Egemen Hukuk Bürosu
İflas tasfiyesinde alacaklılara para dağıtılması ve alacakların ödenmesi

İflasta Alacaklılar Paralarını Nasıl Alır?

Bir şirketin iflas ettiğini öğrenen alacaklının ilk sorusu çoğu zaman oldukça basittir: “Peki benim paramı kim ödeyecek?” İflasta şirket borçlarının tamamını üstlenen yeni bir kişi veya kurum ortaya çıkmaz. Alacaklıların tahsilatı esas olarak iflas masasındaki malvarlığının paraya çevrilmesi ve elde edilen tutarın kanuni kurallara göre dağıtılmasıyla gerçekleşir.

Bu nedenle şirketin 50 milyon TL borcu bulunması, alacaklılara 50 milyon TL ödeme yapılacağı anlamına gelmez. Tasfiyenin gerçek sonucu, şirketin paraya çevrilebilen malvarlığı ile bu malvarlığı üzerinde öncelik hakkı bulunan ve masaya kabul edilen alacakların toplamına bağlıdır.

Alacaklının ödeme alabilmesi için öncelikle alacağını iflas tasfiyesinde ileri sürmesi gerekir. Alacak masaya kaydettirilir, dayanak belgeler sunulur ve talep iflas idaresi tarafından incelenir. Alacağın kabul edilmesi hâlinde sıra cetvelindeki yeri belirlenir.

Alacağın daha önce icra takibine konu edilmiş olması veya borçlu şirket aleyhine mahkeme kararı alınmış bulunması, alacaklının iflas tasfiyesini takip etme gereğini ortadan kaldırmaz. İflasla birlikte bireysel takipten toplu tasfiyeye geçildiği için alacaklı kendi alacağının masa içindeki durumunu da izlemelidir.

Paranın kaynağı yalnız şirketin banka hesabında bulunan nakit değildir. Taşınmazların, araçların, makinelerin, stokların ve diğer ekonomik değerlerin paraya çevrilmesinden gelir elde edilebilir. Şirketin üçüncü kişilerden olan alacakları da tahsil edilerek masaya kazandırılabilir.

Örneğin iflas eden şirketin bankada 500 bin TL'si, satılabilir taşınmazlarında 10 milyon TL değeri ve müşterilerinden tahsil edilebilir 4 milyon TL alacağı bulunabilir. Tasfiye sonucunda elde edilebilecek gerçek tutar, alacaklıların ne ölçüde ödeme alabileceğinin temelini oluşturur.

Ancak elde edilen paranın tamamı doğrudan alacaklıların bildirdiği borçlara bölüştürülmez. Tasfiye giderleri ve masa borçları ile kanunun öncelik tanıdığı hakların durumu ayrıca dikkate alınır.

Rehinle güvence altına alınmış alacaklar bakımından da özel bir sistem vardır. İpotekli taşınmaz veya rehinli başka bir mal paraya çevrildiğinde rehinli alacaklının o malın bedeli üzerindeki önceliği kanundaki hükümler çerçevesinde korunur.

Bir taşınmazın 8 milyon TL'ye satılması ve üzerinde 5 milyon TL'lik geçerli bir ipotek bulunması hâlinde, satış bedelinin tamamını adi alacaklılara dağıtmak mümkün değildir. Rehinli alacağın kapsamı, satış ve muhafaza giderleri ile ilgili diğer kanuni kalemler dikkate alınarak dağıtım yapılır.

Rehinli alacaklının alacağı rehin bedeliyle tamamen karşılanmazsa karşılanmayan bölümün iflas masasındaki konumu ayrıca belirlenir. Rehin sahibi olmak, şirketin bütün malvarlığı üzerinde sınırsız öncelik sahibi olmak anlamına gelmez.

Rehinli haklardan ayrı olarak kanunun imtiyaz tanıdığı alacaklar bulunur. İşçilerin kanunda belirtilen bazı alacakları, nafaka ve diğer özel olarak korunan talepler şartları varsa imtiyazlı sırada yer alabilir.

Bütün alacaklıların “eşit” olması bu nedenle herkesin aynı anda ve aynı oranda para alacağı anlamına gelmez. İflas hukukundaki eşitlik, aynı hukuki durumda bulunan alacaklıların kendi aralarında kanuna uygun biçimde işlem görmesi üzerinden değerlendirilir.

İmtiyazlı alacakların ardından kanunda özel öncelik tanınmayan adi alacaklar gelir. Tedarikçi faturaları, teminatsız ticari alacaklar veya özel bir imtiyazdan yararlanmayan diğer talepler bu grupta bulunabilir.

Bir alacaklının borçluya diğerlerinden önce fatura kesmiş olması veya icra takibini daha erken başlatması, iflas tasfiyesinde tek başına daha önce ödeme alma hakkı yaratmaz. İflasın amacı zaten bireysel alacaklıların “kim önce davranırsa o tahsil eder” yarışını sona erdirmektir.

Masanın belirli bir sıraya ayırabileceği para o sıradaki bütün alacakları karşılıyorsa ilgili alacaklar tamamen ödenebilir. Para yetersizse o sıradaki alacaklılara kanuni esaslar çerçevesinde garameten, yani alacakları oranında ödeme yapılması gündeme gelir.

Basit bir örnekle, aynı sırada bulunan iki alacaklıdan birinin 750 bin TL, diğerinin 250 bin TL alacağı olduğunu ve bu sıraya yalnız 400 bin TL kaldığını varsayalım. Başka bir öncelik veya özel durum yoksa dağıtım oranı her iki alacak bakımından aynı esas üzerinden uygulanır; ilk alacaklı 300 bin TL, ikinci alacaklı 100 bin TL alabilir.

Bu sistem, küçük alacaklının tamamen dışarıda bırakılıp büyük alacaklının önce tamamen ödenmesini engeller. Aynı sıradaki alacaklılar arasındaki paylaşımın mantığı budur.

Tasfiye sürecinde bütün malların satılmasının beklenmesi her durumda zorunlu olmayabilir. Kanuni şartları oluştuğunda ve yeterli para bulunduğunda geçici dağıtımlar yapılması mümkün olabilir. Böylece uzun süren tasfiyelerde alacaklıların nihai kapanışı yıllarca beklemeden belirli ölçüde ödeme alabilmesi sağlanabilir.

Tasfiye sonuna yaklaşıldığında ise alacaklılara yapılacak ödemelerin kime ve ne miktarda düşeceğini gösteren dağıtım hesapları hazırlanır. Sıra cetvelindeki alacak miktarı ile alacaklının fiilen tahsil edeceği miktar burada birbirinden ayrılabilir.

Örneğin sıra cetvelinde 1 milyon TL kabul edilmiş alacağın bulunması, alacaklının mutlaka 1 milyon TL tahsil edeceği anlamına gelmez. Masadaki para yetersizse bu alacak için 200 bin TL, 500 bin TL veya tasfiye sonucuna göre başka bir miktar ödenebilir.

Alacaklının tasfiye boyunca yaptığı kısmi tahsilatlar da dikkate alınır. Aynı alacak için mükerrer ödeme yapılmaması gerekir. Rehinden, kefilden veya başka bir hukuki kaynaktan tahsilat gerçekleşmişse bunun iflas alacağı üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilir.

Peki iflas masasında hiç para yoksa ne olur? İflas kararı devletin veya başka bir kurumun şirket borçlarını garanti ettiği anlamına gelmez. Şirketin tasfiye edilebilir malvarlığı bulunmaması veya elde edilen tutarın öncelikli alacakları dahi karşılamaması hâlinde bazı alacaklılar hiç ödeme alamayabilir.

Alacağın tamamı karşılanmadığında ise iflas hukukunun aciz belgesine ilişkin hükümleri gündeme gelir. Alacaklının karşılanmayan kısmı, tasfiyenin sonucuna göre bu belgeye bağlanabilir ve belgenin gelecekte doğuracağı hukuki sonuçlar ayrıca önem taşır.

İflas eden şirketin ortaklarının kişisel serveti de otomatik bir ödeme kaynağı değildir. Anonim veya limited şirketin iflas etmesi, şirketin bütün borçlarının doğrudan ortakların evinden, aracından veya kişisel banka hesabından tahsil edilebileceği anlamına gelmez. Ortağın veya yöneticinin kişisel sorumluluğu için ayrı bir hukuki sebep bulunmalıdır.

Alacaklının tasfiyede yalnız “bekleyen kişi” konumunda kalması da doğru değildir. Alacak kaydının doğru yapılması, sıra cetvelinin incelenmesi, alacağın yanlış sıraya alınması veya reddedilmesi hâlinde gerekli başvuruların süresinde değerlendirilmesi ve tasfiye ilanlarının takip edilmesi tahsil sonucunu etkileyebilir.

İflasta alacaklının parasını alması, borçlu şirketin kasasından yapılan sıradan bir ödeme değildir. Şirketin ekonomik değerleri önce iflas masasında toplanır, alacakların hukuki konumu belirlenir, malvarlığı paraya çevrilir ve ortaya çıkan kaynak kanunun öncelik ve paylaşım düzenine göre dağıtılır.

İflas dosyasındaki en kritik gerçek de burada ortaya çıkar: alacaklı açısından yalnız “ne kadar alacağım var?” sorusu yeterli değildir. Alacağım hangi sırada, önümde hangi haklar var ve masada dağıtılabilecek ne kadar para bulunuyor? Tahsil edilecek gerçek miktarı bu üç unsur birlikte belirler.