Konkordato İlan Eden Şirkete İcra Takibi Yapılabilir mi?
Bir şirketten alacağı bulunan kişinin konkordato ilanını öğrendiğinde ilk düşündüğü konulardan biri, icra takibine devam edip edemeyeceğidir. Alacaklı henüz takip başlatmamış olabilir, ödeme emri göndermiş fakat haciz aşamasına geçmemiş olabilir veya şirket malları üzerinde daha önceden haciz bulunabilir. Konkordato mühleti bu ihtimallerin her birini etkileyebilir.
Temel kural şudur: Konkordato mühleti içinde, kanunda belirtilen istisnalar dışında borçlu aleyhine yeni icra ve iflas takibi yapılamaz; daha önce başlamış takipler de devam edemez.
Bu koruma geçici mühletle birlikte gündeme gelir. Dolayısıyla takip yasağının başlaması için konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesini beklemek gerekmez. Geçici mühlet kararı verilmiş olması, kanunun mühlete bağladığı takip sonuçlarının doğması bakımından önemlidir.
Örneğin alacaklı konkordato başvurusundan önce şirket hakkında ilamsız icra takibi başlatmış ve ödeme emri tebliğ ettirmiş olabilir. Dosyanın açılmış olması, konkordato mühletinden sonra takibin hiçbir sınırlamaya uğramadan sürdürülebileceği anlamına gelmez.
Alacaklı henüz haciz talebinde bulunmamışsa mühlet içinde haciz aşamasına geçilmesi kural olarak mümkün değildir. Daha önce haciz uygulanmış olması da alacaklının hacizli malı mühlet döneminde serbestçe sattırabileceği anlamına gelmez.
Konkordato sisteminin bu yaklaşımının nedeni alacağı ortadan kaldırmak değildir. Amaç, borçlunun malvarlığının farklı icra dosyalarında parça parça dağıtılmasını önleyerek konkordato projesinin kolektif biçimde değerlendirilmesine imkân sağlamaktır.
Aksi hâlde konkordato başvurusundan önce en hızlı davranan birkaç alacaklı şirketin önemli varlıklarını sattırabilir, diğer alacaklılar ise geriye kalan malvarlığıyla yetinmek zorunda kalabilirdi. Bu durum konkordatonun yeniden yapılandırma mantığını işlevsiz bırakabilirdi.
Takip yasağının önemli sonuçlarından biri de ihtiyati haciz kararlarının uygulanması bakımından ortaya çıkar. Mühletin koruyucu etkisi yalnız klasik haciz yoluyla yürüyen takiplerle sınırlı değildir.
Ancak “konkordato ilan eden şirkete hiçbir şekilde icra işlemi yapılamaz” şeklinde mutlak bir ifade de doğru değildir. İcra ve İflas Kanunu bazı alacaklar ve takip türleri bakımından özel hükümler getirmiştir.
Özellikle rehinle temin edilmiş alacaklar bakımından farklı bir rejim vardır. Rehinli alacaklı, mühlet sırasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatabilir veya başlamış takibe devam edebilir. Bununla birlikte mühlet süresince rehinli mal hakkında muhafaza tedbiri alınması ve satış gerçekleştirilmesi kanuni sınırlamalara tabidir.
Bu ayrım uygulamada oldukça önemlidir. Bankanın şirket taşınmazı üzerinde ipoteği bulunması ile aynı bankanın teminatsız ticari kredi alacağı bulunması aynı hukuki durumda değildir.
Alacağın yalnız “banka alacağı” olması özel takip hakkı yaratmaz. Belirleyici olan alacağın niteliği ve varsa hangi teminatla güvence altına alındığıdır.
Kanunun özel koruma tanıdığı bazı alacaklar bakımından da genel takip yasağının istisnaları bulunmaktadır. İİK'nın 206. maddesinin birinci sırasında yer alan imtiyazlı alacaklar bakımından haciz yoluyla takip yapılabilmesine ilişkin düzenleme bunlardan biridir.
Bu nedenle konkordato ilan etmiş bir şirketin çalışanının ücret alacağı ile sıradan bir ticari tedarikçinin faturadan kaynaklanan alacağı her durumda aynı takip rejimine tabi olmayabilir.
Alacaklı açısından ilk yapılması gereken işlem, yalnız şirketin “konkordato ilan ettiği” bilgisini duymak değil, mahkemenin verdiği kararın tarihini ve kapsamını belirlemektir. Geçici mühletin ne zaman başladığı, kesin mühlete geçilip geçilmediği ve mühletin devam edip etmediği önemlidir.
Çünkü konkordato talebinde bulunmak ile mahkemenin mühlet kararı vermesi aynı şey değildir. Şirketin yalnız konkordato başvurusu yaptığını açıklaması, tek başına bütün icra takiplerinin durduğu sonucunu doğurmaz.
Benzer şekilde konkordato mühletinin sona ermesi veya kaldırılması hâlinde takiplerin durumu yeniden değerlendirilir. Takip yasağının hukuki dayanağı mühlet olduğundan, korumanın sona erdiği tarih alacaklı bakımından önem taşır.
Konkordato mühleti sırasında takip yapılamaması alacaklının pasif biçimde beklemesi gerektiği anlamına da gelmez. Alacaklının konkordato dosyasını takip etmesi, alacağını usulüne uygun şekilde bildirmesi ve konkordato projesinin kendisine ne teklif ettiğini incelemesi gerekir.
Alacaklı, şirket kayıtlarında kendi alacağının eksik veya hiç görünmediğini fark edebilir. Faiz hesabında uyuşmazlık bulunabilir veya borçlu alacağın tamamına itiraz ediyor olabilir. İcra takibinin ilerleyememesi bu uyuşmazlıkların ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Konkordato sürecinde alacağın bildirilmesi ile icra takibi aynı şey değildir. Takip yasağı nedeniyle haciz yoluyla bireysel tahsil sınırlanırken alacaklının konkordato içindeki haklarını kullanması devam eder.
Takip yasağının zamanaşımı bakımından alacaklıyı hak kaybına uğratmaması için de kanunda koruyucu düzenleme bulunmaktadır. Mühlet sırasında takip yapılamayan alacaklar açısından zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işleyişi konkordato hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Konkordato öncesinde konulmuş hacizlerin bulunması ayrıca dikkat gerektirir. Haczin daha önce uygulanmış olması, alacaklının konkordato sürecinden tamamen bağımsız hâle geldiği anlamına gelmez. Haczin tarihi, takip aşaması, satışın yapılıp yapılmadığı ve bedelin hukuki durumu ayrı ayrı önem taşıyabilir.
Örneğin mal henüz satılmamışsa başka, satış yapılmış ancak bedel alacaklıya ödenmemişse başka bir hukuki tablo ortaya çıkabilir. Konkordato kararının zamanlaması burada belirleyici olabilir.
Aynı durum şirkete karşı açılmış her türlü davanın otomatik olarak durduğu şeklinde de yorumlanmamalıdır. İcra takipleriyle hukuk davaları aynı kurum değildir. Konkordato mühletinin bir alacak veya tespit davasına etkisi, uyuşmazlığın niteliğine göre ayrıca incelenmelidir.
Alacaklı açısından konkordato ilanı, tahsilat stratejisinin değiştiği anlamına gelir. Normal dönemde “takip başlat, haciz koy, satış iste” şeklinde ilerleyen bireysel tahsil mantığı, konkordato mühletinde yerini büyük ölçüde konkordato dosyasındaki kolektif sürece bırakır.
Bu değişiklik alacaklı için önemsiz değildir. Şirketin sunduğu projenin ne kadar ödeme öngördüğü, ödemenin hangi vadede yapılacağı, borçlunun mali tablolarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve konkordato kabul edilmezse alacağın hangi durumda kalacağı incelenmelidir.
Konkordato mühletinin takip yasağı borçluya zaman kazandırırken alacaklıya da farklı bir görev yükler: artık yalnız kendi icra dosyasını değil, borçlunun bütün mali yeniden yapılandırma sürecini takip etmek gerekir.
Konkordato ilan eden şirkete karşı icra takibi bakımından doğru değerlendirme bu nedenle yalnız “takip yapılır” veya “takip yapılamaz” şeklinde iki kelimelik bir cevaba indirgenemez. Alacağın türü, teminatı, takibin hangi tarihte başladığı, hangi aşamada bulunduğu ve mahkemenin mühlet kararının devam edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Konkordato, alacaklının alacağını ortadan kaldırmaz; alacağın tahsil yolunu geçici olarak değiştirir. Alacaklı açısından kritik olan, duran icra dosyasına bakıp beklemek değil, hangi hakkın artık icra dosyasında, hangi hakkın ise konkordato dosyasında kullanılacağını doğru ayırmaktır.