Egemen Hukuk Bürosu
İflas kararı, iflas masası ve borçlunun malvarlığının tasfiyesi

İflas Nedir?

Günlük dilde “iflas etmek” çoğu zaman bir kişinin veya şirketin parasının kalmaması anlamında kullanılır. Hukuken iflas ise bundan farklıdır. Bir işletmenin borçlarını ödeyememesi, faaliyetini durdurması veya ekonomik açıdan çok zor durumda bulunması tek başına onun hukuken iflas etmiş olduğu anlamına gelmez. İflas, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi üzerine ticaret mahkemesinin vereceği iflas kararıyla ortaya çıkan ve borçlunun haczedilebilir malvarlığının topluca tasfiyesini amaçlayan cebri icra yoludur.

İcra takibinde kural olarak belirli bir alacaklı kendi alacağını tahsil etmeye çalışır. Borçlunun banka hesabına, aracına veya taşınmazına haciz konulabilir ve elde edilen para ilgili icra dosyasındaki alacağın tahsilinde kullanılır.

İflasta ise bakış açısı değişir. Artık tek bir alacaklının tek başına tahsil girişiminden ziyade, borçlunun malvarlığının bütün alacaklıları ilgilendiren toplu bir tasfiye süreci söz konusudur.

Bu farklılık iflas hukukunun temelini oluşturur. İflas, yalnız borçlu ile iflas isteyen alacaklı arasındaki bir uyuşmazlık değildir. Kararın verilmesiyle birlikte diğer alacaklıların da hukuki durumunu etkileyen sonuçlar ortaya çıkar.

Her borcunu ödeyemeyen kişi hakkında iflas yoluna gidilemez. Türk hukukunda iflasa tabi kişiler kanunla belirlenmiştir. Tacirler ve kanun gereği tacirler hakkındaki hükümlere tabi tutulan kişiler başta olmak üzere, özel düzenlemeler nedeniyle iflasa tabi olan kişiler hakkında iflas kararı verilebilir.

Bu nedenle sıradan bir tüketicinin kredi kartı borcunu ödeyememesi ile bir ticaret şirketinin borçlarını ödeyememesi aynı hukuki mekanizmayı doğurmaz. Gerçek kişinin borçlu olması, onun mutlaka iflasa tabi olduğu anlamına gelmez.

Anonim ve limited şirketler gibi ticaret şirketleri bakımından ise iflas hükümleri önemli bir yere sahiptir. Şirketin malvarlığının borçlarını karşılayamaması, sermaye kaybı, borca batıklık veya ödeme güçlüğü gibi durumlar Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve gerektiğinde konkordato hükümleriyle birlikte değerlendirilir.

İflas kararını icra müdürlüğü vermez. İflasa karar verme yetkisi görevli asliye ticaret mahkemesine aittir. İflasın hangi yolla istendiğine göre süreçten önce iflas takibi yapılması gerekebileceği gibi, kanunun öngördüğü bazı hâllerde doğrudan doğruya iflas da talep edilebilir.

Mahkemenin iflas kararıyla birlikte borçlu hukuken müflis sıfatını kazanır. Kararda iflasın açıldığı tarih ve saat gösterilir. Bu an, iflasın birçok hukuki sonucunun belirlenmesi bakımından önemlidir.

İflasın açılmasıyla borçlunun haczi mümkün olan mal ve hakları kural olarak iflas masasını oluşturur. İflas masası ayrı bir kişi veya şirket değildir; tasfiyeye konu malvarlığı bütününü ifade eder.

Borçlunun taşınmazları, araçları, banka hesapları, ticari malları, üçüncü kişilerden olan alacakları ve haczedilebilir diğer malvarlığı değerleri şartlarına göre masaya dâhil olabilir.

Müflisin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi de iflasla birlikte önemli ölçüde sınırlanır. Çünkü tasfiyeye tabi malların bireysel işlemlerle masadan çıkarılması, alacaklılar arasındaki eşitliği ve tasfiye düzenini bozabilir.

Alacaklı açısından iflas kararının en önemli sonuçlarından biri, alacağını artık yalnız kendi icra dosyası üzerinden değerlendiremeyecek olmasıdır. Alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırmaları ve tasfiye sürecine katılmaları gündeme gelir.

İflas idaresi alacakları inceler. Bir alacağın masaya kabul edilip edilmeyeceği ve hangi sırada yer alacağı önem taşır. Burada sıra cetveli, iflas tasfiyesinin temel belgelerinden biri hâline gelir.

Borçlunun malvarlığı bütün borçları karşılamaya yetiyorsa alacakların ödenmesi daha kolaydır. Ancak iflasın uygulamadaki asıl önemi, malvarlığının çoğu zaman bütün alacakları karşılamaya yetmediği durumlarda ortaya çıkar.

Bu durumda satışlardan elde edilen para, kanunun belirlediği sıra ve imtiyaz kurallarına göre alacaklılara dağıtılır. Her alacaklı yalnız takip başlatma tarihine göre diğerlerinin önüne geçemez. Rehinli alacaklar, kanunda imtiyaz tanınan alacaklar ve diğer alacakların hukuki konumları ayrı ayrı değerlendirilir.

İflas açıldığında borçlu hakkında daha önce başlatılmış bireysel icra takiplerinin durumu da değişir. İcra ve İflas Kanunu, iflasın açılmasıyla takiplerin durması ve kararın kesinleşmesiyle düşmesi konusunda özel hükümler içerir. Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip gibi kanunda öngörülen istisnalar ayrıca değerlendirilir.

Bu yönüyle iflas, borçlunun malvarlığı üzerinde farklı icra dosyalarının birbirleriyle yarıştığı bir yapıdan, alacaklıların ortak bir tasfiye içinde yer aldığı sisteme geçiş yaratır.

İflasın açılması şirketin bütün borçlarının silindiği anlamına da gelmez. Tasfiye sonucunda hangi alacağın ne kadar karşılandığı belirlenir. Alacağını tamamen tahsil edemeyen alacaklılar bakımından kanunda öngörülen şartlarda aciz belgesi gündeme gelebilir.

İflas ile konkordato da birbirine karıştırılmamalıdır. Konkordato, borçlunun belirli şartlar altında alacaklılarıyla yeniden yapılandırılmış bir ödeme düzeni kurarak faaliyetini ve ekonomik varlığını sürdürebilmesini amaçlayabilir. İflas ise esas itibarıyla malvarlığının topluca tasfiyesine yöneliktir.

Bir şirketin ekonomik sıkıntı yaşaması da otomatik olarak iflas kararı verileceği anlamına gelmez. Şirket borçlarını yeniden yapılandırabilir, sermaye tedbirleri alabilir, alacaklılarla anlaşabilir veya şartları varsa konkordato talep edebilir. İflas, mali sıkıntının günlük dildeki adı değil, belirli şartlara ve yargısal karara bağlı hukuki bir statüdür.

İflas kararı yalnız şirket yönetimini değil; çalışanları, bankaları, tedarikçileri, müşterileri, kamu alacaklılarını, rehinli alacaklıları ve devam eden sözleşmelerin taraflarını da etkileyebilir. Büyük ticari yapılarda tek bir iflas dosyası çok sayıda farklı hukuki ilişkinin aynı tasfiye içinde çözülmesini gerektirebilir.

İflası anlamanın en kolay yolu onu sıradan hacizden ayırmaktır. Hacizde belirli alacaklı borçlunun belirli malına yönelirken, iflasta borçlunun haczedilebilir malvarlığı bütün olarak tasfiye sisteminin içine girer ve alacaklılar kanunun belirlediği ortak düzen içinde alacaklarını elde etmeye çalışır.

Bu yüzden bir şirketin “borcunu ödeyemiyor” olmasıyla “iflas etmiş” olması aynı şey değildir. Hukuken iflastan söz edebilmek için kanuni şartların gerçekleşmesi ve mahkemenin iflas kararı vermesi gerekir. Kararla birlikte artık yalnız tek bir borcun tahsili değil, borçlunun ekonomik malvarlığının bütün alacaklılar bakımından nasıl tasfiye edileceği meselesi başlar.