Şirket Borcunu Ödemezse Alacaklı İflasını İsteyebilir mi?
Bir şirketten alacağı bulunan kişinin karşısındaki şirket ödeme yapmadığında akla gelen ilk yol genellikle icra takibidir. Ancak borçlu şirket iflasa tabi ise alacaklı açısından başka bir seçenek de bulunabilir: şirketin iflasını istemek. Bununla birlikte tek bir faturanın vadesinde ödenmemesi, alacaklıya hiçbir işlem yapmadan doğrudan mahkemeye gidip şirketi iflas ettirme imkânı vermez.
Anonim ve limited şirketler gibi ticaret şirketleri tacir sıfatına sahiptir ve kural olarak iflasa tabidir. Dolayısıyla bu şirketlerden para alacağı bulunan alacaklı, kanuni şartlar mevcutsa haciz yoluyla takip yerine iflas yolunu tercih edebilir.
Buradaki önemli nokta, şirketin “ekonomik olarak batmış” olduğunun her takipli iflas dosyasında ayrıca başlangıç şartı olmamasıdır. Bir şirket faaliyetini sürdürüyor, çalışanlarının maaşlarını ödüyor ve başka borçlarını düzenli biçimde yerine getiriyor olsa bile belirli bir alacaklıya olan muaccel para borcunu ödememesi iflas yoluyla takibin gündeme gelmesine engel değildir.
Bu yönüyle takipli iflas ile borca batıklık nedeniyle iflas birbirinden ayrılır. Alacaklının genel iflas yoluna başvurabilmesi için her durumda şirket bilançosunun pasifinin aktifinden fazla olduğunu kanıtlaması gerekmez. Takibin dayandığı para alacağı ve kanunun aradığı usul şartları esas alınır.
Alacaklının elinde mutlaka mahkeme kararı bulunması da her durumda gerekli değildir. Fatura, sözleşme, cari hesap veya başka bir hukuki ilişkiden doğan para alacağı şartları varsa iflas yoluyla takibe konu olabilir. Ancak alacağın tartışmalı olması, şirketin borca itiraz etmesine ve uyuşmazlığın mahkeme aşamasında incelenmesine yol açabilir.
Örneğin bir tedarikçi, teslim ettiği mallar karşılığında 1.500.000 TL alacağını tahsil edemiyorsa borçlu şirket hakkında iflas yoluyla takip seçeneğini değerlendirebilir. Şirket ise malların ayıplı olduğunu, bir kısmının iade edildiğini veya faturanın gerçek borç miktarını yansıtmadığını ileri sürebilir. Bu durumda yalnız faturanın düzenlenmiş olması şirketin mutlaka iflas edeceği anlamına gelmez.
Takipli iflas yolunda süreç icra dairesinde başlar. Borçlu şirkete iflas ödeme emri gönderilir. Genel iflas yolunda şirket, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcu ödeyebilir veya takibe itiraz edebilir.
Şirket ödeme emrine itiraz ederse alacaklı açısından dosya kendiliğinden iflas kararıyla sonuçlanmaz. Alacaklının kanunda öngörülen usule uygun biçimde asliye ticaret mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasıyla birlikte şirketin iflasını istemesi gerekir.
Şirket itiraz etmez ancak borcu da ödemezse de iflas otomatik değildir. İflasa yalnız mahkeme karar verebilir. İcra dairesindeki takip, mahkeme önündeki iflas talebine ulaşan sürecin ilk bölümünü oluşturur.
Alacaklının iflas talebini süresiz biçimde bekletebileceği düşünülmemelidir. İcra ve İflas Kanunu, ödeme emrinin tebliğinden sonra iflas talebinin ileri sürülmesi bakımından süre öngörmektedir. İflas yolunu seçen alacaklının yalnız borcun zamanaşımını değil, iflas hukukuna özgü takip sürelerini de izlemesi gerekir.
Bazı özel durumlarda ise alacaklı önce iflas takibi yapmadan doğrudan doğruya iflas isteyebilir. Kanunda sayılan doğrudan iflas sebeplerinin bulunması hâlinde talep doğrudan mahkemeye götürülebilir. Fakat şirketin yalnız bir borcu ödememiş olması, tek başına bütün doğrudan iflas sebeplerinin oluştuğu anlamına gelmez.
Şirketin mallarını alacaklılardan kaçırmaya yönelik davranışları, ödemelerini tatil etmesi veya kanunda ayrıca düzenlenen diğer bazı hâller doğrudan iflas bakımından önem taşıyabilir. Her olayın ilgili kanuni sebebe uyup uymadığı ayrıca incelenmelidir.
Alacaklı açısından “haciz mi, iflas mı?” tercihi de önemlidir. İflas yolu daha ağır sonuç doğurduğu için mutlaka daha hızlı veya daha fazla tahsilat sağlayacağı varsayılamaz.
Haciz takibinde alacaklı, borçlunun belirli malvarlığı değerlerine yönelerek kendi alacağını tahsil etmeye çalışır. İflas kararı verilirse şirketin haczedilebilir malvarlığı iflas masasını oluşturur ve diğer alacaklılar da tasfiyeye katılır. Şirketin varlıkları bütün borçları karşılamıyorsa davayı açan alacaklı alacağının yalnız belirli bir kısmını tahsil edebilir.
Örneğin şirketin 10 milyon TL değerinde tasfiyeye konu malvarlığı, buna karşılık 30 milyon TL'yi aşan borcu bulunuyorsa iflas isteyen alacaklının kendi alacağının tamamını elde edeceği garanti değildir. Rehinler ve kanuni imtiyazlar da dağıtım sonucunu etkileyebilir.
Alacak rehinle güvence altına alınmışsa takip yolu ayrıca değerlendirilmelidir. İcra ve İflas Kanunu'ndaki önce rehne başvurma kuralı nedeniyle rehinli alacaklının doğrudan genel haciz veya iflas yoluna yönelmesi her durumda mümkün değildir. Kanundaki istisnalar saklıdır.
Şirketin ödeme emrinden veya dava açıldıktan sonra borcu ödemek istemesi de mümkündür. Takipli iflas yargılamasında mahkemenin belirlediği borç ve fer'ilerinin depo edilmesi, iflas kararının önlenmesi bakımından önem taşır. Bu sebeple iflas davasının açılmış olması şirketin artık ödeme yaparak süreci etkileyemeyeceği anlamına gelmez.
Alacaklının iflas yoluna yalnız şirket üzerinde baskı oluşturmak amacıyla başvurması da doğru bir yaklaşım değildir. İflas, sonuçları yalnız iki tarafı değil şirketin çalışanlarını, diğer alacaklılarını, ticari ortaklarını ve bütün malvarlığını etkileyebilen kolektif bir cebri icra kurumudur.
Şirket açısından ise “bizim başka borcumuz yok” veya “şirket kâr ediyor” savunması tek başına iflas ödeme emrini önemsiz hâle getirmez. Takipli iflasın dayandığı alacak gerçekten mevcut ve ödenmemişse, şirketin genel ekonomik durumunun iyi olması her aşamada tek başına yeterli savunma oluşturmaz.
Tersinden bakıldığında, şirketin ciddi mali sıkıntı içinde bulunması da alacaklının her koşulda iflas kararı alacağı anlamına gelmez. Alacağın gerçekten mevcut olması, doğru borçluya yönelinmesi, takip ve dava şartlarının yerine getirilmesi gerekir.
Şirket borcunu ödemediğinde alacaklının iflas yolunu değerlendirebilmesi için üç mesele birlikte ele alınmalıdır: borçlu şirketin iflasa tabi olması, alacağın iflas takibine elverişli bulunması ve seçilen iflas yolunun kanuni usulünün eksiksiz işletilmesi. Şirketin borcunu ödememesi süreci başlatabilir; şirketin gerçekten iflas etmesi ise ancak bu sürecin sonunda mahkemenin vereceği kararla mümkün olur.