Egemen Hukuk Bürosu
Konkordato mühleti sonrasında banka hesaplarındaki haciz ve blokelerin durumu

Konkordato İlan Edilince Banka Hesaplarındaki Hacizler Ne Olur?

Konkordato başvurusu yapan bir şirket için banka hesapları yalnız kasada duran para anlamına gelmez. Müşteri tahsilatları bu hesaplara gelir, çalışan ücretleri buradan ödenir, tedarikçilere ödeme yapılır ve işletmenin günlük nakit akışı büyük ölçüde banka sistemi üzerinden yürür. Bu nedenle konkordato mühleti verildiğinde banka hesaplarında daha önceden bulunan haciz ve blokelerin durumu, şirketin faaliyetini doğrudan etkileyebilir.

İlk olarak iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir: icra dosyasından konulan banka hesabı haczi ile bankanın kendi sözleşmesinden veya alacağından kaynaklanan bloke aynı şey değildir.

Bir alacaklının icra takibi kapsamında bankaya haciz müzekkeresi veya haciz ihbarnamesi göndermesi cebri icra işlemidir. Bankanın kredi sözleşmesi, rehin, takas veya başka bir hukuki sebebe dayanarak hesap üzerinde işlem yapması ise farklı bir hukuki ilişkinin konusu olabilir.

Konkordato mühletinin icra takiplerini durdurucu etkisi öncelikle cebri icra yoluyla konulan hacizler bakımından değerlendirilir.

Borçlu şirket hakkında mühlet verilmeden önce banka hesabına haciz konulmuş olabilir. Haciz tarihinde hesapta para varsa bankanın bu tutarı icra dosyası bakımından ayırmış olması mümkündür. Ancak konkordato mühletinin başlaması, devam eden takiplerin ilerletilmesini kural olarak engellediğinden, haczedilmiş paranın hangi aşamada bulunduğu önem kazanır.

Para yalnız bankada bloke edilmiş olabilir. Banka tutarı icra müdürlüğüne göndermiş olabilir. Para icra dosyasına ulaşmış ancak henüz alacaklıya ödenmemiş olabilir. Veya mühlet kararından önce tahsil işlemi tamamlanarak para alacaklıya ödenmiş olabilir.

Bu ihtimaller aynı hukuki aşama değildir.

Örneğin 1 Eylül'de şirket hesabına haciz konulduğunu, bankanın 2 milyon TL'yi bloke ettiğini ve 5 Eylül'de şirket hakkında geçici mühlet kararı verildiğini düşünelim. Para henüz icra dosyasına gönderilmemişse ortaya çıkan tabloyla, aynı tutarın 3 Eylül'de icra dosyasına aktarılıp alacaklıya ödenmiş olması arasında önemli fark bulunabilir.

Bu yüzden “haciz konkordatodan önce konuldu” cümlesi tek başına yeterli değildir. Paranın mühlet tarihinde hukuken ve fiilen nerede bulunduğu belirlenmelidir.

Bir başka önemli mesele, mühlet kararından sonra banka hesabına giren paralardır.

Şirket hesabında konkordato öncesinden kalma bir haciz kaydı bulunması, mühlet döneminde müşterilerin yatırdığı her yeni paranın aynı icra dosyasına aktarılabileceği anlamına gelmez. Mühlet sırasında devam eden icra işlemlerinin sınırlandırılması, sonradan hesaba giren tutarlar bakımından da dikkate alınmalıdır.

Bu konu işletmenin devamı açısından son derece önemlidir. Konkordato korumasına rağmen şirketin her yeni tahsilatının eski haciz dosyalarına aktarılması hâlinde şirket personel ücretlerini, hammaddesini ve cari işletme giderlerini karşılayamaz; konkordato projesinin uygulanması fiilen imkânsız hâle gelebilir.

Ancak buradan “konkordato kararı verilince bütün banka hacizleri otomatik olarak silinir” sonucu da çıkarılmamalıdır.

Takibin durması ile haciz kaydının hukuken ortadan kalkması aynı kavram değildir. Daha önce konulmuş haczin akıbeti, konkordatonun hangi aşamada olduğu ve sürecin nasıl sonuçlandığı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Konkordato mühletinin sonunda projenin tasdik edilmesi, mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddedilmesi veya borçlu hakkında iflas kararı verilmesi mevcut hacizlerin geleceği bakımından farklı sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle banka hesabındaki haczin yalnız mühlet dönemindeki etkisiyle, konkordato sona erdikten sonraki hukuki durumu birbirinden ayrılmalıdır.

Uygulamada “bloke” kelimesinin yarattığı bir başka sorun da bankanın kendi alacağıdır. Şirketin aynı bankaya kredi borcu bulunabilir ve banka hesap sözleşmesine, rehin düzenlemesine veya takas-mahsup hakkına dayanarak hesaptaki para üzerinde hak ileri sürebilir.

Bu durumda mesele artık yalnız üçüncü bir alacaklının icra haczi değildir.

Örneğin şirketin A Bankasındaki hesabına bir tedarikçi tarafından icra haczi gönderilmesiyle, A Bankasının kendi kredi alacağı nedeniyle hesap bakiyesi üzerinde sözleşmesel veya ayni bir hak ileri sürmesi farklı hukuki dayanaklara sahiptir.

“Konkordato bütün banka blokelerini kaldırır” şeklindeki genel bir kabul bu nedenle hatalı olabilir.

Bankanın hangi sözleşmeye dayandığı, hesabın niteliği, varsa rehin veya temlik düzenlemeleri, takas-mahsup şartları ve alacağın konkordato karşısındaki hukuki durumu ayrıca incelenmelidir.

Şirketin birden fazla banka hesabı bulunması da uygulamada önemlidir. Bazı hesaplarda icra haczi, bazılarında kredi ilişkisine dayalı bloke, bazılarında ise hiçbir kısıtlama bulunmayabilir. Konkordato kararının ardından şirketin bütün hesaplarının aynı hukuki sebebe dayanıyormuş gibi değerlendirilmesi sağlıklı değildir.

Komiserin şirketin nakit hareketlerini izlemesi de banka hesaplarının konkordato sürecindeki önemini artırır. Şirketin gelirlerinin hangi hesaba girdiği, hangi alacaklılara ödeme yapıldığı ve hesaplar arasında olağan dışı transfer bulunup bulunmadığı konkordato projesinin denetiminde önem taşıyabilir.

Mühletin borçluya sağladığı takip koruması, banka hesaplarının denetimsiz kullanılabileceği anlamına gelmez. Şirketin eski borçlarından yalnız bazılarını seçerek ödemesi veya ilişkili kişilere açıklanamayan para transferleri gerçekleştirmesi konkordatonun alacaklılar arasındaki denge anlayışıyla çatışabilir.

Banka hesabı üzerindeki haczin şirketin ticari faaliyetini fiilen kilitlemesi hâlinde ise konkordato kararının icra dosyasına ve ilgili bankaya doğru biçimde yansıtılması önem taşır. Mahkeme kararının varlığı ile bankanın veya icra müdürlüğünün sisteminde bunun sonuçlarının uygulanması her zaman aynı anda gerçekleşmeyebilir.

Bu noktada konkordato kararının tarihi, haciz dosyasının numarası, haciz müzekkeresinin bankaya ulaştığı tarih ve hesaptaki paranın hareketleri birlikte incelenmelidir.

Banka hesabındaki haciz bakımından alacaklının da konkordato mühletini yok sayarak tahsilata devam etmesi mümkün değildir. Alacaklı, bireysel icra dosyasının yanı sıra konkordato dosyasındaki alacaklı sıfatını ve haklarını takip etmelidir.

Şirket açısından ise hesabın kullanılabilir hâle gelmesi tek başına mali rahatlama anlamına gelmez. Bankadaki para şirket malvarlığına aittir ve konkordato projesinin başarısı için kontrollü biçimde kullanılmalıdır.

Konkordato ilan edilince banka hesabındaki hacizlerin durumunu değerlendirirken üç farklı sorunun cevabı aranmalıdır: Haciz ne zaman konuldu, para ne zaman hesaba girdi ve para mühlet tarihinde neredeydi?

Bu üç tarih ve aşama belirlendiğinde banka hesabındaki paranın yalnız ekranda “blokeli” görünmesinden çok daha anlamlı bir hukuki tablo ortaya çıkar. Konkordato bakımından mesele hesabın açık veya kapalı olması değil; şirketin nakit akışının geçmişteki bireysel hacizlerden ne ölçüde ayrılarak yeniden yapılandırma sürecinin hizmetine girebildiğidir.