İflas Kararı Verilince İcra Takipleri Ne Olur?
Bir şirket hakkında onlarca farklı icra dosyası yürürken mahkemenin şirketin iflasına karar verdiğini düşünelim. Bir alacaklı banka hesabını haczetmiş, başka bir alacaklı araçların satışını istemiş, bir başkası henüz ödeme emri göndermiş olabilir. İflas kararı, bu alacaklıların birbirinden bağımsız biçimde şirket malvarlığına yönelmesini temelinden değiştirir. Çünkü iflasla birlikte bireysel tahsil mantığından toplu tasfiye sistemine geçilir.
İcra ve İflas Kanunu'nun temel yaklaşımına göre borçlunun iflasının açılmasıyla birlikte müflis aleyhindeki takipler durur. İflas kararının kesinleşmesiyle de kanunda belirtilen istisnalar dışında bu takipler düşer.
“Durma” ile “düşme” aynı şey değildir. İflas açıldığı anda devam eden takibin durması, dosyada borçluya karşı takip işlemlerinin ilerletilememesi anlamına gelir. İflas kararının kesinleşmesiyle ortaya çıkan düşme ise bireysel takibin artık kendi başına devam ettirilememesi sonucunu doğurur.
Bu sistemin sebebi alacaklılar arasındaki dengeyi korumaktır. İflas kararından sonra bazı alacaklıların daha hızlı davranarak şirketin banka hesabını, araçlarını veya makinelerini tek başına paraya çevirmeye devam etmesi, diğer alacaklıların toplu tasfiyeden alabilecekleri payı azaltabilir.
İflas açıldıktan sonra şirketin haczedilebilir mal ve hakları iflas masasını oluşturur. Alacaklıların büyük bölümü bundan sonra taleplerini bireysel icra dosyaları üzerinden değil, iflas tasfiyesi içinde ileri sürer.
Bu noktada daha önce haciz koydurmuş olmak önemli bir soruyu ortaya çıkarır: “Ben diğer alacaklılardan önce haciz koydurdum; mal artık benim sayılmaz mı?” Haciz, alacaklıya haczedilen malın mülkiyetini vermez. Borçlu malın maliki olmaya devam eder ve iflas hukukunun hacizler üzerindeki özel hükümleri devreye girer.
İflastan önce konulmuş her haczin, alacaklıya iflas masasından bağımsız biçimde satış ve tahsil hakkı verdiği söylenemez. Haczin tarihi, satış ve tahsilat aşaması, paranın icra veznesine girip girmediği ve ilgili özel hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin bir aracın haczedilmiş fakat henüz satılmamış olması ile aracın iflastan önce satılıp bedelinin icra dosyasına yatırılmış olması aynı hukuki tabloyu oluşturmayabilir. İflas tarihi bu nedenle dosyadaki diğer tarihlerle birlikte okunmalıdır.
İflas kararının tarih ve saatinin kararda gösterilmesinin önemi de burada ortaya çıkar. Hangi işlemin iflastan önce, hangisinin iflasın açılmasından sonra gerçekleştiğinin belirlenmesi bazı durumlarda hukuki sonucu doğrudan etkileyebilir.
İflasın bireysel takipleri durdurması, bütün alacakların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Alacak devam eder; değişen, tahsil yöntemidir. Alacaklı iflas tasfiyesi kapsamında alacağını masaya kaydettirmek ve kanunun öngördüğü süreç içinde hakkını takip etmek durumunda kalabilir.
Alacaklının daha önce icra takibi başlatmış olması, alacağının iflas masasında otomatik olarak kabul edileceği anlamına da gelmez. İflas idaresi veya ilgili iflas organları alacağın niteliğini ve dayanaklarını inceleyebilir. Gerektiğinde sıra cetveli uyuşmazlıkları ortaya çıkabilir.
Rehinli alacaklar bakımından ise özel hükümler vardır. İflas, rehinle güvence altına alınmış alacakların durumunu diğer adi alacaklarla tamamen aynı hâle getirmez. Rehinli mal ve rehin hakkı, iflas hukukunun bu alacaklara ilişkin özel düzenlemeleri çerçevesinde ele alınır.
Bu yüzden “iflas kararı verildi, bütün takipler istisnasız kapandı” cümlesi fazla geneldir. Kanunda iflasın takipler üzerindeki etkisine ilişkin istisnalar bulunur ve özellikle rehinli alacaklarda takip ile paraya çevirme rejimi ayrıca incelenmelidir.
İflastan sonra müflise karşı yeni takip başlatılması bakımından da genel sınırlama vardır. Alacaklıların, iflas masasından karşılanması gereken alacaklar için birbirinden bağımsız yeni haciz takipleri başlatarak toplu tasfiyeyi etkisiz hâle getirmelerine izin verilmez.
Ancak her talep “iflas alacağı” niteliğinde değildir. İflasın açılmasından sonra masanın işlemleri nedeniyle doğan borçlar ile iflastan önce doğmuş şirket borçları aynı hukuki kategoriye girmeyebilir. Bir alacağın iflas alacağı mı yoksa masa borcu mu olduğu, tahsil usulünü ve sırasını etkileyebilir.
İflas kararı kira ilişkilerini, işçi alacaklarını, vergi alacaklarını ve devam eden sözleşmeleri de etkileyebilir; fakat bunların her biri kendi özel hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. İflas kararının varlığı bütün hukuki ilişkileri tek bir kuralla sona erdirmez.
Alacaklının elinde kesinleşmiş mahkeme kararı bulunması da toplu tasfiye sistemini tamamen devre dışı bırakmaz. İlamlı icra takibi başlatılmış olsa dahi borçlunun iflası, takibin devam edip edemeyeceği konusunda iflas hükümlerinin uygulanmasını gündeme getirir.
Benzer şekilde kambiyo senedine dayanan alacaklı da elinde çek veya bono bulunmasının iflasın etkilerini tamamen bertaraf ettiğini varsaymamalıdır. Senedin sağladığı takip imkânları ile iflasın toplu tasfiye hükümleri birlikte değerlendirilir.
Borçlu şirket açısından ise iflas kararı verilmesinden sonra “hangi icra dosyasını önce ödeyelim?” yaklaşımı artık önceki anlamını büyük ölçüde kaybeder. Şirketin haczedilebilir malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlandığı için ödemelerin ve malvarlığı işlemlerinin iflas hükümlerine uygun olması gerekir.
İcra dosyasında iflastan önce para tahsil edilmiş fakat henüz alacaklıya ödenmemişse de yalnız “para icra dairesine girdi, artık iflastan etkilenmez” şeklinde otomatik bir sonuca varılmamalıdır. Tahsilatın hangi aşamada olduğu ve paranın hukuki statüsü ayrıca incelenmelidir.
Alacaklı bakımından en önemli pratik adımlardan biri, iflas kararını öğrendiğinde yalnız mevcut icra dosyasını takip etmeye devam etmek yerine iflas tasfiyesini de takip etmeye başlamaktır. Alacağın masaya bildirilmesi, ilanların izlenmesi ve sıra cetvelinin kontrol edilmesi tahsil hakkının korunması açısından önem taşır.
İflas kararı, şirketin borçlarını silen bir karar değildir. Şirketin malvarlığının artık bireysel haciz yarışına göre değil, kanunun belirlediği toplu tasfiye ve sıra kurallarına göre alacaklılara tahsis edilmesini sağlar.
Bu yüzden iflasın icra takipleri üzerindeki etkisini “dosya kapanır mı, kapanmaz mı?” sorusuna indirgemek eksik kalır. Asıl değişiklik, alacaklının tahsil yönteminin değişmesidir: bireysel icra dosyası geri plana çekilir, iflas masası ve toplu tasfiye öne çıkar. İflas tarihinden önceki haciz, satış veya tahsilat işlemlerinin akıbeti ise dosyanın hangi aşamada bulunduğuna göre ayrıca belirlenir.