Konkordato İlan Edilince Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Ne Olur?
Konkordato mühleti, alacaklıların borçluya karşı kullanabilecekleri bazı takip yollarını geçici olarak sınırlar. Bu koruma borçluya yeniden yapılanma için zaman kazandırırken alacaklı açısından önemli bir soruyu beraberinde getirir: İcra takibi yapamadığı dönemde zamanaşımı veya hak düşürücü süre işlemeye devam ederse alacaklı hakkını kaybeder mi?
İcra ve İflas Kanunu bu ihtimali dikkate alan özel bir düzenleme içerir. Konkordato mühleti içinde borçluya karşı takip yapılamayan alacaklar bakımından zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemez.
Bu kuralın mantığı açıktır. Kanun bir taraftan alacaklıya “mühlet boyunca bu takip yolunu kullanamazsın” deyip diğer taraftan kullanamadığı yol nedeniyle hakkının süre sonunda ortadan kalkmasına izin vermez.
Örneğin bir şirketten alacağı bulunan tedarikçinin zamanaşımı süresinin dolmasına birkaç ay kaldığını düşünelim. Borçlu hakkında konkordato mühleti verilmiş ve alacaklı bu nedenle icra takibi başlatamıyorsa, mühlet süresinin alacaklı aleyhine zamanaşımını tüketmesi hakkaniyetli olmayacağı gibi konkordato sisteminin yapısıyla da bağdaşmaz.
Ancak bu korumayı “konkordato ilan edilince bütün hukuki süreler durur” şeklinde anlamak doğru değildir.
Kanundaki düzenleme özellikle mühlet sebebiyle takip yapılamayan alacaklar bakımından önem taşır. Konkordato dosyasındaki her süre, her dava açma süresi veya her usul işlemi kendiliğinden askıya alınmış sayılmaz.
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir.
Alacaklının konkordato komiserinin ilanı üzerine alacağını bildirmesi gereken süre, konkordato kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu süreleri veya başka bir mahkeme dosyasındaki usul süreleri, sırf borçlu konkordato mühleti aldı diye otomatik biçimde işlemeyi bırakmaz.
Konkordatonun etkilediği süreyi belirlerken önce şu soruya bakılmalıdır: Bu hakkın kullanılması konkordato mühleti nedeniyle gerçekten engellenmiş midir?
Cevap evetse kanunun süreleri koruyan hükmü gündeme gelir. Cevap hayırsa ilgili hakkın kendi kanunundaki süre rejimi uygulanmaya devam edebilir.
Zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki hukuki fark da korunmalıdır. Zamanaşımı kural olarak borcu kendiliğinden ortadan kaldıran bir kurum değildir; borçluya belirli şartlarda zamanaşımı def'inde bulunma imkânı verir. Hak düşürücü sürede ise sürenin sona ermesi hakkın kullanılmasını çok daha kesin biçimde etkileyebilir.
Konkordato düzenlemesinin her ikisini de anması, takip yasağı nedeniyle alacaklının farklı nitelikteki süreler karşısında korunmasını amaçlar.
Bir alacağın konkordato mühletinden önce zaten zamanaşımına uğramış olması ise başka bir meseledir. Mühlet kararı geçmişte tamamlanmış bir zamanaşımı süresini geriye dönük olarak ortadan kaldırmaz.
Örneğin alacak mühlet kararından önce zamanaşımına uğramış ve borçlu buna dayanabilecek durumdaysa, daha sonra konkordato mühleti verilmesi alacağı yeniden zamanaşımına uğramamış hâle getirmez.
Aynı şekilde mühlet öncesinde zamanaşımını kesen bir işlem yapılıp yapılmadığı da ayrıca incelenmelidir. Daha önce başlatılmış icra takibi, dava veya borcun ikrarı gibi olayların zamanaşımı üzerindeki etkisi kendi hukuki şartları içinde değerlendirilir.
Konkordato mühleti ile birlikte ortaya çıkan durum ise bunlardan farklıdır: burada alacaklının kanunen takip yapamadığı bir dönem bulunmaktadır.
Bu nedenle zamanaşımı hesabında yalnız borcun vade tarihini bilmek yeterli değildir. Alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi, daha önce süreyi kesen veya durduran olaylar, konkordato mühletinin başlangıcı ve sona erdiği tarih birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle kambiyo senetlerinden doğan alacaklarda bu konu daha hassas hâle gelebilir. Bono, poliçe ve çekten kaynaklanan hakların kendilerine özgü zamanaşımı süreleri bulunduğundan, konkordato mühletinin bu sürelere etkisi senedin türü ve kullanılmak istenen hak dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde rehinli alacaklarda konkordato mühletinin takip hakkına etkisi farklı olduğundan, zamanaşımı bakımından da genel takip yasağına tabi adi alacaklarla birebir aynı değerlendirme yapılmamalıdır.
Konkordato sürecindeki alacaklıların yaptığı önemli hatalardan biri, “Nasıl olsa bütün süreler durdu” düşüncesiyle dosyayı tamamen takip dışı bırakmaktır.
Oysa konkordato kendi içinde sürelerle işleyen bir süreçtir. Komiserin alacaklılara yaptığı çağrı, alacakların bildirilmesi, projeye ilişkin işlemler, alacaklılar toplantısı ve kanun yolları bakımından belirli sürelerin kaçırılması alacaklının konumunu etkileyebilir.
Başka bir ifadeyle, konkordato mühleti icra baskısını durdurabilir; fakat alacaklının dosyayı takip etme yükünü ortadan kaldırmaz.
Alacaklının bir hukuk davası açıp açamayacağı da icra takibinden ayrı değerlendirilmelidir. Konkordato mühletinin icra ve iflas takiplerine getirdiği sınırlama, borçluya karşı açılabilecek bütün hukuk davalarının yasaklandığı anlamına gelmez.
Dolayısıyla bir alacak davasına ilişkin dava açma süresinin veya başka bir maddi hukuk süresinin konkordato nedeniyle durduğu sonucuna yalnız takip yasağından hareketle varılmamalıdır.
Örneğin alacağın tespiti için dava açılması mümkünken alacaklı hiçbir işlem yapmamışsa, daha sonra konkordato mühletini bütün süreler bakımından genel bir mazeret olarak ileri sürmesi mümkün olmayabilir. Hangi hakkın kullanılamadığı ve hangi hakkın kullanılmaya devam edebildiği somut hukuki ilişkiye göre ayrılmalıdır.
Mühletin sona ermesiyle birlikte süre hesabının yeniden yapılması da dikkat ister. Konkordatonun tasdik edilmesi, talebin reddedilmesi, mühletin kaldırılması veya borçlunun iflasına karar verilmesi farklı hukuki sonuçlara yol açabilir.
Tasdik edilen konkordato bakımından alacak artık yalnız eski sözleşme veya fatura ilişkisine göre değil, bağlayıcı hâle gelen konkordato projesinin ödeme şartlarıyla birlikte değerlendirilir. Projede belirlenen vadelerin yerine getirilmemesi yeni uyuşmazlıkların ve yeni süre hesaplarının başlangıcı olabilir.
Alacaklı açısından en güvenli yaklaşım, konkordato kararını bir “sürelerin tamamını donduran genel karar” olarak görmemektir. Hangi hakkın mühlet nedeniyle kullanılamadığı tek tek belirlenmeli ve yalnız o hak bakımından kanunun sağladığı süre korumasına dayanılmalıdır.
Konkordato mühletinin zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere ilişkin düzenlemesi aslında basit bir denge kurar: Kanunun kullanmayı yasakladığı bir takip yolu, sırf zaman geçtiği için alacaklının hakkını tüketmemelidir. Fakat konkordato, alacaklıya açık olan diğer hukuki yolların ve konkordato dosyasındaki sürelerin takip edilmesini gereksiz hâle de getirmez.