Egemen Hukuk Bürosu
Gerçek kişilerin ve şahıs işletmesi sahiplerinin iflasa tabi olma şartları

Şahıslar İflas Edebilir mi?

“Borçlarımı artık ödeyemiyorum, iflas edebilir miyim?” sorusu özellikle yüksek kredi, kredi kartı, vergi veya ticari borçlarla karşılaşan kişiler tarafından soruluyor. Türkiye'deki iflas sistemi bakımından cevap kişinin yalnız borç miktarına göre verilemez. Gerçek kişiler iflas edebilir; ancak her gerçek kişi iflasa tabi değildir.

Buradaki ilk ayrım “şahıs” ile “tacir” kavramları arasındadır. Bir insanın gerçek kişi olması onun iflas edemeyeceği anlamına gelmez. Gerçek kişi aynı zamanda tacir sıfatına sahipse, kanundaki şartların oluşması hâlinde hakkında iflas kararı verilebilir.

Örneğin kendi adına bir ticari işletme işleten gerçek kişi tacir olabilir. İşletmenin ayrı bir anonim veya limited şirket tüzel kişiliği bulunmuyorsa, ticari faaliyetin sahibi gerçek kişinin kendisidir. Böyle bir yapıda işletme borçları ile gerçek kişinin hukuki kişiliği arasında sermaye şirketlerindeki gibi ayrı bir tüzel kişilik perdesi bulunmaz.

Günlük dilde buna çoğu zaman “şahıs şirketi” veya “şahıs işletmesi” denir. Ancak bu ifade bazen yanlış anlaşılır. Şahıs işletmesi, anonim veya limited şirket gibi sahibinden ayrı bir tüzel kişi değildir. Ticari işletmeyi kendi adına işleten gerçek kişinin tacir sıfatı ve borçlardan sorumluluğu esas alınır.

Dolayısıyla “şirket benim üzerime kayıtlı ama limited şirket değil” denildiğinde, kişinin hukuki statüsünün ayrıca incelenmesi gerekir. Gerçek kişi tacirse iflas hükümleri onun hakkında uygulanabilir.

Buna karşılık maaşlı çalışan bir kişinin 2 milyon TL kredi ve kredi kartı borcunun bulunması, tek başına o kişiyi iflasa tabi hâle getirmez. Borç miktarının büyüklüğü, ödeme güçlüğünün ağırlığı veya hakkında çok sayıda icra dosyası bulunması tacir sıfatının yerine geçmez.

Türkiye'de herkes için uygulanabilen, borçların belirli bir süreç sonunda genel olarak silinmesini sağlayan klasik anlamda bir “bireysel iflas” sistemi bulunmamaktadır. Bu nokta özellikle yabancı ülkelerdeki kişisel iflas uygulamalarıyla Türkiye'deki sistem karşılaştırılırken önemlidir.

Örneğin bazı ülkelerde tüketici borçlarını ödeyemeyen kişiler belirli şartlarla kişisel iflas veya borçtan kurtulma mekanizmalarına başvurabilir. Türk hukukunda ise bir tüketicinin yalnız kredi kartlarını veya ihtiyaç kredilerini ödeyememesi nedeniyle kendisini iflas ettirerek bütün borçlarından kurtulabileceği genel bir sistem mevcut değildir.

İflasa tabi olmayan gerçek kişinin borçları elbette takip edilebilir. Alacaklılar bu kişi hakkında ilamsız veya ilamlı icra takibi başlatabilir, şartları varsa maaşına, banka hesaplarına, aracına, taşınmazına veya diğer haczedilebilir malvarlığı değerlerine yönelebilir.

Yani “iflas edemez” demek “borçlarından dolayı icra takibi yapılamaz” demek değildir. İflas ile haciz yoluyla takip farklı cebri icra yöntemleridir.

Esnaf bakımından da benzer bir ayrım yapılmalıdır. Her dükkân işleten, hizmet sunan veya kendi hesabına çalışan kişi tacir değildir. Türk Ticaret Kanunu'nda tacir ve esnaf arasında hukuki ayrım bulunmaktadır. Faaliyeti esnaf işletmesi sınırları içinde kalan kişi, sırf kendi işini yaptığı için tacir gibi iflasa tabi kabul edilemez.

Vergi mükellefi olmak da tek başına yeterli değildir. Serbest meslek erbabı veya kendi adına gelir elde eden herkes otomatik olarak ticari işletme işleten tacir sayılmaz.

Örneğin bir avukatın, doktorun veya başka bir serbest meslek mensubunun mesleki faaliyeti nedeniyle vergi mükellefi olması, yalnız bu sebeple tacir olduğu ve iflasının istenebileceği anlamına gelmez. Kişinin ayrıca ticari işletme işletmesi veya kanunun onu iflasa tabi tutan başka bir statüye sokması hâlinde değerlendirme değişebilir.

Gerçek kişinin ticaret siciline kayıtlı olması önemli bir göstergedir ancak her uyuşmazlık yalnız sicil kaydına bakılarak çözülemez. Fiilî faaliyet, işletmenin niteliği ve Türk Ticaret Kanunu'nun tacir sayılmaya ilişkin hükümleri birlikte değerlendirilir.

Ticari işletmesini kapatan gerçek kişinin durumu da ayrıca önemlidir. “İşyerimi kapattım, artık tacir değilim ve hakkımda iflas istenemez” düşüncesi her zaman doğru değildir.

İcra ve İflas Kanunu, ticareti terk eden tacirin belirli bir süre daha iflasa tabi olmasını öngörmektedir. Ticareti terk etmenin ilanı ve kanundaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi de bu sistemin bir parçasıdır. Dolayısıyla geçmişte tacir olan gerçek kişinin güncel ve geçmiş statüsü birlikte araştırılmalıdır.

Gerçek kişinin şirket ortağı olması ise farklıdır. Bir kişinin anonim veya limited şirkette pay sahibi olması onu sırf ortaklık nedeniyle şirketin borçları bakımından şahsen iflasa tabi kılmaz. Şirket ayrı tüzel kişidir ve kendi borçlarından kural olarak kendisi sorumludur.

Şirket ortağının ayrıca tacir olup olmadığı veya şirkete ait borç için şahsi kefalet, aval ya da başka bir kişisel sorumluluk üstlenip üstlenmediği ayrı konudur. Kişisel sorumluluğun bulunması ile iflasa tabi olma şartı da birbirinden ayrılmalıdır.

Bir gerçek kişinin kefil olduğu borcu ödememesi, tek başına onu tacir yapmaz. Alacaklı kefalet nedeniyle kişiye karşı takip yapabilse bile iflas yoluna başvurabilmek için kişinin ayrıca iflasa tabi bir hukuki statüde bulunması gerekir.

Kişinin kendi iflasını isteyebildiği durumlar da vardır. İcra ve İflas Kanunu, iflasa tabi borçlunun belirli şartlarda kendi iflasını talep etmesine imkân tanır. Bazı hâllerde ise borçlunun iflas istemesi kanuni bir yükümlülük hâline gelebilir. Ancak bu mekanizma da herkesin borçlarını silebilmek için kullanabileceği genel bir bireysel iflas başvurusu değildir.

Şahısların iflası tartışılırken aslında cevaplanması gereken soru kişinin insan veya tüzel kişi olması değil, iflas hukukunun kapsamına giren bir borçlu olup olmadığıdır. Gerçek kişi tacirse iflas edebilir; yalnız tüketici, çalışan veya tacir niteliği bulunmayan bireysel borçluysa sırf borçlarını ödeyemediği için iflas rejimine girmez.

Bu ayrım, borçlu açısından kullanılabilecek hukuki yolları; alacaklı açısından ise hangi takip yönteminin seçilebileceğini belirler. Bir kişinin borçlarının miktarına bakarak “iflas etmiş” sonucuna varmak yerine önce ticari faaliyeti ve hukuki statüsü belirlenmelidir. Türk hukukunda şahısların iflas edip edemeyeceğinin cevabı, borcun büyüklüğünde değil kişinin iflasa tabi olup olmadığında bulunur.