Konkordato İlan Edilince Faiz İşlemeye Devam Eder mi?
Konkordato sürecinde bir alacağın gerçek tutarını belirlerken yalnız anapara borcuna bakmak yeterli değildir. Özellikle yüksek tutarlı ticari borçlarda birkaç aylık faiz dahi önemli rakamlara ulaşabilir. Konkordato mühleti bir yıl veya daha uzun bir döneme yayıldığında ise “Bu süre boyunca faiz işlemeye devam edecek mi?” sorusu hem borçlu hem de alacaklı açısından doğrudan ekonomik önem taşır.
İcra ve İflas Kanunu bu konuda özel bir kural benimsemiştir. Tasdik edilen konkordato projesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa mühlet kararından itibaren faiz işlemesi durur.
Bu düzenleme konkordato hesabının temel taşlarından biridir.
Örneğin bir şirketin tedarikçisine 5 milyon TL anapara borcu bulunduğunu ve bu alacağın herhangi bir rehinle güvence altına alınmadığını düşünelim. Mahkemenin konkordato mühleti vermesiyle birlikte, konkordato bakımından bu alacağa mühlet sonrasında faiz yürütülmesi kural olarak durur.
Buradaki kritik tarih borçlunun konkordato başvurusunu mahkemeye sunduğu gün değil, mühlet kararının verildiği tarihtir.
Başvuru tarihi ile geçici mühlet tarihi çoğu dosyada birbirine yakın olabilir; fakat hukuken aynı kavram değildir. Faiz hesabı yapılırken dosyadaki gerçek mühlet kararının tarihi esas alınmalıdır.
Faizin durması, mühlet tarihine kadar işlemiş faizlerin yok olması anlamına gelmez. Alacağın mühlet tarihindeki tutarı hesaplanırken o güne kadar doğmuş faiz ve fer'ilerin hukuki durumu ayrıca dikkate alınır.
Örneğin 1 milyon TL anapara borcuna mühlet tarihine kadar 150 bin TL faiz işlemişse “faiz durdu” denilerek geçmişte doğmuş 150 bin TL'nin kendiliğinden silindiği sonucuna varılamaz. Faizin durması esas olarak mühlet sonrasındaki döneme ilişkindir.
Bu kuralın önemli istisnalarından biri rehinle temin edilmiş alacaklardır.
Kanun, rehinli ve rehinsiz alacakları faiz bakımından aynı konumda değerlendirmez. Bir banka alacağının şirket taşınmazı üzerindeki ipotekle veya başka bir malvarlığı üzerindeki geçerli rehin hakkıyla güvence altına alınması, konkordato sürecindeki faiz hesabını değiştirebilir.
Ancak burada da “Alacağın herhangi bir bölümünde rehin var, o hâlde borcun tamamına sınırsız biçimde faiz işler” şeklinde otomatik bir yaklaşım doğru değildir. Rehnin hangi alacağı ve hangi miktarı teminat altına aldığı, rehinli malın değeri ve alacağın teminat kapsamında kalan bölümü önem taşıyabilir.
Bir şirketin bankaya 20 milyon TL borcu bulunurken ipotek konusu taşınmazın ekonomik değerinin 8 milyon TL olması, faiz ve konkordato hesabında rehinli alacağın kapsamının ayrıca incelenmesini gerektirebilir.
Rehinli alacakların konkordato içindeki özel konumu, yalnız faiz meselesinden ibaret değildir. Rehinli alacaklıların takip hakları ve konkordato projesinden etkilenme biçimleri de adi alacaklılardan farklı hükümler içerebilir.
Faiz konusunda ikinci önemli unsur konkordato projesinin içeriğidir. Kanundaki kural, tasdik edilen projede aksine hüküm bulunmaması hâline bağlanmıştır.
Konkordato projesinde alacaklılara belirli bir faiz ödeneceği öngörülebilir. Böyle bir düzenleme varsa borçlunun ödeme yükümlülüğü yalnız kanundaki genel “faiz durur” kuralına bakılarak belirlenemez; tasdik edilmiş projenin ne söylediği de incelenmelidir.
Örneğin proje, adi alacakların anaparasının üç yıl içinde ödenmesini ve kalan bakiyeye yıllık belirli bir oran uygulanmasını öngörmüş olabilir. Proje gerekli çoğunlukları sağlayıp mahkemece tasdik edilmişse konkordato sonrasındaki ödeme hesabı projenin bağlayıcı hükümleri üzerinden yapılır.
Bu yönüyle konkordatoda faizin durması, borçlunun bütün faiz yükünden kesin ve değişmez biçimde kurtulduğu anlamına gelmez.
Faiz türünün kanuni veya sözleşmesel olması da tek başına genel kuralı ortadan kaldırmaz. Ticari temerrüt faizi, sözleşmede kararlaştırılmış faiz veya kanundan doğan faiz bakımından alacağın niteliği ve konkordato hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.
Konkordato mühletinden sonra doğan yeni borçlar ise ayrı bir konudur. Şirket mühlet döneminde faaliyetini sürdürürken yeni mal satın alabilir, hizmet alabilir veya yeni sözleşmeler kurabilir. Bu işlemlerden doğan borçların faiz rejimini, konkordato öncesinde doğmuş ve konkordato kapsamında bulunan eski borçlarla aynı şekilde ele almak doğru değildir.
Örneğin konkordato mühleti altındaki şirket Ekim ayında yeni hammadde satın almış ve bedelini vadesinde ödememişse, bu yeni borç bakımından sözleşme ve ilgili kanun hükümlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Aynı ayrım borçlunun bankadan mühlet döneminde yeni finansman sağlaması hâlinde de önemlidir. Yeni kredinin faizi, konkordato öncesindeki eski kredi borcuna uygulanan faiz rejimiyle otomatik olarak aynı değildir.
Alacaklı açısından faiz hesabının doğru yapılması, konkordato oylamasındaki alacak miktarı bakımından da önem taşıyabilir. Alacaklının hangi miktarla hesaba katılacağı belirlenirken anapara, mühlet öncesinde işlemiş faiz ve konkordato kapsamında dikkate alınacak tutar birbirinden ayrılmalıdır.
Borçlunun ticari defterlerinde faizin işlemeye devam ediyor görünmesi de tek başına hukuki sonucu belirlemez. Muhasebe kaydı ile konkordato hukukunda alacaklıya ödenecek miktar aynı kavram değildir.
Benzer şekilde alacaklının kendi muhasebesinde faiz tahakkuk ettirmeye devam etmesi, bu faizin konkordato kapsamında borçludan mutlaka tahsil edilebileceği anlamına gelmez.
Bu ayrım özellikle uzun konkordato süreçlerinde büyük rakamsal farklar yaratabilir. On milyonlarca liralık bir ticari alacakta bir yıllık faiz, alacaklının kayıtlarında önemli bir tutar oluşturabilirken konkordato hukuku bakımından bunun tamamının ödeme hesabına girmemesi mümkündür.
Konkordato projesi tasdik edilmezse faizin geleceği de ayrıca değerlendirilmelidir. Mühlet dönemindeki faiz durmasının etkisi, konkordatonun nasıl sona erdiğine ve borçlunun sonraki hukuki durumuna göre önem kazanabilir. Özellikle konkordatonun başarısız olması ve iflasın gündeme gelmesi hâlinde iflas hukukunun faiz ve sıra cetveline ilişkin kuralları ayrıca devreye girer.
Faiz hesabında yalnız “konkordato var” bilgisiyle hareket etmek bu yüzden yeterli değildir. Önce alacağın ne zaman doğduğu, ardından rehinli olup olmadığı, mühlet tarihine kadar ne kadar faiz oluştuğu, tasdik edilen projede faiz düzenlemesi bulunup bulunmadığı ve borcun mühlet öncesine mi sonrasına mı ait olduğu belirlenmelidir.
Konkordato, zaman kazandıran bir yeniden yapılandırma yöntemi olduğu için faiz meselesi sistemin merkezindedir. Mühlet süresi borçluya nefes aldırırken borcun faizle sürekli büyümeye devam etmesi, yeniden yapılandırmanın ekonomik anlamını önemli ölçüde azaltabilirdi. Kanunun faiz konusundaki yaklaşımı da bu denge üzerinden şekillenmektedir.