terekenin ölüm tarihinde açıkça borca batık olması hâlinde Türk Medeni Kanunu'ndaki hükmen ret hükümleri gündeme gelebilir. Murisin malvarlığının borçlarını karşılayıp karşılamadığı bu açıdan önem taşıyabilir.
Bir başka karışıklık, mirasçının kendi borcu ile murisin borcunun aynı dosya mantığıyla ele alınmasıdır. Muristen kalan borç nedeniyle yürütülen takipte sorumluluğun kaynağı miras ilişkisidir. Mirasçının ölümden önce murisin borcuna kefil olması veya birlikte borçlu bulunması ise tamamen farklı bir hukuki sebep oluşturabilir.
Ölmüş kişi adına başlatılmış takipte taraf ehliyeti sorunu kamu düzeniyle bağlantılı olduğundan, Yargıtay uygulamasında bu hususun icra mahkemesinde süresiz şikâyet yoluyla ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. Bununla birlikte takipteki yanlışlığın kabul edilebilir bir yanılgıdan kaynaklanan taraf değişikliğiyle giderilip giderilemeyeceği dosyanın koşullarına göre ayrıca değerlendirilir.
Borçlunun ölümü alacaklı açısından alacağın yok olması, mirasçı açısından da otomatik olarak kişisel malvarlığına haciz geleceği anlamına gelir. İki yaklaşım da eksiktir. Ölümden sonra alacak, tereke, mirasçılık durumu, mirasın reddi ve takibin ölümden önce mi sonra mı başlatıldığı üzerinden değerlendirilir.
Bu yüzden ölmüş kişiyle bağlantılı bir icra dosyasında ilk bakılması gereken şey borcun miktarı değil, tarihlerdir. Ölüm tarihi ile takip tarihinin sıralaması belirlendiğinde dosyanın hukuki yapısı büyük ölçüde ortaya çıkar.