Şirketin İflası Ne Anlama Gelir?
Bir şirketin ekonomik sıkıntı yaşaması ile hukuken iflas etmesi aynı şey değildir. Şirket maaşları geciktirebilir, tedarikçi borçlarını ödeyemeyebilir, banka kredilerini yapılandırabilir veya hakkında çok sayıda icra takibi bulunabilir. Bunların hiçbiri tek başına şirketin hukuken iflas ettiği anlamına gelmez. Şirketin iflasından söz edebilmek için kanuni sürecin sonunda mahkeme tarafından iflas kararı verilmiş olması gerekir.
İflas kararıyla birlikte şirketin ekonomik ve hukuki yaşamında önemli bir değişiklik meydana gelir. Artık mesele yalnız belirli bir borcun tahsil edilmesi değildir. Şirketin haczedilebilir malvarlığı, bütün alacaklıları ilgilendiren toplu bir tasfiye sistemine girer.
Şirket hakkında iflasın açılmasıyla birlikte haczi mümkün mal ve haklar kural olarak iflas masasını oluşturur. Şirketin taşınmazları, araçları, makineleri, stokları, banka hesapları, üçüncü kişilerden olan alacakları, marka veya diğer ekonomik değer taşıyan hakları şartlarına göre masanın kapsamına girebilir.
Bu aşamadan sonra şirket yönetimi malvarlığı üzerinde eskisi gibi serbestçe tasarruf edemez. İflas masasındaki mallar bakımından tasfiye düzeni devreye girer. Amaç, şirket malvarlığının bazı alacaklılara veya üçüncü kişilere aktarılması değil, kanunun öngördüğü usulle bütün alacaklılar bakımından değerlendirilmesidir.
İflas kararının verilmesi, şirketin o anda ticaret sicilinden silindiği anlamına gelmez. İflas ile tüzel kişiliğin sona ermesi aynı an değildir. Şirket tasfiye sürecinde hukuki varlığını belirli ölçüde sürdürür; tüzel kişiliğin sona ermesi ve sicilden terkin farklı aşamalara bağlıdır.
Bu ayrım özellikle şirketten alacağı bulunan kişiler açısından önemlidir. “Şirket iflas etti, artık ortada şirket yok” düşüncesi doğru değildir. Alacaklının yapması gereken, alacağını iflas tasfiyesi içinde ileri sürmektir.
İflasın açılmasıyla daha önce şirket hakkında başlatılmış bireysel icra takiplerinin durumu da değişir. İcra ve İflas Kanunu, iflasın açılmasıyla kural olarak takiplerin durmasını, iflas kararının kesinleşmesiyle takiplerin düşmesini öngören bir sistem kurmuştur. Kanundaki istisnalar ayrıca saklıdır.
Bu yapı, bir alacaklının şirketin belirli malını diğer bütün alacaklılardan önce haczedip tahsil etmesine dayanan bireysel takip anlayışının yerini toplu tasfiyeye bırakmasının sonucudur.
Şirketten alacağı bulunan kişinin iflas kararından sonra pasif biçimde beklemesi de doğru değildir. İflas ilanları takip edilmeli ve alacağın iflas masasına kaydı için gerekli işlemler yapılmalıdır.
Alacağın masaya yazdırılması, alacaklının tasfiye sonucunda yapılacak dağıtıma katılabilmesi bakımından önem taşır. İflas idaresi bildirilen alacakları değerlendirir ve sıra cetveli oluşturulur. Alacağın kabul edilmemesi veya istenen sırada gösterilmemesi hâlinde kanunun öngördüğü hukuki yollar gündeme gelebilir.
İflas masasındaki para bütün alacakları karşılamaya yetmiyorsa, alacaklıların hangi sırayla ödeme alacağı önem kazanır. Rehinli alacaklar, kanunun imtiyaz tanıdığı bazı alacaklar ve adi alacaklar aynı hukuki konumda değildir.
Şirket çalışanlarının durumu da iflasın önemli sonuçlarından biridir. İşçilerin ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya diğer işçilik alacakları bulunabilir. Bu alacakların iflas masasındaki hukuki konumu, İcra ve İflas Kanunu'ndaki sıra ve imtiyaz hükümleri ile iş hukuku düzenlemeleri çerçevesinde değerlendirilir.
İflasın şirket ortaklarına etkisi ise şirket türüne göre ayrılmalıdır. Özellikle anonim ve limited şirketlerde şirket tüzel kişiliği ile ortakların kişiliği birbirinden ayrıdır. Şirketin iflas etmesi, ortakların da otomatik olarak şahsen iflas ettiği anlamına gelmez.
Benzer şekilde şirketin borcunun tamamı sırf şirket iflas ettiği için doğrudan ortağın kişisel borcuna dönüşmez. Ortağın sermaye borcu, kişisel kefaleti, aval vermesi, kamu borçlarından doğabilecek özel sorumlulukları veya başka bir hukuki yükümlülüğü varsa bunlar kendi dayanaklarına göre değerlendirilir.
Şirket yöneticileri bakımından da iflas, her şirket borcundan otomatik kişisel sorumluluk doğuran bir mekanizma değildir. Yönetim kurulu üyelerinin, müdürlerin veya diğer yöneticilerin sorumluluğu; görev ihlali, özel kanun hükümleri, kamu borçları veya başka bir hukuki sebep varsa ayrıca gündeme gelebilir.
Özellikle sermaye şirketlerinde borca batıklık konusu iflas hukukuyla yakından bağlantılıdır. Şirket aktiflerinin borçlarını karşılamaya yetmemesi belirli koşullarda yönetim organları açısından kanuni yükümlülükler doğurabilir. Türk Ticaret Kanunu'ndaki sermaye kaybı ve borca batıklık hükümleri bu aşamada önem taşır.
Ancak şirketin bilançosunda zarar görünmesi ile hukuki anlamda borca batıklık da aynı kavram değildir. Şirketin finansal durumunun ilgili muhasebe ve hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
İflas kararından sonra şirketin faaliyetlerinin mutlaka aynı gün fiziksel olarak tamamen duracağı da söylenemez. Tasfiyenin gerektirdiği ölçüde işletmenin devamı, malların değerinin korunması veya daha uygun koşullarda paraya çevrilmesi gibi meseleler iflas organlarının kararları çerçevesinde gündeme gelebilir.
Devam eden sözleşmelerin durumu da tek bir kurala bağlanamaz. Kira, tedarik, hizmet, finansman, iş ve diğer sözleşmelerin iflastan nasıl etkileneceği sözleşmenin niteliğine ve ilgili özel hükümlere göre incelenir.
Şirket müşterilerinin önceden ödediği ancak henüz teslim almadığı mal veya hizmetler de sorun yaratabilir. Müşterinin mal üzerinde ayni bir hakkı bulunup bulunmadığı veya yalnız para alacaklısı konumunda olduğu, iflas masasındaki hakkının niteliğini doğrudan etkileyebilir.
İflas kararı şirketin bütün borçlarını sihirli biçimde silmez. Şirketin malvarlığı tasfiye edilir, alacaklıların talepleri incelenir ve mevcut kaynaklar kanundaki sıra içinde dağıtılır. Tasfiye tamamlandığında şirketin hukuki geleceği de ilgili şirketler hukuku hükümlerine göre şekillenir.
Şirket iflası bu nedenle yalnız “şirket borçlarını ödeyemedi” cümlesinden ibaret değildir. Mahkemenin iflas kararıyla birlikte şirket malvarlığının yönetim biçimi, alacaklıların tahsil yöntemi, devam eden takipler, çalışanların hakları ve şirket organlarının hareket alanı aynı anda değişir.
Bir şirket hakkında iflas kararı verildiğini öğrenen alacaklı için asıl soru artık “şirketin hangi malına haciz koyabilirim?” değildir. Bundan sonra alacağın iflas masasında hangi hukuki konumda bulunduğu ve tasfiyeden hangi sırayla pay alınabileceği belirleyici hâle gelir.