Egemen Hukuk Bürosu
Tacirler, ticaret şirketleri ve kanunen iflasa tabi olan kişiler

Kimler İflasa Tabi Olabilir?

Borçlu olmak ile iflasa tabi olmak aynı şey değildir. Bir kişinin bankaya, şirkete, vergi dairesine veya başka bir kişiye çok yüksek miktarda borcu bulunabilir. Hakkında çok sayıda icra takibi yürütülmesi ve hiçbir malvarlığının bulunmaması da mümkündür. Buna rağmen o kişi hukuken iflasa tabi olmayabilir.

Türk icra hukukunda haciz yoluyla takip genel bir cebri icra yöntemi iken iflas belirli kişiler hakkında uygulanabilen özel ve toplu bir takip sistemidir. Bu nedenle iflas isteyen alacaklının ilk araştırması yalnız “borç ödenmedi mi?” değil, “borçlu iflasa tabi mi?” olmalıdır.

İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesinde temel kural tacirler üzerinden kurulmuştur. Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılanlar ile tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ve özel kanunları gereğince iflasa tabi oldukları kabul edilen kişiler hakkında iflas yolu uygulanabilir.

Bu noktada tacir kavramı belirleyicidir. Türk Ticaret Kanunu, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişiyi tacir olarak kabul eder. Gerçek kişi bir ticari işletmeyi kendi adına işletiyorsa, kanundaki şartlar çerçevesinde iflasa tabi olabilir.

Kişinin kendisini günlük hayatta “esnaf”, “iş insanı”, “yatırımcı” veya “işletme sahibi” olarak tanımlaması tek başına hukuki statüsünü belirlemez. Faaliyetin ticari işletme niteliğinde olup olmadığı ve kişinin Türk Ticaret Kanunu bakımından tacir sayılıp sayılmadığı incelenmelidir.

Ticaret siciline kayıt önemli bir veri olmakla birlikte değerlendirme her zaman yalnız sicil kaydından ibaret değildir. Türk Ticaret Kanunu bazı kişileri fiilî durumları veya yarattıkları görünüm nedeniyle tacir sayabilir ya da tacir hakkındaki hükümlere tabi tutabilir.

Örneğin bir ticari işletmeyi kurup açtığını ilan eden veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan eden kişi, işletmeyi fiilen faaliyete geçirmemiş olsa dahi kanundaki şartlar çerçevesinde tacir sayılabilir.

Ticaret şirketleri bakımından durum daha belirgindir. Kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler, Türk Ticaret Kanunu'nun sistemi içinde ticaret şirketi niteliğindedir ve tüzel kişi tacir olarak iflasa tabi olabilirler.

Bu sebeple anonim veya limited şirketin borcunun tahsilinde, şartları bulunuyorsa şirket hakkında iflas yoluna başvurulması mümkündür. Burada borçlu şirketin kendisidir.

Şirket ortaklarının durumu ise şirketten ayrı değerlendirilmelidir. Bir kişinin limited veya anonim şirkette ortak olması, tek başına o kişiyi şirketin borcu nedeniyle iflasa tabi hâle getirmez. Şirketin tüzel kişiliği ile ortağın kişiliği birbirinden farklıdır.

Örneğin bir limited şirketin tedarikçisine 2 milyon TL borcu varsa borcun asıl muhatabı şirkettir. Ortağın yalnız şirkette pay sahibi olması nedeniyle aynı borç için doğrudan ortağın iflasının istenebileceği sonucuna varılamaz. Ortağın şahsi sorumluluğunu doğuran ayrı bir hukuki sebep bulunup bulunmadığı ayrıca incelenir.

Kollektif şirket ortakları gibi bazı şirket türlerindeki ortaklar bakımından ise kanun özel hükümler öngörür. Şirket türünün doğru belirlenmesi bu nedenle önemlidir.

Esnaf ile tacir ayrımı da iflas hukukunda doğrudan sonuç doğurur. Her işletme sahibi tacir değildir. Faaliyetinin niteliği ve ekonomik boyutu itibarıyla esnaf sayılan bir kişi kural olarak sırf esnaf olduğu için tacir gibi iflasa tabi tutulmaz.

Aynı şekilde ücretli çalışan bir kişinin çok yüksek miktarda bireysel kredi veya kredi kartı borcu bulunması, onu tacir yapmaz. Bu kişi hakkında haciz yoluyla takip yürütülebilir; fakat borcun büyüklüğü tek başına iflas yolunu açmaz.

Serbest meslek faaliyeti yürüten kişiler bakımından da mesleğin adı yerine hukuki statüye bakılmalıdır. Avukat, doktor, mimar veya başka bir serbest meslek mensubunun yalnız mesleki faaliyet yürütmesi onu otomatik olarak tacir hâline getirmez. Bununla birlikte kişinin ayrıca ticari işletme işletmesi veya başka bir kanuni nedenle tacir sıfatı taşıması farklı sonuç doğurabilir.

İflasa tabi olmanın yalnız aktif olarak ticaret yapılan dönemle sınırlı olmadığı durumlar da vardır. Ticareti terk eden tacir bakımından İcra ve İflas Kanunu özel bir düzenleme içerir.

İİK m.44 uyarınca ticareti terk eden tacirin belirli yükümlülükleri vardır. İİK m.43 ise ticareti terk eden tacirin, kanunda belirtilen süre boyunca iflas yoluyla takip edilebilmesine ilişkin hüküm içerir. Dolayısıyla ticaret sicilinden çıkmak veya işyerini kapatmak, geçmiş ticari faaliyetlerden doğan iflas riskini aynı gün sona erdirmeyebilir.

Bir kişinin ölmesi de bazı durumlarda iflas hukukuyla bağlantıyı hemen koparmaz. İcra ve İflas Kanunu, iflasa tabi bir borçlunun ölümünden sonra terekeye karşı iflas takibi yapılabilmesine ilişkin özel hükümler öngörmektedir. Burada mirasın durumu ve terekenin tasfiye şekli ayrıca önem taşır.

Özel kanunlar da bazı kişi veya kuruluşları iflasa tabi tutabilir. Bu nedenle yalnız Türk Ticaret Kanunu'ndaki klasik tacir tanımına bakılması her dosyada yeterli değildir. Borçlunun faaliyet alanını düzenleyen özel mevzuatın da kontrol edilmesi gerekebilir.

Kamu tüzel kişileri ve kamu hukuku alanındaki bazı kuruluşlar bakımından ise özel statüler söz konusu olabilir. Bir kurumun ekonomik faaliyet yürütmesi, onun otomatik olarak özel hukuk şirketleriyle aynı iflas rejimine tabi olduğu anlamına gelmez.

İflasa tabi olup olmadığı tartışmalı bir kişi hakkında yanlış takip yolunun seçilmesi, alacaklı açısından zaman ve masraf kaybına yol açabilir. Borç miktarının yüksekliği, borçlunun ödeme yapmaması veya malvarlığının yetersizliği, iflasa tabi olma şartının yerine geçmez.

Borçlu açısından da “ben şirket değilim, hakkımda iflas istenemez” şeklinde peşin bir kabul doğru olmayabilir. Gerçek kişiler de tacir sıfatı taşıdıklarında veya kanunun öngördüğü başka bir statü içinde bulunduklarında iflasa tabi olabilirler.

Bu nedenle iflas dosyasında borcun varlığına geçmeden önce borçlunun hukuki kimliği ortaya konulmalıdır. Gerçek kişi mi, tüzel kişi mi; tacir mi, esnaf mı; ticaret şirketi mi; ticareti terk etmiş eski bir tacir mi; yoksa özel kanun gereğince iflasa tabi bir kişi mi? Bu soruların cevabı, iflas yolunun baştan itibaren kullanılabilir olup olmadığını belirler.

İflas hukukunda borçlunun cebinde ne kadar para bulunduğundan önce hukuki statüsü önemlidir. Çünkü ekonomik anlamda ödeme güçlüğü herkesi etkileyebilir; fakat hukuken iflas, yalnız kanunun iflas rejimine dâhil ettiği kişiler bakımından uygulanabilir.