Egemen Hukuk Bürosu
Konkordato sürecinde borçlu tarafından kabul edilmeyen çekişmeli alacak

Konkordatoda Çekişmeli Alacak Nedir?

Konkordato sürecinde borçlunun sunduğu borç listesi ile alacaklıların bildirdiği rakamların birebir örtüşmesi her zaman mümkün değildir. Bir tedarikçi 5 milyon TL alacağı bulunduğunu bildirirken borçlu şirket yalnız 3 milyon TL borcu olduğunu kabul edebilir. Başka bir alacaklının talebini ise şirket tamamen reddedebilir. İşte bu uyuşmazlık konkordato bakımından “çekişmeli alacak” kavramını gündeme getirir.

Çekişmeli alacak, borçlunun varlığını veya miktarını kabul etmediği alacaktır.

Uyuşmazlık alacağın tamamına ilişkin olabileceği gibi yalnız belirli bir bölümünde de ortaya çıkabilir.

Örneğin alacaklı 2 milyon TL talep ediyor ve borçlu 1,4 milyon TL'yi kabul ediyorsa 600 bin TL'lik bölüm çekişmeli olabilir. Borçlu herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürüyorsa alacağın tamamı tartışmalı hâle gelir.

Çekişmenin nedeni yalnız “Bu borç yoktur” savunması değildir. Borçlu malın eksik teslim edildiğini, hizmetin ayıplı olduğunu, borcun daha önce ödendiğini, takas veya mahsup bulunduğunu, faturanın gerçeği yansıtmadığını ya da talep edilen faiz hesabının yanlış olduğunu ileri sürebilir.

Konkordato açısından asıl güçlük şuradadır: Projenin kabul edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için hangi alacaklıların hangi miktarla oy kullanacağının bilinmesi gerekir. Oysa alacağın gerçek miktarı hakkında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Konkordato mahkemesi bu noktada çekişmeli alacakların hesaba katılıp katılmayacağına ve hangi oranda hesaba katılacağına karar verebilir.

Bu kararın işlevini doğru anlamak önemlidir.

Mahkemenin bir alacaklıyı örneğin 2 milyon TL üzerinden konkordato nisabına dahil etmesi, alacaklının borçludan kesin olarak 2 milyon TL alacaklı olduğuna ilişkin maddi anlamda kesin hüküm değildir.

Tersine mahkemenin alacağın tamamını konkordato oylamasında dikkate almaması da alacağın hukuk düzeninde kesin biçimde mevcut olmadığı anlamına gelmez.

Buradaki inceleme esas olarak konkordato sürecinin yürüyebilmesini ve oylama çoğunluklarının hesaplanabilmesini sağlar.

Bu ayrım, konkordato mahkemesi ile alacağın esasını çözecek mahkemenin görevlerinin birbirine karıştırılmasını önler.

Örneğin taraflar arasında eser sözleşmesinden kaynaklanan 10 milyon TL'lik bir uyuşmazlık bulunduğunu düşünelim. Borçlu şirket işin ayıplı yapıldığını ileri sürerek borcu kabul etmiyor olabilir. Bu uyuşmazlığın bütün teknik delilleriyle, bilirkişi incelemeleriyle ve tarafların iddia-savunmalarıyla kesin olarak çözülmesi uzun bir yargılama gerektirebilir.

Konkordato sürecinin ise bu davanın yıllarca sonuçlanmasını beklemesi mümkün değildir.

Bu nedenle konkordato mahkemesinin yaptığı değerlendirme, oylamanın yürütülmesi bakımından gerekli geçici bir hesaplama işlevi görür; alacak uyuşmazlığının nihai çözümünün yerine geçmez.

Alacaklının elinde fatura, çek veya bono bulunması da alacağın konkordato içinde mutlaka tartışmasız kabul edileceği anlamına gelmez. Borçlu senedin bedelsiz kaldığını, ödeme yapıldığını veya temel ilişkiden kaynaklanan başka bir itirazı ileri sürebilir.

Benzer biçimde borçlunun kendi muhasebe kayıtlarında alacağın bulunması güçlü bir veri olabilir; fakat her durumda bütün uyuşmazlıkları otomatik olarak sona erdirmez.

Alacağın daha önce mahkeme kararıyla kesin biçimde belirlenmiş olması ise değerlendirmeyi önemli ölçüde değiştirebilir. Kesinleşmiş bir ilamın varlığı ile henüz hiçbir yargılamaya konu olmamış bir fatura alacağı aynı hukuki durumda değildir.

Aynı şekilde alacak hakkında konkordato başvurusundan önce açılmış bir dava varsa bu davanın hangi aşamada bulunduğu ve verilmiş bir karar olup olmadığı incelenmelidir.

Çekişmeli alacağın miktarı konkordato oylamasını doğrudan etkileyebilir.

Özellikle büyük tutarlı bir alacak söz konusuysa bu alacağın nisaba dahil edilmesi veya edilmemesi projenin gerekli çoğunluğu sağlayıp sağlamadığı konusunda belirleyici olabilir.

Örneğin şirketin toplam adi borcu 100 milyon TL iken tek bir alacaklının 25 milyon TL'lik talebi çekişmeliyse, bu alacağın hangi miktarla hesaba katılacağı oylamanın matematiğini ciddi biçimde değiştirebilir.

Bu sebeple çekişmeli alacak yalnız alacaklı ile borçlu arasındaki bireysel bir tartışma değildir; diğer alacaklıların konkordato üzerindeki oy ağırlığını da dolaylı olarak etkileyebilir.

Borçlunun gerçekte mevcut alacakları sırf konkordato çoğunluğunu değiştirmek amacıyla reddetmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Aynı şekilde gerçek bir hukuki dayanağı bulunmayan yüksek tutarlı alacakların konkordato oylamasına dahil edilmesi de diğer alacaklıların iradesini bozabilir.

Mahkemenin çekişmeli alacaklara ilişkin değerlendirmesinin önemi burada ortaya çıkar.

Peki çekişmeli alacak sahibi konkordato tasdik edildikten sonra ne yapar?

Alacaklı, alacağının varlığını ve gerçek miktarını genel hükümlere göre yargı yoluyla ileri sürebilir. Konkordato sürecindeki nisap kararı, alacak davasının yerine geçmez.

İcra ve İflas Kanunu ayrıca çekişmeli alacaklar bakımından tasdik kararından sonra açılacak davalara ilişkin özel bir sistem öngörmektedir. Tasdik kararını veren mahkeme, çekişmeli alacaklılara ayrılan payın belirli koşullarda bankaya yatırılmasına karar verebilir ve alacaklının kanunda öngörülen süre içinde dava açması önem taşır.

Bu nedenle çekişmeli alacak sahibi, “Konkordato bitti, daha sonra istediğim zaman dava açarım” düşüncesiyle hareket etmemelidir. Tasdik kararı ve buna bağlı süreler ayrıca incelenmelidir.

Alacak daha sonra mahkeme kararıyla kesinleştiğinde, tahsil şekli de konkordatonun bağlayıcı hükümleri dikkate alınarak belirlenir. Alacaklının davayı kazanması, konkordato kapsamına giren bir alacak bakımından tasdik edilen ödeme planını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Örneğin mahkeme alacağın 4 milyon TL olduğuna karar verse bile tasdik edilmiş konkordato adi alacakların yüzde 80'inin belirli vadelerde ödenmesini öngörüyorsa, alacağın tahsil biçimi konkordato hükümleriyle birlikte değerlendirilir.

Çekişmeli alacaklarda teminatların durumu da ayrıca önemlidir. Alacak ipotek veya başka bir rehinle güvence altındaysa, rehinli kısmın konkordato içindeki hukuki konumu adi alacaktan farklı olabilir.

Kefil veya avalist bulunması hâlinde ise konkordato borçlusu dışındaki kişilere karşı haklar ayrıca incelenir. Borçlu şirketin alacağı kabul etmemesi, üçüncü kişinin sorumluluğunu tek başına ortadan kaldırmaz.

Alacaklı bakımından çekişmeli alacak dosyasının en güçlü tarafı, iddianın belgelerle kurulabilmesidir. Sözleşmeler, faturalar, teslim belgeleri, banka hareketleri, yazışmalar, mutabakatlar ve varsa kıymetli evrak yalnız gelecekteki alacak davası için değil, konkordato içindeki değerlendirme bakımından da önem taşır.

Konkordato sürecinde çekişmeli alacağın temel özelliği, henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen yok sayılamaması; fakat kesinleşmiş bir alacak gibi de otomatik olarak kabul edilememesidir. Sistem, konkordatonun yıllarca sürecek alacak davalarını beklemeden ilerlemesini sağlarken alacaklının gerçek alacağını daha sonra yargı yoluyla ispat edebilme hakkını da korumaya çalışır.