Egemen Hukuk Bürosu
Şirket aktiflerinin borçlarını karşılamaması ve borca batıklık bilançosu

Borca Batıklık Nedir?

Bir şirketin banka hesabında para bulunmaması, birkaç aylık borcunu ödeyememesi veya bilançosunda zarar görünmesi sıkça “şirket borca batık” şeklinde ifade edilir. Hukuken ise borca batıklık çok daha belirli bir mali durumu anlatır. Temel olarak şirketin varlıklarının, borçlarını karşılamaya yetmemesi söz konusudur.

Borca batıklık özellikle anonim ve limited şirketler bakımından önemlidir. Çünkü bu durum yalnız şirketin finansal performansına ilişkin bir gösterge değildir; Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde yönetim organı açısından ciddi hukuki yükümlülükler ve şartları oluştuğunda iflas süreci doğurabilir.

Öncelikle zarar etmek ile borca batık olmak ayrılmalıdır. Bir şirket bir faaliyet dönemini zararla kapatabilir ancak güçlü bir malvarlığına sahip olabilir. Örneğin şirket o yıl 5 milyon TL zarar etmiş olsa bile taşınmazları, makineleri, nakit varlıkları ve tahsil edilebilir alacakları toplam borçlarını karşılayabiliyorsa yalnız dönem zararı nedeniyle borca batık olduğu söylenemez.

Tersi de mümkündür. Şirket günlük faaliyetlerini bir süre daha sürdürüyor, çalışanlarının maaşlarını ödüyor ve bazı borçlarını karşılıyor olabilir; buna rağmen gerçek malvarlığı değerleri toplam borçlarını karşılamıyorsa borca batıklık gündeme gelebilir.

Ödeme güçlüğü ile borca batıklık da aynı kavram değildir. Ödeme güçlüğü daha çok şirketin vadesi gelen borçları karşılayacak likiditeye sahip olup olmadığıyla ilgilidir. Borca batıklık ise şirketin malvarlığı ile toplam yükümlülükleri arasındaki yapısal ilişkiye bakar.

Örneğin önemli değerde bir taşınmazı bulunan şirketin kasasında yeterli nakit olmayabilir. Şirket kısa vadeli borçlarını ödemekte zorlanmasına rağmen toplam malvarlığı borçlarından fazla olabilir. Böyle bir durumda likidite sorunu vardır; fakat sırf bu sebeple borca batıklık sonucuna varılamaz.

Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesi, anonim şirketlerde sermayenin kaybı ve borca batıklık şüphesi bakımından yönetim kuruluna özel görevler yükler. Borca batıklığı düşündüren işaretlerin bulunması hâlinde yönetim kurulunun şirketin mali durumunu kanunun öngördüğü esaslarla değerlendirmesi gerekir.

Bu değerlendirmede günlük muhasebe bilançosuna bakılıp karar verilmesi yeterli değildir. Kanun, şirket varlıklarının hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden değerlendirildiği bilançoların hazırlanmasını öngören bir sistem kurmuştur.

Borca batıklık incelemesinin amacı, kâğıt üzerinde görünen sermaye rakamından çok şirketin gerçek ekonomik durumunu ortaya çıkarmaktır. Özellikle taşınmazların, iştiraklerin, stokların, makinelerin ve tahsil edilecek alacakların hangi değer üzerinden hesaba katılacağı sonucu önemli ölçüde değiştirebilir.

Şirketin bilançosunda 20 milyon TL değerle görünen bir taşınmazın gerçek ekonomik değerinin 50 milyon TL olması ile tersine bilançoda yüksek değer taşıyan bir alacağın fiilen tahsil edilemez hâle gelmesi aynı sonucu doğurmaz. Borca batıklık hesabının yalnız muhasebe kayıtlarının yüzeysel karşılaştırılmasıyla yapılmamasının sebebi budur.

Şirketin borç tarafında da yalnız banka kredileri bulunmaz. Ticari borçlar, vergi ve kamu yükümlülükleri, işçilik alacakları, sözleşmelerden doğan borçlar ve şirketin diğer yükümlülükleri hukuki niteliklerine göre değerlendirmeye dâhil olabilir.

Borca batıklığın tespit edilmesi yönetim organı açısından “bir süre daha bekleyelim, belki işler düzelir” denilebilecek sıradan bir yönetim tercihi değildir. Kanundaki şartlar oluştuğunda şirket merkezinin bulunduğu yerdeki yetkili mahkemeye bildirim ve şirketin iflasının istenmesi gündeme gelir.

Ancak borca batıklığın ortaya çıkması her durumda kaçınılmaz olarak şirketin iflasıyla sonuçlanmak zorunda değildir. Türk Ticaret Kanunu, belirli şartlarda şirket alacaklılarından bazılarının alacaklarını diğer alacaklıların sırasından sonraya koymayı kabul etmelerinin borca batıklık değerlendirmesinde etkili olabileceğini düzenler. Bu mekanizmanın geçerliliği ve yeterliliği kanundaki şartlara göre incelenir.

Şirketin mali durumunun iyileştirilmesi amacıyla sermaye artırımı, ortakların finansman sağlaması, borç yapılandırması veya başka ekonomik tedbirler de gündeme gelebilir. Fakat alınması planlanan tedbirlerin varlığı, kanunun yönetim organına yüklediği görevlerin süresiz ertelenmesini sağlamaz.

Borca batıklık şüphesinin özellikle şirket yöneticileri tarafından ciddiye alınması gerekir. Çünkü yönetim kurulunun veya limited şirkette müdürlerin şirketin mali durumunu izleme ve kanunun emrettiği hâllerde gerekli işlemleri yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Limited şirketlerde de borca batıklık hükümleri önem taşır. Türk Ticaret Kanunu, limited şirketler bakımından anonim şirketlere ilişkin sermaye kaybı ve borca batıklık düzenlemelerine atıf yapan bir sistem benimsemiştir. Bu nedenle konu yalnız anonim şirket yönetim kurullarının sorunu değildir.

Şirket ortaklarının ise borca batıklık ortaya çıktığı anda otomatik olarak şirketin bütün borçlarından kişisel malvarlıklarıyla sorumlu hâle geldiği söylenemez. Özellikle sermaye şirketlerinde şirket tüzel kişiliği ile ortakların kişiliği ayrıdır. Ortakların sermaye taahhütleri, kişisel teminatları ve özel kanunlardan kaynaklanan sorumlulukları ayrıca değerlendirilir.

Borca batıklık ile iflas kararı da aynı şey değildir. Borca batıklık mali ve hukuki bir durumdur; iflas ise mahkeme kararıyla açılan hukuki süreçtir. Bir şirketin borca batık olduğunun anlaşılması, ilgili organları harekete geçirebilir ve mahkemeye başvuruyu gerektirebilir; fakat şirket mahkemenin iflas kararı olmadan sırf bilançosundaki durum nedeniyle kendiliğinden müflis hâle gelmez.

Borca batıklık incelemesi konkordato bakımından da önem taşıyabilir. Mali güçlük içindeki bir şirketin yeniden yapılandırılması, borçlarının vadeye bağlanması veya belirli oranda ödenmesi için konkordato imkânları değerlendirilebilir. Hangi yolun uygulanabileceği şirketin mali yapısına ve kanuni şartlara göre belirlenir.

Alacaklı açısından bakıldığında da borca batıklık, şirketten alacağın tahsil edilemeyeceğinin kesin kanıtı değildir. Şirketin varlık yapısı, alacakların sırası, rehinler ve uygulanacak iflas veya konkordato süreci tahsil oranını etkileyebilir.

Şirket yöneticileri açısından ise erken tespit büyük önem taşır. Borca batıklık çoğu zaman tek bir günde ortaya çıkan bir tablo değildir; özkaynakların erimesi, sürekli zarar, ağır borç yükü, tahsilat sorunları ve varlık değerlerindeki düşüş gibi işaretler zaman içinde belirginleşebilir.

Bu işaretler ortaya çıktığında mesele yalnız “şirketin kasasında ne kadar para var?” sorusuyla çözülemez. Şirketin bütün varlıkları ile bütün yükümlülüklerinin gerçekçi değerlerle karşılaştırılması gerekir. Borca batıklığın hukuki ağırlığı da buradan gelir: mesele geçici bir nakit sıkışıklığı değil, şirket malvarlığının borçlarını karşılayıp karşılamadığıdır.