Konkordato İlan Eden Şirket Faaliyetine Devam Edebilir mi?
Bir şirket hakkında konkordato mühleti verildiğinin duyulması, şirketin faaliyetlerinin sona erdiği anlamına gelmez. Fabrikanın üretimi, mağazanın satışı, lojistik şirketinin taşıma işleri veya hizmet şirketinin müşterileriyle çalışması devam edebilir. Hatta birçok konkordato dosyasında işletmenin çalışmaya devam etmesi, projenin başarıya ulaşmasının temel şartıdır.
Konkordato ile iflas arasındaki önemli farklardan biri burada görülür. Konkordatonun amacı her durumda şirketi tasfiye etmek değildir. Ekonomik faaliyetini sürdürebilecek bir borçlunun mali yapısını yeniden düzenleyerek borçlarını konkordato projesine uygun biçimde ödeyebilmesine imkân sağlanması hedeflenir.
Bir şirket gelir üretmeyi tamamen bırakırsa konkordato projesinde alacaklılara vaat ettiği ödemeleri hangi kaynakla yapacağı sorunu ortaya çıkar. Bu nedenle faaliyetini sürdüren şirket açısından satış yapmak, hizmet sunmak, üretim gerçekleştirmek ve yeni gelir elde etmek konkordato sürecinin doğal parçası olabilir.
Şirket yönetimi de mühlet kararıyla kendiliğinden görevden alınmaz. Yönetim kurulu, müdürler veya şirketi temsile yetkili kişiler kural olarak görevlerine devam eder. Fakat artık şirketin yönetimi konkordato öncesindeki kadar serbest bir hukuki alanda gerçekleşmez.
İcra ve İflas Kanunu uyarınca borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Mahkeme mühlet kararı verirken veya mühlet içinde bazı işlemlerin ancak komiserin izniyle yapılmasına karar verebilir. Gerekli şartların ortaya çıkması hâlinde borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini yürütmesine yönelik daha ağır tedbirler de gündeme gelebilir.
Bu yüzden konkordato ilan eden şirketin faaliyetine devam etmesi ile şirket yöneticilerinin diledikleri her işlemi yapabilmeleri birbirinden farklı konulardır.
Şirketin günlük ticari faaliyetinin gerektirdiği hammadde alması, ürün satması, müşterileriyle sözleşme yapması, personel çalıştırması ve olağan işletme giderlerini karşılaması faaliyet devamlılığının parçalarıdır. Ancak işlemin niteliği, büyüklüğü ve şirket malvarlığı üzerindeki etkisi önem taşır.
Örneğin üretim yapan bir şirketin siparişlerini tamamlayabilmek için hammadde satın almasıyla fabrikasının bulunduğu taşınmazı devretmesi aynı hukuki ağırlığa sahip değildir.
Kanun bazı işlemleri özel olarak sınırlandırmıştır. Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmazını veya işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi devredemez ve ivazsız tasarrufta bulunamaz. Kanunda öngörülen diğer sınırlamalar da saklıdır.
Bu düzenlemelerin nedeni şirketi ticari hayattan çıkarmak değil, konkordato koruması altındaki malvarlığının alacaklıların zararına azalmasını önlemektir.
Konkordato döneminde yeni sözleşme yapılması da kural olarak yasak değildir. Şirket müşterilerinden yeni sipariş alabilir, mal veya hizmet satın alabilir ve ticari faaliyetinin devamı için gerekli sözleşmeleri kurabilir.
Ancak burada eski borçlarla mühlet döneminde doğan yeni yükümlülüklerin birbirine karıştırılmaması gerekir. Şirket konkordato sürecinde faaliyet göstermeye devam ettiği için elektrik, kira, personel, tedarik, taşıma veya başka nedenlerle yeni borçlar doğabilir.
Bu yeni borçların zamanında karşılanması işletmenin yaşayabilirliğinin önemli göstergelerinden biridir. Konkordato öncesindeki borçlarını yeniden yapılandırmaya çalışan bir şirketin mühlet döneminde sürekli yeni ve ödenemeyen borçlar üretmesi, projenin ekonomik sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirebilir.
Bir şirketin konkordato ilan etmiş olması müşterilerinin onunla sözleşme yapmasını da kendiliğinden yasaklamaz. Şirket hukuken ticari faaliyetine devam ettiği sürece mal ve hizmet sunabilir.
Fakat şirketle yeni ticari ilişki kuracak kişi açısından konkordato mühleti önemli bir risk bilgisidir. Özellikle yüksek tutarlı peşin ödeme, uzun vadeli teslim veya önemli miktarda açık hesap içeren sözleşmelerde karşı taraf şirketin konkordato durumunu ve ödeme yapısını dikkate almak isteyebilir.
Mevcut sözleşmeler bakımından da yalnız konkordato talebinde bulunulması, her sözleşmenin otomatik olarak sona ermesi anlamına gelmez. Sözleşmenin niteliği, tarafların yükümlülükleri ve konkordato hukukundaki emredici hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
Konkordato talebinin sözleşmeye etkisi bakımından kanun, borçlunun konkordato talep etmesini sözleşmenin ihlali veya haklı fesih sebebi sayan bazı kayıtların etkisini sınırlayan özel hükümler içerir. Böylece yalnız konkordato başvurusu nedeniyle şirketin yaşaması için gerekli sözleşmelerin topluca sona erdirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanır.
Bu koruma şirketin bütün sözleşme ihlallerini önemsiz hâle getirmez. Şirket mühlet döneminde doğan yeni yükümlülüklerini yerine getirmez veya sözleşmeden kaynaklanan başka bir esaslı ihlal gerçekleştirirse bunun sonuçları konkordatodan bağımsız olarak ayrıca değerlendirilebilir.
Çalışanlar bakımından da konkordato şirketin işveren sıfatını ortadan kaldırmaz. İş ilişkileri kendiliğinden sona ermez. Şirket faaliyetini sürdürüyorsa çalışanlar görevlerine devam edebilir ve mühlet dönemindeki ücret yükümlülükleri de işletmenin güncel mali yapısının önemli bir parçasıdır.
Bankalarla ilişkiler ise daha karmaşık olabilir. Konkordato mühleti şirketin mevcut kredi sözleşmelerinden doğan borçlarını ve teminat yapılarını etkileyebilir; buna karşılık şirketin yeni finansmana ihtiyaç duyması da mümkündür. Yeni kredi veya finansman işlemleri, konkordato projesi ve şirket malvarlığı üzerindeki etkileri dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Konkordato sürecinde şirketin ticari itibarının korunması da ekonomik açıdan önemlidir. Tedarikçilerin tamamen mal vermeyi bırakması, müşterilerin siparişlerini çekmesi veya çalışanların ayrılması hâlinde hukuki koruma devam etse bile işletmenin ekonomik temeli zayıflayabilir.
Bu noktada komiser denetiminin yalnız sınırlayıcı bir işlevi olduğu düşünülmemelidir. Şirket faaliyetlerinin düzenli biçimde izlenmesi, mahkemenin ve alacaklıların işletmenin gerçek performansı hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar.
Konkordato projesinde şirketin aylık satışlarının artacağı öngörülmüşse gerçek satış rakamları bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini gösterir. Giderlerin azaltılacağı belirtilmişse işletme hesapları bu hedefin ne ölçüde sağlandığını ortaya koyar.
Faaliyetin devamı ile konkordatonun başarısı arasındaki ilişki burada belirginleşir. Şirket yalnız açık kalmakla konkordato projesini başarıya ulaştırmış olmaz. Faaliyetin gelir üretmesi, yeni borçların kontrol altında tutulması ve projenin finansmanına katkı sağlaması gerekir.
Şirketin faaliyetlerini sürdürmesi alacaklılar bakımından da her zaman olumsuz değildir. Çalışan ve gelir üreten bir işletmenin değeri, makineleri ve stokları ayrı ayrı satılan bir işletmeden daha yüksek olabilir. Konkordatonun başarılı olması hâlinde alacaklıların tahsilatı da şirketin faaliyet gelirlerinden sağlanabilir.
Buna karşılık zarar etmeye devam eden ve her ay yeni borç yaratan bir işletmenin yalnız hukuki koruma altında açık tutulması alacaklıların menfaatine olmayabilir. Konkordato sürecinde şirketin yaşatılması amaç olmakla birlikte ekonomik gerçeklikten bağımsız değildir.
Konkordato ilan eden şirket için doğru soru yalnız “çalışmaya devam edebilir miyiz?” değildir. Asıl mesele “çalışmaya devam ettiğimizda şirket değer üretiyor ve konkordato borçlarını ödeyebilecek kaynağı yaratıyor mu?” sorusudur. Konkordato şirketin kapısını açık tutabilir; fakat işletmenin geleceğini belirleyen, o kapının arkasında sürdürülebilir bir ekonomik faaliyetin bulunup bulunmadığıdır.