Egemen Hukuk Bürosu
İflas masasının kapsamı ve müflisin malvarlığının tasfiyesi

İflas Masası Nedir?

“İflas masası” denildiğinde ilk kez karşılaşan biri bunun bir kurul, mahkeme birimi veya fiziki bir masa olduğunu düşünebilir. Oysa iflas masası, esas itibarıyla iflas eden borçlunun alacaklıların ortak yararına tasfiye edilecek malvarlığı bütününü ifade eder. İflasın açılmasıyla borçlunun haczedilebilir mal ve hakları bu toplu tasfiye rejiminin içine girer.

İflas hukukunun bireysel icradan ayrıldığı temel noktalardan biri burada görülür. Haciz yoluyla takipte bir alacaklı borçlunun belirli malına yönelir. İflasta ise amaç, borçlunun haczedilebilir malvarlığını bir bütün olarak belirlemek ve alacaklıların kanundaki sıra ve paylaşım kurallarına göre bu malvarlığından yararlanmasını sağlamaktır.

İflas masasının oluşması için malların tek tek bir depoya götürülmesi gerekmez. Bir taşınmaz tapuda şirket adına kayıtlı kalabilir, araç fiziksel olarak başka bir şehirde bulunabilir, banka hesabındaki para bankada durabilir veya şirketin müşterisinden olan alacağı henüz tahsil edilmemiş olabilir. Bunların masaya girip girmediğini belirleyen şey fiziksel olarak aynı yerde toplanmaları değil, hukuken müflisin malvarlığına ait olmalarıdır.

Bir şirketin iflası hâlinde fabrika, işyeri, arsa, daire, araç, makine, stok, ticari mal ve banka mevduatı masanın en kolay fark edilen unsurlarıdır. Ancak iflas masasının ekonomik değeri bunlarla sınırlı değildir.

Şirketin üçüncü kişilerden olan alacakları da malvarlığı değeridir. İflas eden şirket bir müşterisine mal teslim etmiş ve 3 milyon TL alacağı henüz ödenmemişse, şirketin iflas etmiş olması müşteriyi borcundan kurtarmaz. Bu alacak tasfiye kapsamında tahsil edilerek masanın aktifini artırabilir.

Devam eden bir davadan doğabilecek para alacağı, şirkete ait marka veya ekonomik değeri bulunan başka bir fikrî hak da niteliğine göre masa bakımından önem taşıyabilir. Özellikle teknoloji, yazılım veya marka değeri yüksek şirketlerde masanın en değerli unsuru her zaman bina veya araç olmayabilir.

İflas masasının kapsamı yalnız iflas anında şirket merkezinde görülebilen varlıkların fotoğrafı değildir. Kanunun öngördüğü durumlarda iflasın açılmasından sonra müflise intikal eden bazı malvarlığı değerlerinin de masaya girip girmediği değerlendirilir. Malın kazanılma zamanı ve hukuki niteliği burada önem kazanır.

Müflisin elinde bulunan her mal ise otomatik olarak masaya ait kabul edilemez. Başkasına ait bir makine, kiralanmış ekipman, emanet mal veya mülkiyeti üçüncü kişide bulunan başka bir eşya şirketin işyerinde bulunabilir.

Örneğin iflas eden bir üretim şirketinin fabrikasında başka firmadan kiraladığı bir makinenin bulunması, makinenin sırf fabrikada olduğu için şirketin alacaklıları yararına satılabileceği anlamına gelmez. Gerçek hak sahibinin mülkiyet iddiası ve ilgili sözleşmeler incelenmelidir.

Üçüncü kişilerin bu tür mallar üzerindeki hakları iflas hukukunun kendine özgü usulleri içinde ileri sürülebilir. Böylece masaya ait olmayan bir ekonomik değerin müflisin borçları için tasfiye edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanır.

İflas masasına giren bir malın üzerinde ipotek veya rehin bulunması da mümkündür. Rehinli malın müflise ait olması ile rehinli alacaklının o mal üzerindeki öncelikli hakkı farklı meselelerdir. İflas, geçerli ayni teminatları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Masanın aktifleri belirlendikten sonra sıra yalnız malları satmaya gelmez. Öncelikle malvarlığının korunması, kayıt altına alınması, gerektiğinde değerinin belirlenmesi ve tasfiye için uygun hukuki işlemlerin yapılması gerekir.

Bir fabrikanın içindeki bütün makinelerin aynı gün ayrı ayrı satılması ekonomik açıdan en uygun çözüm olmayabilir. İşletmenin bütün hâlinde veya ekonomik bütünlük korunarak değerlendirilmesinin daha yüksek gelir sağlayabileceği durumlar bulunabilir. Tasfiye sürecindeki kararların amacı alacaklıların ortak menfaatini gözeterek masanın değerini korumaktır.

İflas masası yalnız “mallar”dan oluşan bir liste olarak da düşünülmemelidir. Masanın alacakları, devam eden hukuki ilişkileri, tahsil edilecek hakları ve tasfiye sırasında ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıkları olabilir. Bu yüzden iflas tasfiyesi çoğu zaman yalnız satış işlemlerinden ibaret değildir.

Burada iflas masası ile iflas idaresini birbirinden ayırmak gerekir. İflas masası malvarlığı bütününü ifade eder. İflas idaresi ise kanunda kendisine verilen görevler çerçevesinde tasfiyenin yürütülmesinde rol alan organdır. Dolayısıyla “masa” bir malvarlığı topluluğunu, “idare” ise bu tasfiye mekanizmasındaki görevli yapıyı ifade eder.

Benzer şekilde iflas masası ayrı bir ticaret şirketi değildir. Müflisin yerine kurulmuş yeni bir anonim veya limited şirketten söz edilmez. İflasın açılması, mevcut borçlunun malvarlığını özel bir tasfiye rejimine tabi tutar.

Alacaklıların masaya “girmesi” ifadesi de zaman zaman yanlış anlaşılır. Alacaklının kendisi masanın bir parçası olmaz; alacağını iflas tasfiyesinde ileri sürer. Alacağın kabul edilmesi hâlinde kanundaki sıra ve dağıtım esaslarına göre masadan pay alma imkânı doğar.

Masanın aktifleri ile alacaklıların talepleri bu yüzden iki ayrı tarafta değerlendirilir. Bir tarafta tasfiye edilecek malvarlığı bulunur; diğer tarafta bu malvarlığından karşılanmayı bekleyen alacaklar vardır.

Örneğin masada 20 milyon TL ekonomik değer bulunmasına rağmen kabul edilen alacakların toplamı 50 milyon TL ise bütün alacaklıların alacaklarını eksiksiz tahsil etmesi beklenemez. Rehinli ve imtiyazlı alacakların durumu da dağıtım sonucunu etkiler.

İflas masasına dâhil edilmesi gereken bir malın daha önce üçüncü kişiye devredilmiş olması hâlinde de işlem kendiliğinden yok sayılmaz. Ancak şartları varsa tasarrufun iptali veya iflas hukukundaki ilgili geri alma mekanizmaları kullanılarak ekonomik değerin yeniden alacaklıların yararına ulaşması sağlanabilir.

Şirket yöneticisinin veya ortağının kişisel malvarlığı ise yalnız şirketin iflas etmesi sebebiyle masaya girmez. Şirket tüzel kişiliğinin malvarlığı ile gerçek kişilerin malvarlığı ayrıdır. Kişisel sorumluluğa ilişkin ayrı bir hukuki sebep varsa o konu kendi hükümlerine göre değerlendirilir.

İflas masasının kapsamının doğru belirlenmesi hem alacaklı hem üçüncü kişiler bakımından belirleyicidir. Masaya ait bir malın dışarıda bırakılması alacaklıların tahsil imkânını azaltabilir; üçüncü kişiye ait bir malın yanlışlıkla masaya alınması ise mülkiyet hakkını ihlal edebilir.

İflas masasını bu nedenle yalnız “iflas eden şirketin malları” şeklinde tanımlamak eksik kalır. Masa; şirketin tasfiyeye konu olabilecek taşınır ve taşınmazlarının yanında alacaklarını, ekonomik değeri bulunan haklarını ve kanunun kapsamına aldığı diğer malvarlığı değerlerini de içine alan hukuki bir bütündür.

İflas sürecinde alacaklıların ne kadar tahsilat yapabileceğini belirleyen en önemli unsurlardan biri de masanın gerçek büyüklüğüdür. Kâğıt üzerinde çok sayıda varlığı bulunan bir şirketin tahsil edilemeyen alacakları veya değeri düşük malları olabilir; buna karşılık az sayıda fakat yüksek değerli varlık, alacaklılar açısından daha güçlü bir tasfiye sonucu yaratabilir.

İflas masasının mantığı en yalın biçimiyle şudur: şirketin haczedilebilir ekonomik değerleri tek tek alacaklıların yarışına bırakılmaz; ortak bir tasfiye alanında toplanır, korunur, paraya çevrilir ve kanunun belirlediği kurallara göre alacaklılara dağıtılır. İflas masasının iflas hukukundaki merkezi rolü de buradan doğar.