Konkordato Projesi Nasıl Oylanır?
Bir konkordato projesinin ekonomik olarak makul bulunması tek başına kabul edilmesi için yeterli değildir. Borçlunun teklifinin kanunda öngörülen alacaklı çoğunluklarından birini sağlaması gerekir. Bu aşamada yalnız kaç kişinin “evet” dediğine bakılmaz; kabul oyu veren alacaklıların temsil ettiği alacak miktarı da hesaba katılır.
Konkordato oylamasının temel özelliği budur: kişi sayısı ile alacak miktarı birlikte değerlendirilir.
İcra ve İflas Kanunu'na göre konkordato projesi iki alternatif çoğunluktan birinin gerçekleşmesi hâlinde kabul edilmiş sayılabilir.
Birinci ihtimalde, kaydedilmiş olan alacaklıların yarısını ve alacakların yarısını aşan bir çoğunluğun projeyi kabul etmesi gerekir.
İkinci ihtimalde ise kaydedilmiş alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşan bir çoğunluğun kabulü yeterlidir.
Bu iki seçenek birbirinin alternatifi olarak işler. Projenin her ikisini birden sağlaması gerekmez.
Örneğin konkordato hesabında 100 alacaklı ve toplam 60 milyon TL alacak bulunduğunu düşünelim. İlk çoğunluk seçeneğinde 50 kişinin değil, 50'yi aşan sayıda alacaklının ve aynı zamanda 30 milyon TL'yi aşan alacak tutarının projeyi kabul etmesi gerekir.
Başka bir ihtimalde alacaklı sayısı daha düşük kalabilir; fakat kabul oyu verenlerin sayısının alacaklıların dörtte birini, temsil ettikleri alacağın ise toplam alacakların üçte ikisini aşması gerekir.
Sistemin böyle kurulmasının önemli bir nedeni vardır.
Yalnız kişi sayısı esas alınsaydı çok küçük alacaklara sahip çok sayıdaki alacaklı, ekonomik büyüklüğün büyük bölümünü temsil eden alacaklıların iradesini etkisiz hâle getirebilirdi. Yalnız alacak miktarı esas alınsaydı bu defa tek veya birkaç büyük alacaklı bütün süreci belirleyebilirdi.
Kanun iki unsuru birlikte kullanarak bu iki uç arasında denge kurmaya çalışır.
Ancak oylamanın gerçek güçlüğü çoğunluk oranlarını bilmekten ziyade hangi alacakların ve hangi alacaklıların hesaba dahil edileceğini belirlemektir.
Her alacak konkordato nisabına aynı şekilde girmez.
Öncelikle çekişmeli alacaklar önem taşır. Borçlu bir alacağın tamamını veya bir kısmını kabul etmiyorsa bu alacağın oylamada hangi miktarla dikkate alınacağı tartışmalı hâle gelir. Mahkeme, çekişmeli alacakların nisaba katılıp katılmayacağına ve hangi oranda hesaba alınacağına karar verebilir.
Örneğin toplam alacakların önemli bir bölümünü oluşturan 20 milyon TL'lik bir talebin çekişmeli olması, oylamanın sonucunu değiştirebilecek kadar önemli olabilir.
Bu karar alacağın maddi hukuk bakımından kesin olarak 20 milyon TL olduğuna ilişkin nihai bir hüküm değildir. Buradaki amaç konkordato oylamasının hangi rakamlar üzerinden yapılacağını belirlemektir.
Rehinli alacaklar bakımından da ayrı bir hesap yapılır. Rehinle temin edilmiş alacakların konkordato nisabındaki yeri, teminatın karşıladığı kısım dikkate alınarak değerlendirilir. Rehinle karşılanmayan bölüm bakımından alacaklının adi alacaklı konumuna gelebileceği durumlar ortaya çıkabilir.
İmtiyazlı alacakların konkordato içindeki statüsü de farklıdır. Kanunun konkordato nisabına ilişkin hükümleri hangi alacakların hesaba katılacağını özel olarak düzenlediğinden, toplam borç listesindeki bütün rakamların alt alta toplanmasıyla doğru oylama sonucu elde edilemez.
Borçluya belirli derecede yakın kişilerin alacakları konusunda da kanun sınırlamalar getirmiştir. Borçlunun eşi, çocuğu ve kanunda belirtilen yakınlarının oyları, konkordato çoğunluğunun yapay biçimde oluşturulmasını önlemek amacıyla nisap hesabında özel kurallara tabidir.
Tüzel kişi borçlularda ortaklık ve bağlantılı kişi ilişkileri de dosyanın özelliklerine göre ayrıca incelenebilir.
Bir başka önemli ayrım, toplantıya katılmak ile kabul oyu vermek arasındadır.
Alacaklılar toplantısında bulunmak, konkordato projesinin otomatik olarak kabul edildiği anlamına gelmez. Alacaklının proje hakkındaki iradesinin usulüne uygun biçimde ortaya konulması gerekir.
Toplantıya katılmayan alacaklıların tamamının otomatik olarak “hayır” oyu vermiş sayıldığı şeklinde basit bir hesap da yapılmamalıdır. Konkordato nisabı, kanunun belirlediği kaydedilmiş alacaklılar ve alacaklar üzerinden hesaplanır; kabul çoğunluğu buna göre tespit edilir.
Oylama yalnız toplantının yapıldığı günle de sınırlı değildir.
Kanun, toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde alacaklıların konkordato projesine iltihak edebilmelerine imkân tanır. Bu süre içinde verilen kabul beyanları da çoğunluk hesabında dikkate alınabilir.
Bu yedi günlük dönem özellikle toplantıya katılmayan veya toplantı tarihinde henüz kararını vermemiş alacaklılar açısından önemlidir.
Süre tamamlandıktan sonra konkordato komiseri oylama sonuçlarını değerlendirir. Hangi alacaklıların hangi tutarla hesaba katıldığı, kabul beyanlarının miktarı ve kanuni çoğunluğun gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenir.
Komiser, konkordatoya ilişkin belgelerle birlikte gerekçeli raporunu mahkemeye sunar.
Burada konkordato sürecinde sıkça karıştırılan önemli bir nokta ortaya çıkar: Oylamada gerekli çoğunluğun sağlanması, konkordatonun kesin olarak tasdik edildiği anlamına gelmez.
Alacaklıların kabulü tasdik için gerekli aşamalardan biridir; fakat son karar mahkemeye aittir.
Mahkeme yalnız aritmetik olarak yeterli sayıda “evet” oyu bulunup bulunmadığına bakmaz. Konkordatonun kanundaki diğer tasdik şartlarını da inceler.
Teklif edilen tutarın borçlunun iflası hâlinde alacaklıların elde edebileceği muhtemel miktardan fazla olması, teklif edilen ödemenin borçlunun kaynaklarıyla orantılı bulunması ve diğer kanuni şartların yerine getirilmesi bu incelemenin parçalarıdır.
Dolayısıyla alacaklıların çok büyük çoğunluğu projeyi desteklese bile kanuna aykırı bir konkordato yalnız bu oylarla geçerli hâle gelmez.
Tersinden bakıldığında, konkordato oylamasında bir alacaklının kararını yalnız “şirketi kurtarmak” veya “projeyi reddetmek” düşüncesi üzerinden vermesi de ekonomik tabloyu eksik bırakabilir.
Alacaklı bakımından temel karşılaştırma, teklif edilen konkordato ödemesi ile alternatif tahsil ihtimalleridir.
Örneğin şirket alacağın yüzde 75'ini iki yıl içinde ödemeyi öneriyorsa alacaklı bu rakamı yalnız yüzde 25'lik indirim olarak değerlendirmemelidir. Şirketin iflası hâlinde tahsil edilebilecek muhtemel tutar, ödeme zamanı, teminatlar ve şirketin projeyi yerine getirme kapasitesi birlikte düşünülmelidir.
Aynı şekilde yüzde 100 ödeme teklif edilmesi de tek başına güçlü bir proje anlamına gelmez. Beş yıl sonra ödenmesi teklif edilen bir borçla altı ay içinde yapılacak ödeme ekonomik olarak aynı değere sahip değildir.
Konkordato oylaması bu yüzden basit bir “evet-hayır” işleminin ötesindedir. Oy pusulasındaki tek kelimenin arkasında alacağın tutarı, ödeme zamanı, teminatı, şirketin gelecekteki nakit üretme gücü ve iflas hâlindeki muhtemel tahsilat birlikte durur. Kanunun çoğunluk sistemi bu bireysel değerlendirmeleri kolektif bir karara dönüştürür.