Egemen Hukuk Bürosu
İflas ödeme emrinin tebliği, ödeme ve itiraz süresi

İflas Ödeme Emri Nedir?

Bir şirketin merkezine veya bir tacirin adresine icra dairesinden gelen ve üzerinde “iflas yolu ile adi takipte ödeme emri” yazan belge, sıradan bir ödeme talebi değildir. Belgenin alınması şirketin iflas ettiği anlamına gelmez; fakat süresi içinde değerlendirilmemesi hâlinde alacaklının ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını istemesine kadar ilerleyebilecek bir sürecin önemli aşamasıdır.

İflas ödeme emri, iflasa tabi bir borçlu hakkında başlatılan takip üzerine icra dairesi tarafından gönderilir. Belgede alacaklının kimliği, talep edilen alacak, takip bilgileri ve borçlunun hangi süre içinde ödeme veya itirazda bulunabileceğine ilişkin ihtarlar yer alır.

Genel iflas yolunda borçluya tanınan temel süre yedi gündür. Bu süre ödeme emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle işlemeye başlar. Borçlu bu süre içinde borcu ve takip giderlerini ödeyebilir veya takibe karşı itirazlarını ileri sürebilir.

Burada ilk yapılması gereken, şirket muhasebesine “bir icra evrakı geldi” denilerek belgenin dosyaya kaldırılması değildir. Tebliğ tarihi derhâl tespit edilmeli ve ödeme emrinin hangi takip yoluna ait olduğu okunmalıdır. Çünkü haciz yoluyla takipteki ödeme emri ile iflas ödeme emri aynı sonuçları doğurmaz.

Borç gerçekten mevcutsa ve miktar konusunda uyuşmazlık yoksa ödeme seçeneği değerlendirilebilir. Ödeme yapılacaksa yalnız ana para değil, takip tarihine kadar ve takip sonrasında doğan faiz, takip giderleri ve diğer fer'iler de dikkate alınmalıdır. Eksik ödeme, takip riskini tamamen ortadan kaldırmayabilir.

Borçlu alacağın tamamına veya bir kısmına itiraz ediyorsa bu itirazın da yedi günlük süre içinde yapılması gerekir. Borcun daha önce ödendiği, hiç doğmadığı, istenen miktarın yanlış olduğu veya zamanaşımı gibi bir savunmanın bulunduğu ileri sürülebilir.

Borçlunun “alacaklı zaten dava açsın, mahkemede anlatırım” düşüncesiyle ödeme emrini cevapsız bırakması önemli sonuç doğurabilir. İflas ödeme emrine süresinde itiraz edilmemesi, takip aşamasındaki savunma imkânlarını etkiler ve alacaklının iflas talebini mahkemeye taşımasının önünü açabilir.

Bununla birlikte ödeme emrine itiraz edilmemesi, borçlunun yedinci günün sonunda otomatik olarak iflas ettiği anlamına gelmez. İflas kararını icra dairesi veremez. Borçlu ancak görevli asliye ticaret mahkemesinin iflas kararıyla müflis olur.

Borçlu süresinde itiraz etmişse de süreç tamamen sona ermez. Alacaklı, kanunda öngörülen şartları yerine getirerek ticaret mahkemesinden borçlunun itirazının kaldırılmasını ve iflasına karar verilmesini isteyebilir.

Bu aşama ilamsız haciz takibindeki klasik itirazın kaldırılması sistemiyle karıştırılmamalıdır. İflas talebinde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir ve mahkemenin alacağın varlığına ilişkin incelemesi iflas hukukunun kendine özgü kuralları içinde yapılır.

Ödeme emrindeki borç miktarının şirket kayıtlarıyla karşılaştırılması özellikle önemlidir. Fatura, cari hesap, kredi sözleşmesi, teslim belgesi, mutabakat, banka dekontları ve daha önce yapılan ödemeler birlikte incelenmelidir. Bir muhasebe kaydının bulunması veya bulunmaması tek başına her zaman uyuşmazlığı çözmez; borcun hukuki dayanağı da araştırılmalıdır.

Kısmi ödeme yapılmışsa bunun takipte dikkate alınıp alınmadığı kontrol edilmelidir. Örneğin alacaklı 1.000.000 TL üzerinden takip başlatmış ancak borçlu daha önce 300.000 TL ödeme yapmışsa, ödeme tarihinin ve ödemenin hangi borca ilişkin olduğunun belgelenmesi gerekir.

İflas ödeme emrinin yanlış tüzel kişiye gönderildiği durumlar da olabilir. Aynı şirketler grubunda benzer unvanlı birden fazla şirket bulunması, şube-merkez ilişkileri veya ticari ilişkinin başka bir şirketle kurulmuş olması taraf uyuşmazlığı yaratabilir. Ödeme emrinde yazılı ticaret unvanı ve vergi/ticaret sicili bilgileri bu nedenle dikkatle kontrol edilmelidir.

Şirketin adres değişikliği yapmış olması da tebligat bakımından ayrıca değerlendirilir. Tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda ticaret sicilindeki adres ve Tebligat Kanunu'nun özel hükümleri önem taşıyabilir. “Bu evrakı şirket müdürü bizzat teslim almadı” denilmesi tek başına tebligatın geçersiz olduğunu göstermez.

Tebligatın usulsüz olduğu düşünülüyorsa da belge görmezden gelinmemelidir. Usulsüz tebligatın hukuki sonuçları ve öğrenme tarihi ayrıca değerlendirilerek gerekli başvurular gecikmeden yapılmalıdır.

İflas ödeme emri alan şirketin ödeme gücünün bulunup bulunmaması ile borca itiraz hakkı da birbirinden farklıdır. Mali durumu güçlü bir şirket haksız olduğunu düşündüğü alacağa itiraz edebilir. Ekonomik sıkıntı içindeki şirket ise gerçek ve tartışmasız bir borçla karşı karşıya olabilir.

Takibin iflas yoluyla yapılması, alacaklının şirketin kesin olarak borca batık olduğunu ispatladığı anlamına da gelmez. Takipli iflas sisteminde belirli bir para alacağının ödenmemesi üzerinden süreç başlayabilir. Borca batıklık ise özellikle sermaye şirketleri bakımından başka hukuki sonuçları bulunan ayrı bir kavramdır.

Alacaklı açısından ödeme emrinin tebliğ edilmesi de sürecin sonu değildir. Borç ödenmezse iflas talebinin mahkemeye götürülmesi için kanunun öngördüğü sürelerin takip edilmesi gerekir. İcra dosyasının açılmış olması alacaklıya süresiz biçimde iflas isteme hakkı vermez.

Mahkeme aşamasında iflas talebinin ilanı, borcun ve fer'ilerinin belirlenmesi ve şartları oluştuğunda depo kararı gibi iflas hukukuna özgü aşamalar gündeme gelebilir. Borçlunun mahkeme aşamasına gelindiğinde hâlâ ödeme yaparak iflas kararını önleyebileceği durumlar bulunabilir.

İflas ödeme emrinin önemi, üzerinde “icra” yazmasından çok iflas tehdidi taşıyan bir takip aşamasının resmi bildirimi olmasından kaynaklanır. Özellikle şirketlerde belgenin muhasebe, finans ve hukuk birimleri arasında günlerce dolaşması yedi günlük sürenin kaybedilmesine yol açabilir.

Bu sebeple belge şirkete ulaştığı anda üç konu belirlenmelidir: tebliğin tarihi, talep edilen borcun gerçekten mevcut olup olmadığı ve takibe karşı hangi hukuki işlemin süresi içinde yapılacağı. İflas ödeme emri şirketi kendiliğinden iflas ettirmez; fakat cevapsız bırakılması, sıradan bir tahsil uyuşmazlığını şirketin hukuki varlığını etkileyebilecek bir iflas davasına taşıyabilir.